Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
1. Hayır, öyle değil! Kıyamet gününe yemin ederim ki,
2. Öyle değil! Kendisini ısrarla kınayan benliğe de yemin ederim.
3. İnsan, kendisinin kemiklerini asla bir araya toplamayacağımızı mı sanıyor?
4. Hayır, sandığı gibi değil! Biz onun parmak uçlarını da tam bir biçimde düzenlemeye gücü yetenleriz.
5. Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister.
6. "Kıyamet günü nerede/ne zaman?" diye sorar.
7. Göz şimşek çaktığında,
8. Ay tutulduğunda,
9. Ve Güneş'le Ay bir araya getirildiğinde,
10. Der ki insan o gün, "Kaçılacak yer nerede?"
11. Hayır, yok sığınacak yer!
12. Varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur o gün.
13. Haber verilir insana o gün, önden gönderdiği de arkaya bıraktığı da.
14. Gerçek şu ki insan, öz benliği üzerine yönelmiş keskin ve derin bir bakıştır;
Yüce Allah'ın şu sözüdür: "Onlara 'öf' bile deme." (İsrâ: 23)
Metin, ibaresiyle (açık lafıyla), bu kelimede anne-babayı incitme unsuru bulunduğu için çocuğun onlara "öf" demesinin haramlığına delalet etmiştir buradan, metnin onları dövmenin ve onlara sövmenin haramlığını da kapsadığı zihne hemen gelir,çünkü dövme ve sövmede, "öf" kelimesindekinden çok daha şiddetli bir incitme ve acı verme vardır.
Çocuk sürekli olarak bir önceki hâliyle, yani kendisiyle yarışma halindedir; bir başkasıyla değil. Yola böyle başlar. Gerçek budur. İlk denemede bir işi 100 üzerinden 20'lik bir değerde yapmışsa, önemli olan ikinci denemede 21 de olsa bir ilerleme kaydetmektir. Üçüncü denemede 23'lük başarı kutlanacak bir başarıdır. Bu sürece değer veren anne baba ve öğretmenler, azimli insanlar yetişmesine olanak sağlamış olurlar. Bu tutumun arkasında, ilişkide tanıklığın 4. boyutu vardır: "Senin öğrenme potansiyeline, başarabileceğine güveniyorum." Böyle bir tavır sergileyebilmek için çocuğun davranışına değil; onun öğrenme hevesine, gayretine, anlamasına odaklanmak gerekir. Böyle bir tutum sabır ve anlayış gerektirir.
23 yıl Büyük Selçuklu Devleti tahtında kalmış olan Sultan Ebû Talib Rükneddin Muhammed Tuğrul, özellikle devletin kuruluşu sırasında son derece büyük hizmetlerde bulunmuştur. O, küçük bir Selçuklu beyliğini, yönetimdeki adaleti, bitmeyen azmi, sabrı, her olay karşısında ihtiyatlı ve hoşgörülü oluşu sayesinde, Türk ve dünya tarihinde önemli roller oynayan bir İmparatorluk haline getirmeyi başarmış olan Büyük bir Türk Hükümdarı olarak tarihe geçmiştir.
Geçen gün bir dostumun evinde, ilk defa olarak Berlin radyosunun türkçe neşriyatını dinledim. Aman yarabbi; İngilizlere ne küfürler, ne küfürler! Ve ne uydurma haberler, mütalealar, mülâhazalar!.
Baştan aşağı yalan, iftira, tecavüz, hakaret! Hiç insan, koca ve resmî bir radyo cihazı, düşmanı hakkında olsa bile ağzını bu mikyasta bozabilir, fikrini bu derecede ayağa düşürebilir, vicdanını hakikate karşı bu kadar körleştirebilir mi?.
23 Şubat 1940