Havva

Puan vermedi·412 syf.··
Beğendi
·
2022 86. kitabı
"Çocuklarınıza bakıp bütün hayatınızın çocuklarınız olduğunu anladığınız o an sizi öylesine duygulandırır ki sonunda kaderin elinde rehine olduğunuzu fark eder, korkarsınız. Çocuklarınıza bir şey olursa, hayatınızın bir anlamı kalmaz. O an, zamanın durmasını isterseniz." Kath Kelly'nin babası, kocası ve erkek kardeşi Irak Savaşı'na katılırlar. Savaştan döndükleri zaman üçü de çok değişmiştir. Babası ayağını kaybetmiş, kardeşi ve eşi stres bozukluğu yaşamaktadır. Yıllar sonra eşi ve çocukları uçak kazası geçirir ama uçak enkazı bulunamaz . 8 yıl sonra başka bir uçak kazası araştırmasında Kath'in ailesinin olduğu uçağın enkazı bulunur ama cesetleri yoktur. Kath umutla araştırmaya başlar ama olaylar tehlikeli bir yöne ilerlemektedir. Kath ailesine ulaşabilecek mi? Irak Savaşı sırasında neler oldu? Kayıpların arkasındaki büyük sır nedir, Diyorsanız kitabı okuyun. Yazarın değindiği konular farklı ve gizemliydi. Kitabın sonuna kadar hain kim diye merakta bıraktı .Kitapla ilgili eleştireğim tek nokta konuyu fazla ayrıntıyla yazıp sonunu hızlı bitirmesiydi. "Ölümün en acımasız darbe olduğu söylenir. Taşınacak en ağır yük . Oysa değil . Umut daha ağır . Ve aylarca, yıllarca o umutla yaşıyorsanız , her gün bir solucan gibi yüreğinizde ilerliyor , için için kemiriyorsa, bütün enerjiniz tükeniyor. Durduramıyorsunuz. Hayatınızı yeniden kuramıyorsunuz. O umut, bir şekilde umutsuzluğa dönüşüyor. Asla serbest kalmayacak bir tutsak oluyorsunuz. Kesin bir kanıta kavuşuncaya kadar. "
Polisiye
Huzursuz HayaletlerGlenn Meade · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2017441 okunma
Reklam
Bölemedim şiiri
14. Ülkemin üstündeki bu alacakaranlık, