Her nebî, resul geldiğinde kendisine iman edenleri Allah’ın indirdiği vahyiyle yeniden şekillendirip hidâyete erdirir. Onları Allah’a yakın olan, dost olan, âşık olan, teslim olan, rablerine karşı sorumluluğunu bilip takvâ sahibi olan, rableriyle güzel olan muhsin kullar hâline getirir ve gökteki yıldızlar yapar. Onlar da peygamberlerine iman edip onların şekillendirmesiyle şekillendikleri için salih amel, güzel amel işler, hayırda yarışır, Allah için mallarıyla, canlarıyla cihad eder, nefislerine taviz vermez ve nefislerini temizleyip tezkiye ederek gökteki yıldızlar derecesine yükselirler; ama bu tercihi kendileri yapmıştır.
Herkes tercihini kendisi yapar. Bir kul kendisi gibi aciz, zayıf birinin sözünü, davetini Allah’ın sözünün, davetinin önüne nasıl geçirebilir! Bununla ilgili olarak Allah âyet-i kerimede “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Hamd, Allah’a mahsustur; fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.”390 Yani insan veya başka bir şey olsun hiç fark etmez, bir şeye gücü yetmeyen ve bir şeyi yaratamayan kimselere mi kulluk yapıyor, onları mı dinliyor, ciddiye alıyorsunuz; yani bunu kendinize nasıl yakıştırıyorsunuz, bu size yakışan bir şey midir, buyurur.