Zaten İslam'ın nerdeyse tüm kuralları eskiden beri var­dı. Bir detay vereyim: Ağzı su ile çalkalamak, buruna su çekmek, misvak denen diş fırçasını kullanmak, bıyıkları kes­mek, çocukları sünnet etmek, etek ve koltukaltı tıraşları, tır­nak kesmek, tuvalet ihtiyacını giderirken su olmadığı zaman taş veya benzeri cisimlerle temizlik yapmak... Tüm bunlar İslam'dan önce de vardı. Hz. Muhammed ya olduğu gibi ya da bazı ufak tefek değişikliklerle bu eski örf-adet ve gele­neklere onay verdi ve dini birer vecibe haline getirdi. Ancak daha önce Araplarda kadınlar çalsaydı elleri kesilmezdi. Hz. Muhammed hırsızlık yapan kadınlan da cezaya tabi tut­tu ve bu kural Kur'an'da da yer aldı. Kendisinin elini kestiği ilk kadın Mürer binti Süfyan'dır. Zaten ayet, 'Erkek ol­sun kadın olsun çalarsa ellerini kesin' dedikten sonra tartış­maya gerek kalmaz. Ayet olduktan sonra kim çalmışsa eli­ni/ellerini kesmiştir. Ayette yalnız ellerini kesin deniliyor; ancak pratiğine bakıyoruz kendisi ayakları da kesmiştir ve hatta kimi hırsızları infaz etmiştir. Bunları sağlam kaynakla­ra dayanarak anlatacağım. (390) 390. a-Kurtubi tefsiri, Maide 38, c. 6/160. b-Seyyit Sabık, Fıkh-i Sünne, c. 2/321, 3. Dipnot. c-İbni Habib, Muhammer, s. 328.
Sayfa 235 - Berfin·Kitabı okudu
Araştırma inceleme din islam
Haber-i vahid'in delil olması
er-Rebî' b. Süleyman'ın [el-Murâdî'nin] rivâyetine göre Şafiî şöyle demiştir: "Bir kişinin rivâyetinin makbul olmasının sünnetten delili nedir?" diye soran kişiye şöyle cevap verilir: "İnsanlar Beyt-i Makdis'e yönelerek namazı kılıyordu. Sonra Rabbimiz Kâbe'ye yönelmelerini emretti. Kıblenin değiştiği haberi Kubalılara mescidde namaz kılarken bir kişi tarafından ulaştırıldı. Kubalılar da namazdayken Kâbe'ye yöneldiler." Ayrıca içki haram kılınmadan önce Ebû Talha bir grup sahâbeyle birlikte hurmadan yapılmış içki içerken bir kişi gelmiş içkinin haram kılındığını haber vermiştir. Orada bulunanlar bu haberi araştırmadan kabul etmiş, ellerinde bulunan içki küplerini kırmışlardır. Şüphesiz sahâbe yaşanan bu gibi durumları Hz. Peygamber'e haber vermiştir. Şayet bir kişinin haberi nakletmesi, haberin reddini gerekli kılsaydı Hz. Peygamber'in onlara "Siz Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılıyordunuz neden Kâbe'ye yöneldiniz? Eğer kıblenin değiştiğini benden duyarsanız veyahut bir kişi değil de bir topluluk size haber verirse namazda yönünü değiştirebilirsiniz" demesi gerekirdi. Kezâ haberin kabulü için belli bir sayı şartsa o topluluğun sayısının da Peygamber tarafından tespit edilmesi gerekirdi. Böylece kabul için gerekli sayı tespit edilmiş, olur, onun altında kalanlar ise reddedilirdi. İçki haram değilse helâl olur. Helal bir şeyin dökülmesi fesattır, israftır. Fesat ise ne Peygamber için ne de bir âlim için düşünülebilecek bir sıfat değildir. Eğer içkinin haram kılındığını haber veren tek kişinin haberiyle hüccet oluşmuyorsa Hz. Peygamber'in sahâbeye "İçki size helâldi, içkinin haram kılınması ancak benim beyânım yahut sayısını beyan ettiğim miktardaki bir topluluğun haber vermesi ile gerçekleşir" demesi de gerekirdi. Hz. Peygamber, oruçlu iken öpmenin orucu
Sayfa 242·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yusuf Suresi
