"Havza'da istirahat etti" anlatısının ötesine geçip, o 15 günlük kapalı kutunun içindeki reel politik pazarlıklara ve sonrasındaki rakamsal tasfiyeye odaklanmak gerekiyor.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) yarım kalan "homojen ulus-devlet" projesini, Kemalist Cumhuriyet kadroları çok daha radikal ve tavizsiz bir biçimde hayata geçirdi.
1. Havza’daki 15 Gün: Bir "Münazara" mı, Yoksa "Dizayn" mı?
Resmi tarih Havza sürecini sadece bir "bildiri yayımlama" dönemi olarak geçiştirir. Ancak Mustafa Kemal’in Havza’da kaldığı 25 Mayıs - 12 Haziran 1919 tarihleri arasında İngiliz subayları ve temsilcileriyle kurduğu temaslar, aslında yeni kurulacak düzenin "sınırlarını" (hem coğrafi hem siyasi) belirleme arayışıdır.
Pazarlığın Odağı:
İngilizler, Anadolu’da kontrol dışı bir Bolşevik yayılmasından korkuyordu. Mustafa Kemal ise bu korkuyu kullanarak, İngilizlerin "makul" görebileceği bir ulusal direnç hattı teklif etti.
İngiliz Vizesi ve Güvence:
Havza’da geçen 15 gün boyunca yapılan görüşmelerde, aslında bölgedeki Hristiyan azınlıkların güvenliği ve İngiliz çıkarlarının (Hindistan yolu ve enerji koridoru) zedelenmeyeceği üzerinden bir nabız yoklandığı iddia edilir. Yani "direniş", Batı'nın tamamen tasfiye edilmeyeceği bir "kontrollü bağımsızlık" zeminine oturtulmuştur.
2. Osmanlı'dan Türkiye'ye: Toprak Kaybının Anatomisi
Osmanlı'nın 1919 (Mondros sonrası fiili) sınırları ile bugünkü Türkiye sınırları arasındaki fark, sadece bir toprak kaybı değil; Misak-ı Milli idealinden ne kadar "budanarak" vazgeçildiğinin de göstergesidir.
Osmanlı (1919 - Mondros Sonrası) ~ 1.300.000 km^2 İşgal edilmemiş ve mütareke hattı içinde kalan alan.
Türkiye Cumhuriyeti (Güncel) ~ 762.562 km^2 Hatay'ın katılımı dahil net rakam.
Bu tabloya baktığımızda; 1919'da elde tutulması hedeflenen