Puan vermedi
Ahmet Mithat Efendi; He is an enlightened writer with a strong oratory who dominates all fields such as journalist, story and novel writer, philosopher of history and contributes to the enlightenment of the society he is in, transferring his knowledge and experience to all segments of society. He wrote about the renewal movement that started with the Tanzimat in his works and he became a guide by writing his writings for information purposes. He read a lot of French books, gained knowledge about literary movements and transferred them to his works with his own interpretation. Ahmet Mithat Efendi is the leading name in the works of the Tanzimat Period. He conveyed his existing experiences both in his novels and his works such as Müşahedat, Taffüf, Mesail-i Muğlaka, Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat Yazıları 1 and 2, he became one of the most enlightened writers of Turkish novelism, and he deserved to be known as a novelist because he was mostly engaged in novels among prose genres. Ahmet Mithat Müşahedat criticized Emile Zola in his introduction titled 'Hasbihâl with Kâriîn' in his work titled Müşahedat and described the situation of Emile Zola, who wrote with a naturalist perspective of French society, from a critical point of view. Mithat Efendi wrote almost all his works to guide and educate people. And for this reason, according to him, transferring the events existing in the society as they are, instead of educating people, he was worried about leading them down the wrong path and therefore he opposed the Turkish society to read Emile Zola. Ahmet Mithat is a socialist and devoted writer. His aim to educate the public has led him to address the problems of the people. In this respect, he is in a way the sociologist of his period. Naturalism is established through the
Edebiyat & Roman
Emile Zola Hayatı ve Edebi FaaliyetiMihail Barro · Dorlion Yayınevi · 00 okunma
Victor Hugo'nun fırtınalı günleri
Puan vermedi·408 syf.··
Beğendi
·
2025 41. kitabı
·
44 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 18:04
Kısa süre içinde iktidarı ele geçiren devrimci yönetimin Paris’e verdiği zarar, Hugo’nun günlüğünde hem yazılar hem karikatürler hem de çizimlerle birlikte kitap hâline getirilmiş. Kitabın baskısı, dipnotların zenginliği, yazarın ressam yönü, çizimleri; bir de buna eklenen son derece içten günce üslubu… Bütün bunlar beni o dönemin içine çekti. Hugo’ya hayranlığım bir iken bine çıktı. Korkusuz, cesur, 69 yaşında bile her olayın ortasına atılan; mazlumdan yana duran, nerede bir idam kararı duysa oraya koşan, nerede bir adaletsizlik görse sesini yükselten bir dehadır Victor Hugo. Bir önceki günlüğü Gördüklerim İşittiklerim daha edebî bir eser tadı taşırken, bu günlük samimiyeti, ayrıntıları ve içtenliğiyle yazarı okura çok daha fazla yaklaştırıyor. Hatta kimi satırlarında, sıradan bir insanın tuttuğu günlüklerin tadı var: Harcadığı paralar, gittiği yerler, aldığı eşyalar ve küçük gündelik notlar… Ailesiyle birlikte Paris’ten Brüksel’e, oradan Lüksemburg’a savrulan Hugo, gittiği her yerde halkın sevgisiyle karşılaşmış; ama aynı zamanda defalarca ölüm tehdidi almış. Taşlı sopalı gruplar evini kuşatmış, onu ölümle tehdit etmişler… Paris’e döndüğünde idam cezalarına karşı nutuklar, mektuplar ve gazete yazıları kaleme alarak itirazını dile getirmiş; bunların çoğunda da af kararının çıkmasına muvaffak olmuş. “Beni ancak ölümümden sonra anlayacaklar” (s. 379) Hugo’nun, oğlunun ve kızının ölümünden duyduğu büyük acı da sayfalara sinmiş. Bazı geceler çocuklarının kapıyı çalıp geldiğini bile sandığını yazıyor; Hugo, teselliyi torunlarında aramış. Yazar sadece günlük tutmakla kalmıyor, zaman zaman bulunduğu yerlerin betimlemelerine de yer veriyor. Özellikle deniz yolculuklarındaki tasvirleri, romanlarını hatırlatan bir derinlik taşıyor. Yazarların günlüklerini okumayı her zaman çok
Hayata Dair
1871 Paris Komünü GünleriVictor Hugo · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2020239 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Tolstoy'un itirafları
Puan vermedi·95 syf.··
2025 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Kasım 2025 18:03
Lev Tolstoy 'un bu dertlerini Kazaklar, İvan İlyiç'in Ölümü, Diriliş, Efendi ile Uşağı, Anna Karenina ve Sivastopol içinde, yani kurgu aracılığıyla çok daha iyi anlattığını düşünüyorum. Kazaklar'da "O da bir insandı işte" sözü ile, İvan İlyiç'in Ölümü'nde ana karakterin hayatını "yanlış" yaşadığının farkında olmasıyla fakat bunu kabul etmekte zorlanmasıyla, Diriliş ve Anna Karenina'nın sonunda ana karakterin tüm insanlığı kapsayan sevgisini keşfetmesi ve bunu tüm İbrahimî dinlerle birleştirip huzuru bulmasıyla, Efendi ile Uşağı'nda ana karakterin sınıf farklılıklarını göz ardı etmeyi öğrenmesiyle ve uşağı için canını feda ederken duyduğu huzurla, ve Sivastopol'de savaşın insan ayırmadan herkesi öldürmesiyle ve karakterlerin ölüm-kalım seçimlerini yaparken çevrelerindeki insanların kendileri hakkındaki yargılarını göz ardı edememesiyle anlatılan her şey; sanki bu kitapta özetlenmiş. Fakat bu değerler, düşünce ve duygular Tolstoy'un muazzam kurgu, hikayecilik ve karakterizasyon yeteneklerinden sıyrılınca ikna ediciliklerini ve etkileyiciliklerini kaybetmişler. Tolstoy maceramın sonlarına doğru okumam daha iyi oldu, iyi ki ince diye başlarda okumamışım bunu.
Edebiyat
İtirafLev Tolstoy · İş Bankası Kültür Yayınları · 202229,3bin okunma
10/10
·380 syf.··
Beğendi
·
2025 158. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ekim 2025 11:34
"Soykırımdan kurtulan iki kişinin torunu olarak, büyükannemin ve büyük büyükannemin fedakarlıklarını, mücadelelerini onurlandırmanın en iyi yolunun, unutulmaması gereken bir dönemin anılarını yaşatmak olduğuna inanıyorum. Böyle bir konuyu kaleme almak zor olsa da köklerimin başladığı yeri anlayıp atalarıma minnet duymak gibisi yok." Yazar Shari eseri ele alırkenki duygularını bu şekilde paylaşıyor okuyucularla. Kitabımız ikili zaman aralığında geçiyor, genç ve çalışkan mimar kızımız Grace, kendisine gelen miras işi ile ilgili bir posta alır ve yolu Almanya'ya düşer. Miras kalan bir kitapçı, okuması gereken düzinelerce hikaye vardır elinde atalarına dair. Ailesinin izini sürmeye çalışan yetim annesini iki sene önce kanserden kaybeden Grace'i bekleyen sırlar 1940'lı yıllarda yaşanan Yahudi soykırımının yıkımını de gözler önüne serer. Zorluklar içerisinde bir aşk büyükannesi ve büyükbabasının yaşadığı. Kavuşabilecekler mi ve Grace'in annesi onlardan nasıl koparıldı derken kitap bitmiş, akıcı ve dokunaklı bir eserdi. Dünya üzerinde hiçbir canlının eziyet çekmediği, haksızlığa uğramadığı güzel günlerin gelmesini umut ediyorum. #esaretşehrindebirkitapçı ~ "Hepimizin olmasını dilediği dilekleri vardır ama senin de bildiğin gibi, o dileklerin çoğu fedakarlık yapmadan gerçekleşmez. Hayatın bizi dengede tutma yolu bu, öyle değil mi?" ~ "Bu dünyadan göçüp gittikten sonra bile sonsuz mirasımız yaşamaya devam edecek çünkü biz hiç bitmeyen, sabrın, gücün ve cesaretin hikayesiyiz. Sana benliğimi, kalbimi ve ruhumu veriyorum. Biz bir oldukça dünyayı fethederiz." ~ Kübra Kabakcı #uzunuzunokuyoruz (379 sayfa) Reklam değil tavsiye
Esaret Şehrinde Bir KitapçıShari J. Ryan · Arkadya Yayınları · 2022905 okunma
Sivastopol
Puan vermedi·184 syf.··
2025 11. kitabı