وَكَذٰلِكَ يَجْتَب۪يكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اٰلِ يَعْقُوبَ كَمَٓا اَتَمَّهَا عَلٰٓى اَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَۜ اِنَّ رَبَّكَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ۟ “İşte böylece Rabbin seni seçecek, sözlerin yorumunu/rüya tabirini sana öğretecek, daha önce ataların İbrahim ve İshak’a (nimetini) tamamladığı gibi sana ve Yakub ailesine de nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin, (her şeyi bilen) Alîm, (hüküm ve hikmet sahibi olan) Hakîm’dir.” Yûsuf 6 لَقَدْ كَانَ ف۪ي يُوسُفَ وَاِخْوَتِه۪ٓ اٰيَاتٌ لِلسَّٓائِل۪ينَ Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinin (kıssasında) soranlar için (ibret alınacak öğütler ve) ayetler vardır. 7 وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ Ve üzerine yalancıktan kan (sürülmüş) gömleğini getirmişlerdi. “(Hayır, öyle değil!) Bilakis, nefsiniz bu işi size süslü göstermiş! (Artık bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin söylediklerinize karşı (yardımına sığınılacak) El-Mustean olan Allah’tır.” demişti. 18 وَجَٓاءَتْ سَيَّارَةٌ فَاَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَاَدْلٰى دَلْوَهُۜ قَالَ يَا بُشْرٰى هٰذَا غُلَامٌۜ وَاَسَرُّوهُ بِضَاعَةًۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ (Derken) bir yolcu kafilesi gelmiş, sucularını yollamışlardı. Kovasını (kuyuya) sarkıtınca: “Hey, müjdeler olsun! Bu bir çocuktur.” demişti. (Onu kuyudan çıkarıp) ticaret metaı olarak saklamışlardı. Allah onların yaptıklarını bilmekteydi. 19 وَقَالَ الَّذِي اشْتَرٰيهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَاَتِه۪ٓ اَكْرِم۪ي مَثْوٰيهُ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداًۜ وَكَذٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْاَرْضِۘ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْو۪يلِ الْاَحَاد۪يثِۜ وَاللّٰهُ غَالِبٌ عَلٰٓى اَمْرِه۪ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ
Beyaz Gemi'ye dair (Kasım 2025)
* “Eğer herkese karşılıksız dağıtacak olsalar altının da değeri olmazdı zaten.” (Sy. 16) * “Doğru demişler: ‘Kendisini saydırmasını bilmeyeni saymazlar.’” (Sy. 17) * “Bu bakımdan, gözden düşmekten korkmaması bakımından, kendisi bilmese de çok şanslı sayılırdı. Oysa birçokları hastalıktan değil de, kendini daha büyük gösterme ihtirasından ölürlerdi. (Akıllı, yetenekli, güzel olmayı; üstelik görkemli, haksever, dürüst ve kararlı olarak tanınmayı kim istemez?)” (Sy. 18) * “Dedem diyor ki, geçmiş zamanların birinde, bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına: ‘Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır, uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen, en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm,’ demiş. Tutsak han düşünüp cevap vermiş: ‘Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce, benim vatanımdan herhangi bir çobanı buraya getirtmeni istiyorum.’ ‘Ne yapacaksın o çobanı?’ ‘Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.’ Dedem diyor ki, işte böyle, vatanlarının bir türküsü için canlarını feda eden insanlar varmış.” (Sy. 44) * “Oğlun için kaygılanma,” demiş dedesi, “ben hayatta oldukça kimseye vermem onu, kimse de kılına dokunamaz. Ben öldükten sonra ise Allah’a emanet. İnsanın kaderinde ne varsa o olur.” (Sy. 38) * Çopur Topal Nine acı acı başını salladı: “Öyle deme Maral Ana, insanları tanımazsın. Orman hayvanları şöyle dursun, birbirlerini öldürmekten bile çekinmez onlar. Sözlerimin doğruluğunu anlayasın diye bu çocukları sana verirdim, verirdim ama insanlar bu çocukları da öldürürler. Ne diye çekeceksin böyle büyük bir acıyı?” (Sy. 61) * “Ee, oğlum, insanlar akılları ile değil de zenginlikleriyle tanınmaya, büyüklenmeye kalkışırsa bunun sonu kötü olur.” * “Ee, oğlum, ozanlar böyle övgü, böyle dalkavuk yarışında
Ötüken Neşriyat
KİTABIN ÖZETİ
