"Çok ama çok güzelsin. Resmini projektörle gösterip öğrencilerimi saatlerce o resimle oyalayabileceğim kadar."
"Ya kız öğrencilerin?"
"Onlar da sana hayran bakışlarımı görebilmek için bana bakarlar."
aşırı beğendiğim bir kitap ve tekrar tekrar okucağım bir kitap kesinlikle (spoiler) ben de ana karakterimiz gibi fazla rüya görüyorum bazen bazı kişilerin seçildiğini düşünüyorum.
Asya mezun olduktan hemen sonra mecburen Sivas’a teyzesinin yanına dönmek zorundadır. Annesi ve babası o daha çocukken vefat etmiş ve teyzesi zorunlu olarak yanına almıştı. Üniversiteye gidene kadar teyzesi ona zindan hayatı yaşatır ancak üniversiteye gidince teyzesinden kurtulur. Mezuniyet sonrası biletini almış dönüş hazırlığı yaparken okulun zengin kızı Miray ona bir iş teklifi yapar. İmam nikahı kıyılırken onun yerine geçip onun gibi davranmasını ister. Sadece bir nikaha katılacak ve karşılığında ise cebinde parası ve yeni bir işi olacaktır. Teyzesinin yanına dönmekten kurtulduğunu düşünerek işi kabul eder. Yüzü kapalı olacağı için işin kolay olduğunu düşünür ama işler istediği gibi gitmez. Nikah kıyıldıktan sonra damat Mete gelinin Miray olmadığını fark eder. Asya olanları anlatıp bu işten kurtulmak istese de artık Mete ile nikahlanmıştır ve ailesi gitmesine izin vermez. Mete evleneceği gelinin kim olduğunu umursamaz onun için önemli olan evlenip aile mirasını almak ve şirketin başına geçmektir. Asyaya sahte bir evlilik yapmalarını teklif eder. Mete şirketin başına geçecek Asya ise maddi olarak rahatlayıp kendi hayatını kuracaktır. Asya kabul eder ve evlenirler. Evlilik sonrası olaylar başlar.
Tek kelimeyle yoruldum. Mete’nin tutarsız davranışları, Asya’nın yargısız infazları. Her seferinde Asya’nın bütün hata kendisindeymiş gibi çekip gitmeleri ve sonra Mete kapısına geldiğinde yine hatalı oymuş gibi ona karşı eziklenmesi yordu beni. Liseli iki ergenin kavgaları gibi kavga edip ilk görüşmede yelkenleri suya indirmeleri beni benden aldı. Bu kadar olay yaşayıp o kadar laf işittikten sonra ilk görüşte her şeyin üstüne sünger çekip aşkından erimek nedir Asya? İnsan bi soğur yahu. Bu kadar şey yaşattı sana bu çocuk sana yılların boşa gitti ama hala Mete’nin bi üzgün
Kayıp Düş’man – Ayla Koca -Ren Kitap
Herkese Merhaba!
Bugün sizlere, kalemiyle ilk kez tanıştığım ama kesinlikle son olmayacağına inandığım bir yazardan bahsedeceğim. Daha önce kitaplarını görmüş ama okuma fırsatım olmamıştı; serinin üçüncü kitabı Kayıp Düş’man ile tanışınca “iyi ki” dedim. İlk iki kitabı okumamış olmama rağmen hikâyeyi anlamakta hiçbir zorluk çekmedim; öyle sağlam bir kurguya sahip ki, eksiklik hissettirmiyor. Ayla Koca artık Türk yazarlar arasında favori listeme eklendi bile.
Yazarın dili akıcı, temposu hiç düşmeyen bir tarzda ilerliyor. Özellikle Mina Komiser karakteri beni hem etkiledi hem ürküttü. Onun rüyalarında gördüğü korkunç olayların gerçek hayatta da yaşanması… kim isterdi ki böyle bir yeteneğe sahip olmayı? Çocukluğundan itibaren bu lanetle yaşaması, sonra yeniden o kabusların başlaması ve olayların seri cinayetlere dönüşmesi — tek kelimeyle sarsıcıydı. Porselen bebek sahneleri hâlâ gözümün önünde, gerçekten tüyler ürperticiydi.
Arda Başkomiser ise hikâyenin en çarpıcı yanlarından biriydi. Başta Mina’nın en büyük dayanağı, güvenilecek tek insanı gibi görünse de, zamanla onun da karanlık taraflarını görüyorsunuz. Bu iki yüzlülük, hikâyeye müthiş bir psikolojik derinlik kazandırmış. Mina’nın hem olaylarla hem de güven duygusuyla savaştığı o kırılma anlarını okurken içim burkuldu.
Paranormal ögelerle harmanlanan bu polisiye kurgu; gizem, geçmişin sırları ve insanın kendinden bile sakladığı gerçeklerle örülü bir hikâye sunuyor. Gerilim ve doğaüstü ögeleri aynı potada eriten, temposu hiç düşmeyen hikâyeleri seviyorsanız Kayıp Düş’man’ı mutlaka okumalısınız.