Allah'ın var olduğunu ispat etmek için bir takım maddi ve determinist (muayyenetçi) sebepler sıralayacak değilim. O bir modaydı, geçti. Asıl olan, insanın varlığından daha kesin olarak gerçek olan, Allah'ın varlığıdır. Asıl, bir ham hayal, bir hafıza ve hatıra aldanması değildir, iddialarını ispat, beyyine külfeti inkârcılara düşer. Şimdiye kadar, onların bir kurnazlığıyla, ispat etmek mecburiyeti, mü'minlere yüklenmişti, iyi niyetli bu mü'minler, farkında olmadan materyalist bir diyalektikle, habire, onları inandıracak delil arıyorlardı. İnanmak bir görüştür, inkâr bir görüş değil, bir kritik (bir tenkit)tir. Bize ortaya koymak, va'z etmek düşer. Onlara da, delil sıralamak. Güçleri yeterse, onlar iddialarını ispat etsinler. Bize kalırsa, insan değil başkasını, kendini bile Allah'ın yokluğuna inandıramaz, kandıramaz. Belki kendini kandırdığını sanabilir.