Sana kötülük edene saldırmak için harekete geçmeden önce, kendi halkının sana inandığından ve güvendiğinden emin ol, sonra hava koşullarını incele, sonra da arazinin durumunu (13). İnsanlara iyilikle, güvenle ve adaletle yaklaşırsan hepsi de aynı düşünceyle, sana severek hizmet ederler (14). Çiğnenmeyecek kurallar koy ortaya. Bu kuralları çiğneyenleri hemen cezalandır. Kural koyup uygulamaya gelince, ister alt tabakadan olsun ister üst herkese eşit davran (18). Yani güçlü, kuvvetli olsan dıştan zayıf görüneceksin. Böylece düşmanını hazırlıksız yakalayacaksın (21). Düşmanın önderi ile halkı arasında iyi ilişkiler varsa onları bölmek için rüşvet kullanmalısın (27). Tutsak askerlere iyi davranmalı sana çalışmalarını sağlamalısın (38). Halka kendini sevdir ve karşı tarafın askerleri arasında nifak sok, o zaman kent kendiliğinden düşecektir (48). Senin düşmanın gücü ona bir oranındaysa onu kuşat, beşe bir oranındaysa saldır, ikiye birse böl (50). Bu yüzden, galip bir ordu önce kazanır, sonra savaşır, mağlup ise önce savaşır, sonra kazanmaya gayret eder (68). Öğretmen önce öğretir sonra derse girer. Hazırlıklı olmalıdır. Derste öğretmeye çalışan kaybeder. Kendi durumunu ya da düşmanınkini bilmeden cephe kurar, ilerlemeye çalışırsan, zafer yerine yenilgi bulursun (69). Savaşmak istediğin zaman düşmanla su kıyısında karşılaşma. Işığı gözle, yüksek yerlerde kal, suyun akışına karşı olma. Bu, suda çarpışan ordu için geçerlidir (116). Eğer bir yerde kuşlar toplanmışsa o yer terk edilmiştir (123). İnsanlar yıprandıklarında cezadan korkmazlar, bu nedenle onları sindirmek amacıyla tekrar tekrar cezalandırılırlar (126). Eğer ölüm toprağına düşersen ordudaki herkes kendiliğinden savaşacaktır. Bu nedenle ölüm toprağına koy ki yaşasınlar demiştir (142). Kuşkudan kurtulmak için falı ve
Aşk
Şems-i Tebrizi'nin Aşkın 40 Kuralı Kural 1 Tanrı'yı nasıl gördüğümüz, kendimizi nasıl gördüğümüzün doğrudan bir yansımasıdır. Eğer Tanrı aklımıza çoğunlukla korku ve suçlamayı getiriyorsa, bu, içimizde çok fazla korku ve suçlama biriktiği anlamına gelir. Eğer Tanrı'yı sevgi ve şefkat dolu olarak görüyorsak, biz de öyleyizdir. Kural 2 Hakikate giden yol, kafanın değil, kalbin emeğidir. Kalbini birincil rehberin yap! Aklını değil. Nefsinle kalbinle tanış, ona meydan oku ve nihayetinde galip gel. Egonu bilmek seni Tanrı bilgisine götürecektir. Kural 3 Evrendeki her şey ve herkes aracılığıyla Tanrı'yı inceleyebilirsin, çünkü Tanrı bir cami, sinagog veya kiliseyle sınırlı değildir. Ama yine de O'nun tam olarak nerede ikamet ettiğini bilmeye ihtiyacın varsa, O'nu arayabileceğin tek bir yer vardır: gerçek bir aşığın kalbi. Kural 4 Akıl ve sevgi farklı malzemelerden yapılmıştır. Akıl insanları düğümlere bağlar ve hiçbir risk almaz, ancak sevgi tüm düğümleri çözer ve her şeyi riske atar. Akıl her zaman temkinlidir ve 'Çok fazla coşkudan sakının' diye öğütlerken, sevgi 'Boşver! Atla!' der. Akıl kolay kolay yıkılmazken, sevgi zahmetsizce kendisini enkaz haline getirebilir. Ama hazineler harabelerin arasında gizlidir. Kırık bir kalp hazineleri saklar. Kural 5 Dünyanın çoğu sorunu dilbilgisel hatalardan ve basit yanlış anlaşılmalardan kaynaklanmaktadır. Sözleri asla yüzeysel olarak ele alma. Sevgi alanına girdiğinizde, bildiğimiz şekliyle dil, modası geçmiş hale gelir. Sözlerle ifade edilemeyen, ancak sessizlikle kavranabilir. Kural 6 Yalnızlık ve inziva iki farklı şeydir. Yalnızken, doğru yolda olduğunuza inanarak kendinizi kolayca kandırabilirsiniz. İnziva bizim için daha iyidir, çünkü yalnız hissetmeden yalnız olmak anlamına gelir. Ama sonunda, senin aynan olacak birini bulmak