Artık, kalıcılığa inanmak istiyordum. Değerlere, ilişkilere, insanlara. Ölümlü olmayan bir dünya vardı ve ben ona dahil olmak istiyordum. Çünkü hiçbir şeyin sonsuz, ölümsüz olmadığı düşüncesi beni tembel bir vahşi yapmıştı. Oysa sevgi, dostluk yüzlerce kuşak eskitecek kadar gençti hâlâ!
Ben de yeniden hayata gelmekte olan zihnime kürtaj yapmak zorunda kalacaktım. Onu cehenneme yollayıp peşinden de ben gidecektim. Önümde yine bir bekleme vardı. Bütün şehir artık bir bekleme odasıydı. Yirmi dört saat sonra alacaklardı beni, gerçekler odasına. Aramızda saat farkı vardı gerçeklerle Yirmi dört saat gerilerindeydim ben!...
O kadar ne yapacağımı bilmez duruma gelmiştim ki, mutlu olabileceğimi düşünmeye başlamıştım! Çünkü bugüne kadar, belki de denemediğim bir o kalmıştı...