Burcu Doganay

Burcu Doganay
Erken sonbahar ruhlu bir avukat ve koç. Ferrante’nin derinliği, Jo March’ın yaratıcılığı ve Nomadland’in sessiz gücüyle insanlara yön, denge ve düzen kazandıran bir rehber; hem estetik hem içsel dönüşümle yol açar.

Burcu Doganay

, bir kitap okudu
8/10
·152 syf.··
2025 6. kitabı
Max Blecher
8/10 · 263 okunma
8/10
·88 syf.··
2025 5. kitabı
Thoreau’nun yürüyüşü, aslında bir kendilik arayışı metaforudur. Yürüyen insan, “ben kimim?” sorusuna doğada, sessizlikte ve yalnızlıkta cevap arar. Burada yürüyüş, Sartre’ın ya da Heidegger’in “varlık” sorgusuna yaklaşan bir içsel yolculuktur. Thoreau için yürümek, insanın kendi doğallığına, yani öz varlığına geri dönmesidir. Thoreau, sanayileşmenin ve şehir yaşamının insanı köleleştirdiğini sezer. Yürümek, bu köleliğe direnişin bir biçimidir. Bu açıdan metin, modern zamanların verimlilik ideolojisine, sürekli üretim baskısına ve doğadan kopuk yaşam biçimlerine erken bir eleştiridir. “Ben doğaya gitmiyorum; zaten doğadayım” diyerek, insanın doğayı dışsal değil, varoluşsal bir alan olarak görmesi gerektiğini savunur. Thoreau için yürüyüş bir tür sivil itaatsizlik pratiğidir. Tıpkı “Civil Disobedience”ta olduğu gibi, burada da birey, sistemin dayattığı yollardan değil, kendi patikasından yürür. Yürüyen insan; zamanı, yönü, ritmi kendi belirleyen insandır. Bu anlamda metin, bireysel özgürlüğün bedensel bir ifadesidir. Thoreau, doğayı romantik bir dekor olarak değil, ahlaki ve varoluşsal bir özne olarak ele alır. Bu, çağdaş derin ekoloji (deep ecology) anlayışının öncülüdür. İnsan doğanın efendisi değil, onun bir parçasıdır. Bu bakış, bugünkü sürdürülebilirlik ve iklim etiği tartışmalarına doğrudan bağlanır. Metinde doğa deneyimi, sık sık bir tür mistik farkındalıkla iç içe geçer. Thoreau’nun doğa karşısındaki sessizliği, bir tür meditasyondur. Bu bakımdan Yürümek, Batı geleneğinde nadir görülen, neredeyse Zen’e yakın bir bilinç hali sunar: “Yürürken, insan kendini dünyanın merkezinde bulur.”
YürümekHenry David Thoreau · Can Yayınları · 20204,567 okunma
8/10
·112 syf.··
2025 4. kitabı
Murathan Mungan’ın Çador’u, okurunu sözcüklerle değil, sessizlikle saran bir metin. Kısa, yoğun, neredeyse bir dua kadar sade ama bir yüzleşme kadar rahatsız edici. Bu kitapta aslında kadınlığın temsil ettiği o derin, örtülü varoluşa bakıyoruz. Bazı okurlar Çador’u fazla sembolik bulmuş, “fazla kapalı” diyenler olmuş. Ama bana kalırsa bu kapalılık, hikâyenin kendisinin bir parçası. Çünkü çador, hem örtü hem de anlamın kendisi; ne kadar kaldırmaya çalışırsan, o kadar derine iniyorsun. Murathan Mungan da bunu istiyor zaten: okurdan çözümleme değil, bir içsel deneyim bekliyor. Kitabın asıl gücü, anlatıcının duygusal dönüşümünde saklı. Başta “gözlemci” gibi duran erkek, zamanla kendi içindeki çadorla yüzleşiyor. Kadını anlamaya çalışırken, kendi körlüğünü fark ediyor. Bu yüzden Çador, bir farkındalık metni; hem bireysel hem toplumsal bir aynaya dönüşüyor. Murathan Mungan’ın dili yine büyüleyici: her cümle ölçülü, her kelime yerli yerinde, ama altlarında büyük bir sarsıntı saklı. Hikâye bittiğinde, insan kendi içindeki örtülere dokunmadan sayfayı kapatamıyor. Belki de Mungan bize şunu fısıldıyor: “Birini anlamak bazen onun hikâyesini değil, kendi sessizliğini duymakla başlar.”
ÇadorMurathan Mungan · Metis Yayınları · 20241,682 okunma