“Ama kelimeler teselli etme ve aldatma gücünü yitirmişti.”
1882’de Prag’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Leo Perutz, yaşamının sonraki dönemlerinde kimliğinden dolayı çeşitli zorluklarla karşı karşıya kaldı. 2. Dünya Savaşı’ndan önce Naziler’in Avrupa’da güç kazanmaya başladığı dönemlerde önce Hayfa, sonrasında ise Tel Aviv’e yerleşmek zorunda kalarak kendisini bir nevi emniyete alan Perutz, 1948’de İsrail devletinin kurulmasının ardından hükümetin politikalarından rahatsız olarak Viyana’ya geri döndü.
Çocukluk ve gençlik yılları da Viyana’da geçen ve bir matematikçi olan Perutz’un edebiyata da ilgisi vardı. Fakat o, 1. Dünya Savaşı’nda Avusturya saflarında savaşa katılmak zorunda kaldı. Ağır yaralı bir şekilde hayatına geri döndükten sonra 1915’te ilk romanını (Kıyamet Günü Ustası) yayımlayan Perutz, yaşamının sonraki dönemlerinde daha üretken bir hale geldi ve üst üste birçok romana imza attı.
Jorge Luis Borges “maceraperest bir Franz Kafka ”olarak nitelendirdiği Perutz, Italo Calvino, Ian Fleming, Karl Edward Wagner ve Graham Greene başta olmak üzere, birçok yazarın dikkatini çekti ve edebiyat çevrelerinde adı iyiden iyi duyulur oldu. Çeşitli ödüllerle adından söz ettiren Perutz’un Türkçede ise şimdiye dek dört romanı yayımlandı: Dokuzla Dokuz Arasında, Kıyamet Günü Ustası, Şeytan Tozu, Leonardo'nun Yahuda'sı . İş Bankası Kültür Yayınları’nın Modern Klasikler Dizisi kapsamında eserleri yayımlanan yazarın Dokuzla Dokuz Arasında isimli bu macera dolu romanının çevirmeni ise Zehra Yılmazer .
Perutz, gizem ve macera dozu yükse bir öyküye imza atsa da, aslında satır aralarında ve arka planda dönemi hicveden bir yaklaşım sergiler. Yarattığı sıra dışı Stanislaus Demba karakteriyle yer yer güldüren sahneler kaleme almış olsa da, karakter arka planında ise bir kimlik arayışını ortaya koyar.
Roman, 20. yüzyıl başında Viyana’da geçer ve
Benim gerçekten sevdiğim insanlar azdır, beğendiklerim ise büsbütün az. Dünyayı görüp tanıdıkça hoşnutsuzluğum artıyor. İnsanların iç yüzünün nasıl hiç göründüğü gibi çıkmadığını; iyi ya da akıllı gibi görünenlere bile nasıl hiç güven olmadığını her gün daha açıkça anlıyorum.