Sünnet
Sünnet, sözlükte yol demektir. Yolun iyisine de kötüsüne de sünnet denir. Yalın halde söylendiği zaman "güzel yol" anlamındadır. Kur'ân-ı Kerîm'de bu kelime, devamlı âdet, kâinatın düzeninde geçerli olan tabii kanunlar, gidilen yol gibi anlamlarda kullanılır. Bir de sünnetullah terimi vardır. Bu, Allah'ın koyduğu kurallar, toplumların hayatlarında görülen ilerleme, gerileme ve hatta yok olmada geçerli olan ilâhî kanunlar demektir. Terim olarak sünnet, söz, fiil ve takrirleri ile Hz. Peygamber'in İslâm'ı yaşayarak yorumlaması demektir. Bu anlamda sünnet, hadisten daha kapsamlıdır. Nitekim "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmazsınız: Allah'ın kitabı ve Resûlü'nün sünneti.." (Malik, Muvatta', Kader 3) hadisinde bu anlam açıkça görülmektedir. Hz. Peygamber'e nisbet edilen her şeyin yazılı metni mânasında hadis, günümüzde sünnet yerine de kullanılmaktadır. Artık bugün hadis deyince sünnet, sünnet deyince hadis anlaşılmaktadır. Sünnetin çoğulu sünen olduğu gibi Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerine ait hadisleri içeren kitaplardan bir kısmının adı da Sünen'dir. Başlangıçta hadisin, Hz. Peygamber'in sözlerini, sünnetin ise fiil ve uygulamalarını ifade etmek için kullanılması, hadisi sünnetten ayrı düşünmek için yeterli değildir. Bu birlik, sünnete, kendine ait olmayan bir unsuru yamamak, ona kendisinden olmayan bir şeyi katmak mânasına asla gelmez. Bu yöndeki müsteşrik iddialarına kulak asmamak gerekir. Zaten sünnet, hadis kitaplarında gördüğümüz hadis metinleri değil, onların ifade ettiği mânalardır. Sünnet, Kur'ân'ın açıklayıcısı olduğu için Kur'ân-ı Kerîm'den hemen sonraki ikinci delildir. Kur'ân, okunan vahiy; sünnet, rivayet olunan vahiy (Şafii, Risale, s. 91-92); hadis ise rivayet edilen sünnet" (Kasımi, Kavaidü't-tah-dis,
Kitap Alıntısı
"Evliydim... İki de 4 ve 6 yaşında evladım vardı. Kocam memurdu. İçmeden yapamıyordu. O, 38 yaşındaydı... Ben, ondan 10 yaş küçüğüm, 28'indeydim. Evde, mecburdum dul anneme de bakmaya... Çaresizdi, hâlsizdi. Kısaca yardıma muhtaçtı. İçkili kocam ikide bir, "atsana bu cadalozu, suratını gördüm mü çileden çıkıyorum" diyordu... Biraz karşı geldim mi, sille tokat veryansın, iki çocuğumun önünde, annemin önünde bana meydan dayağı atıyordu. Anneciğim de, yavrularım da, o kocam olacak rezil adam beni döverken ağlıyorlar, çırpınıyorlardı. Sonunda isyan ettim ve annemle anlaşıp evi terkettim... Haftası içinde ayyaş kocam da sır olmuş evden; çocuklarını da yüzüstü bırakıp yoklara karışmış. Ne yapabilirdim?.. Çalmadığım kapı kalmadı, ama cevap aynıydı: İş yok!.. Ve mecburen, gecelerin kadını oldum. Evi de boşaltıp başka bir eve taşındık... Gecekondu bir ev bu ama, komşu dedikodusundan uzak. Pis bir hayat sürüyorum, farkındayım ama, hergün dayak yemekten uzağım şimdi; tesellim işte bu... Gece kazancım, evime ve yavrularıma yetiyor. Kahroluyorum onları severken, yaşadığım, mecbur edildiğim hayata. Bugün İstanbul, benim gibi binlerce, çaresizlikten gece hayatı yaşayan kadınlarla dolup taşıyor. İçimizde 17 yaşında olan da var, 40 yaşında olan da... Aklınıza gelebilecek her köşe bucakta varız maalesef. Ben lise mezunuyum. İstanbul'un fuhuş yuvaları içinde adeta doktora yaptım... Kahroluyorum ama, evde iki yavrum ve annemin geçimleri, benim bu çirkin hayatımın sürüp gitmesine sebep oluyor. Söyleyin, nasıl kurtulayım bu bataktan?.. Sayın Başbakanımız bir kadındır, erkeklere nazaran daha içli düşünür... Bizleri, gece hayatına çaresizlikten atılanları başka kim kurtarır; düşünemiyoruz bile. "Çaresizim" diyerek bu girdapta ömür törpülüyoruz, hiçbir el uzanmıyor bizlere!.. **Sayın
Sayfa 336 - Ağustos 1994, Vâridât: Tahsin Bey’e Mektup
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
38) Amaçlanan Talep (Murâdu'l-matlûb) Kastedilen kuldan talep edilen haldir. Kuldan talep edilen, kendi sıfatlarıyla tam olarak ahlaklanmaktır ki onlardan birisi de acizlik ve fakirliktir. İbn Atâullah el-Hikem'inde şöyle der: "Kendi özelliğinle ahlaklan ki, Allah kendi özelliğiyle sana yardım etsin." Kul bu hale yerleştiğinde, bu hal onu yoksullara merhamet menziline ulaştırır.
Sayfa 68
Din
Düşün ki 38 yaşındasın ve insanın muhtemelen sırf yaşı ilerlediği için olamayacağı kadar yorgunsun. Daha doğrusu şöyle: Yorgun filan değilsin, huzursuzsun, bu ayak kapanlarla dolu dünyada adım atmaya korkuyorsun, o yüzden sürekli iki ayağın birden havada; yorgun değilsin, yalnızca bu müthiş huzursuzluğun arkasından gelecek ve (bu arada Yahudi'sin ve korku nedir bilirsin) gözünü anlamsızca bir noktaya dikmene -en iyi ihtimalle Karl Meydanı’nın arkasındaki tımarhanenin bahçesinde- neden olacak o müthiş yorgunluktan korkuyorsun.
Sayfa 48
Allah dostlarına eziyet verip rakik kalplerini incitmek, gayretullah'a dokunup kişiyi azaba düçar eder. Nitekim bir hadis-i kudside bu hakikate şöyle işaret edilmektedir: "Her kim Ben'im veli bir kuluma düşmanlık ederse, Ben ona karşı harp îlân ederim...".(Buhari, Rikāk, 38) Cenâb-ı Hak kimi zaman böyle gâfillerin cezasını bu dünyada verip onları insanlara ibret kılar; kimi zamansa -ilâhî imtihan sırrına binâen-onların cezasını âhirete tehir eder.
Sayfa 451 - Altınoluk Yayınları, İstanbul - 1433 / 2012·Kitabı okuyor