Sabahın erken saatlerinde işe gitmek için yola koyulmuştu. Evin kapısını kapattığında unutmuş olduğu telefonunu geri almaya yeltense de o günü telefonsuz geçirmeyi aklından geçirip, bunun daha farklı bir deneyim olacağını düşünüp telefonsuz işe gitmişti. Bir insanın bu iletişim çağında telefon olmadan nasıl bir hayat sürebileceğini deneyimlemeye merak duymuştu. Daha ilk saatlerde yoksunluğunu hissettiği telefonsuz olmayı can sıkkınlığıyla karşılamıştı. İşinin olmadığı saatlerde pencere kenarında elindeki telefona gömülerek dış dünyayla bağlantısını kesen Moreto, bugün ise telefon olmadığından pencereden dışarıya bakmaya yöneldi. Karşısında yeşilliklerle dolu küçük tepeler, bayırlar ve o tepelerde otlayan hayvanlara bakındı. Tepenin dibinde kümelenmiş müstakil evler, kuş cıvıltıları hafif esen rüzgarın salladığı yapraklar ona doğanın ihtişamlı görüntüsünü sergiliyordu. Başını az öteye çevirince hayata veda etmiş, yaşam mücadelesini tamamlamış ya da yarıda bırakmış, sessizce uyuyan, bir zamanların belki de en gürültülü insanlarının olduğu mezarlık gözüne ilişti. Bir gün kendisi de oraya gidecekti. Bunun farkındaydı ve bir an yaşamın anlamının ne olacağı sorusu aklına geliverdi. Bu düşüncelere daldığı anda kapısı birden çalınıverdi. Gel dediği esnada, elinde dosyasıyla bir memur içeri giriverdi.
Bu Bay Gregor'du. Gregor iş yerinin getir götür işlerini yapan uyumlu, sıradan kendi halinde yaşayan, kimseye ilişmeyen biriydi.
_ Bay Moreto, dedi
Bugün sizi düşünceli gördüm, bir sorun mu var?
_ Ah hayır Gregor, sadece telefonsuz bir gün nasıl geçer diye deneyimliyordum, diye yanıtladı.
Gregor; eskiden insanlar telefon nedir bilmezlerdi ve nasıl vakit geçiriyorlardıysa öyle geçer sanırım efendim, dedi.
_Ama Gregor bir şeyin tadını aldıktan sonra ona duyulan özlemle, varlığını