“… ıstırap çekenler… düşünmeyi henüz
unutmayanlardır. Düşünce, onlar için yalnız
ıstırap kaynağıdır.” | Oğuz Atay
~~~~~~~~•
“Biz insanlığın sevdalılarıydık.” | Jack London
~~~~~~~~•
“Tezer Özlü’den dostum diye söz etmek büyük bir onur belki. Çünkü onun dostları ‘hep yazarlardı.’ Ve o ‘yalnız yaşı olmayan ve dünyalarını kendi içlerinde taşıyan insanlara’ dayanabilirdi.”
(Sennur Sezer)
“‘Kitap tanıtma yazısı’ diye bir yazma türü var hiç kuşkusuz. Ama bence bunun kadar kesin bir olgu daha var: Kimi kitapları yazmak, olanaksız. Onlar, öyle kitaplar ki, yalnızca okunmaya ve yaşanmaya açık. Buna karşılık yazıyla betimlenemezler, salt duyurulabilirler belki, başkaları da okusun diye, o kadar. Ama anlatılamazlar. Benimkisi de, ancak bir duyuru olabilecek; Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı kitabı için çok, pek çok güzel şeyler yazmak geliyor içimden. Ama yazımda bu güzellik düşlerine yaklaşmayı ne denli başarırsam başarayım, gerçeği değiştirebilmem olanaksız: Bu kitap yaşanabilir ancak, çünkü yaşamın kendisi.”
(Ahmet Cemal)
“… dedektif romanının gerçek babalarından, kentlerin büyük yazarı Raymond Chandler için söylenmiş bir söz vardır: ‘He wrote like a slumming angel.’ Yaklaşık Türkçesi: ‘Serseri bir melek gibi yazdı.’ Yaşamın Ucuna Yolculuk’taki Tezer Özlü bana bu sözü hatırlattı.”
(Fatih Özgüven)
“Çocukluğun Soğuk Geceleri’nin bir ilginç yanı da bütün bu yazına kulak asmadan, insanın iç dünyasını vermesi. Belki de psikanalizden onca çektikten sonra, Tezer Özlü psikanalize hiç başvurmadan kahramanını hemen hemen eksiksiz tanıtıyor bize. Hemen hemen deyişim bir başka eksiklikten doğuyor. O da, kitapta geleneksel romanda mutlaka görmeye alıştığımız insanın köklerine, gerilerine, tarihe bakmayışı. Biraz da bu yüzden kendime hep sordum okurken: bu kitap bir roman mı? Bizler gibi klasik romanın tiryakisi kesilmişler için hiç de romanlık bir hali yoktur kitabın. Kısacıktır. Ama, kısacıklığı; şurayı biraz daha anlatsaydı ya, dedirtmesi bizim şartlandırılmamızdan ileri gelmiyor mu? Giderek, beğeni ya da güzellik anlayışımız, daha önce bize bellettirilen, koşullanmışlığımızın toplamından başka bir şey mi ki? Bu kısacık kitap elimize özene bezene alıp, bir saat geçmeden çalımına dayanamadığımız o kalın yapıntılardan daha sarıcı daha inandırıcı değil mi?”
(Leyla Erbil)