Zamanın hızlı aktığı gerçeği dışında her şey değişir. Değişim o kadar hızlı yaşanır ki bir süre sonra insan nelerin değişip nelerin aynı kaldığını anlayamaz. Daha doğrusu durup anlamaya zaman bulamaz.
İhsan Bey de değişti zamanla ama anlamadı değiştiğini. Doğup büyüdüğü bu kasabada yüzünü güneşe dönmediği, içinin çiçeklenmediği tek bir anı yoktu. Kendince güzel hatırladığı gençliği zamanla onun üzerinde birike birike yığınla anıya dönüştü. Artık onun için zamanın içine sıkışıp kalma devri başlamıştı. Genç bir adam değildi artık, yaşayacağı her şeyi yaşamış ve tüketmişti. Çok sıkılmıştı, her şey olağan düzeninde öyle bir hal almıştı ki bir adım sonrası, eğer yaşarsa on yıl sonrasında ne olacağı bile belliydi artık. Öyle hissediyordu. İçinin kasvetini dökeceği deniz belli, eve giderken yürüyeceği yol belli, yapacağı sohbet, göreceği insanlar belliydi.
Bir şeyler gerekti İhsan Bey’e. Bir değişiklik. İçinde gün be gün büyüyen bu sıkıntı baloncuğuna bir iğne darbesi şarttı. İhsan Bey günlerce düşünmüş ama bu tek düze yaşantısını değiştirecek hiçbir şey bulamamıştı. Sıkıntıdan bunaldığı bir öğleden sonra, ne zamandır penceresinden izlemekle yetindiği o tepeye çıkmaya karar verdi. Bu düşünce içini titretti. İşe geç kalmış memur edasında koşarak çıktı evden. Belki bu tepenin ardında daha önce hiç görmediği şeyler görecekti, belki hayatı biraz olsun değişecekti. Umut bazen insanın en sıkı tutunduğu ipe dönüşüverir. Belli bir yolu arabasıyla gitti İhsan Bey, ardından koşar adımla tepeye tırmanmaya başladı. Göründüğünden daha sert kayalıklarla bezeli olan bu tepe onu daha çok heyecanlandırdı. Amacına ulaştığında derin nefesi rüzgara karıştı. Gördüğü ise tam bir hayal kırıklığıydı onun için. Oraya ait olmadığı her halinden belli olan oldukça iri gövdeli bir ağaç dışında hiçbir