“Tolstoy okumaları “yolculuğumda okuduğum 5. kitaptı. Kitap Kırım Savaşı sırasında Ruslar için önemli bir merkez olan Sivastopol şehrindeki savaşı betimliyor. Üç ana bölümden oluşuyor kitap. İlk bölüm de sizleri savaşın yaşandığı şehirde gezintiye çıkarıyor , sokaklarında dolaştırıp hastanelerine götürüyor ve savaşın yaşattığı o acı tabloyu gözler önüne seriyor. İkinci bölümde ise daha çok belirli kahramanlar üzerinden bir “sözde kahraman” vurgusu yapılarak savaşın acımasızlığını anlatmaya çalışıyor. Üçüncü bölüm ise en uzun ve en yoğun bölüm. Burada da şehre gelen ve görev gereği iki farklı tabura düşüp yolları ayrılan iki kardeşin farklı farklı yaşadıkları ve aynı zamanda bölgedeki savaşın acımasızlığını gösteren olaylarla karşılaşmasını görüyoruz. Her üç bölümün de ortak konusu savaşın acımasızlığı ve savaşın hem bireye hem de topluma olan olumsuz etkilerinin yansıtılması denebilir. Kitabı okurken kendinize şunları soruyorsunuz da denebilir yani: “Niçin savaşılıyor” veya “Bütün bu kan , gözyaşı , acı ne için? Binlerce insanın acısı için mi? İnsan hayatı bu kadar ucuz mu” gibi sorular… Özellikle Tolstoy’un bizzat bu savaşa subay olarak katılıp oradaki tecrübe ve gözlemleri sonucu bu kitabı yazması eseri çok daha gerçekçi kılıyor. Kitaptaki tasvirler ve betimlemeler de gerçekten teknik olarak çok iyi irdelenmiş. Özellikle sağlık çadırlarındaki o son derece gerçekçi betimlemeler ve subayların her ne kadar bir savaşta olsalar da insan olmaları gereği kendilerinden alıkoyamadıkları bir durum olan başbaşa iken düşündükleri, duyumsadıkları ve birbirleri ile olan iletişimleri de bütün bu savaş alanı içerisinde yaşanılan bir çelişkiyi ve insan doğasını da gözler önüne seriyor. En beğendiğim özelliklerinden biri de yazarın bu durumu son derece doğal bir durummuş gibi
SivastopolLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,998 okunma
Franklin'in Laneti: Kayıp Keşif Kolu ve Görünmez Katil
7/10
·97 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
488 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2025 17:09
Kitap Hakkında Bilgiler: Yayıncı: Sergio Bonelli Editore (İtalya), Lalkitap (Türkiye) Seri: Martin Mystère Sayı Numarası: #379 Türkiye'de #212 Orijinal Başlık: A nord da nord-ovest Yayın Tarihi: Eylül 2021 (İtalya), Eylül 2022 (Türkiye) Yazar (Writer): Sergio Badino Kapak (Cover): Giancarlo Alessandrini Yıl 2021, Ağustos ayıydı. New York'tan yola çıkan Martin Mystere ve Java, uzun bir yolculuğun ardından Kanada'nın Gjoa Haven Havalimanı'na indiler. Onları Marilyn Kunuk adlı bir doktor karşıladı. Martin'in zihninde, Doğu Harlem'de bir bar çıkışında Java ile birlikte maruz kaldıkları ırkçı saldırının ve ardından hastanede geçirdiği günlerin anıları hala tazeydi. Hastanede okuduğu bir kitap, Franklin'in Kayıp Keşif Kolu hakkındaki bu belgesel projesinin temelini atmıştı. Şimdi, bu eski gizemi aydınlatmak için bu uzak Kuzey topraklarındaydılar. Franklin'in trajik hikayesi 1845'te başlamıştı. İngiliz donanması, "Kuzeybatı Geçidi"ni bulmak üzere Erebus ("Karanlık") ve Terror ("Dehşet") adını taşıyan, dönemin en gelişmiş gemilerini göndermişti. Aslında bu gemiler, 1839'da deneyimli subay James Clark Ross komutasında Antarktika'da manyetik Güney Kutbu'nu aramış, ancak başarılı olamamışlardı. Şimdi yeni görevleri, Atlas ve Büyük Okyanus'u birbirine bağlayan bu efsanevi geçidi keşfetmekti. Sir John Franklin liderliğindeki bu seferde, genç subay James Clark Ross Erebus'un komutanıydı, Terror ise İrlanda kökenli pragmatik bir subay olan Francis Crozier'in emrindeydi. Gemiler, buharlı motorlarının da gücüyle, 19 Mayıs 1845'te Londra'dan ayrıldı. Ancak, sadece iki ay sonra, Temmuz 1845'te Baffin Körfezi'nden geçerken iki balina gemisi tarafından son kez görüldüler. Eylül 1846'da, Kral William Adası açıklarında buzlara sıkıştılar ve bir daha onlardan haber alınamadı. 24 subay ve
Martin Mystere - Sayı 212 - Kuzeybatıdan KuzeyeSergio Badino · Lal Kitap · 20223 okunma