“Bir gün bana, koltuk altındaki bir şişlikten söz etti. Momografi, göğüste bir tümör olduğunu gösteriyordu. Doktorlar parça almaları gerektiğini söylediler. Tezer çok ürktü. Hastanelerden, tedavilerden nefret ediyordu. Ne yazık ki kendisine hiçbir müdahale yaptırmama kararı aldı. Sonradan İsviçre’de ameliyat edildi, göğsü alındı ama geç kalınmıştı. Tezer daha erken davransa da, bu hastalığın onu öldüreceğini biliyordu, sanki bu yüzden uğraşmaya değmez gibi bir tavır içindeydi. Paris’teki hastanede doktora ‘dünyanın en büyük acıları beni buldu, ölmeme izin verin’ diye yalvardığını dün gibi anımsıyorum.”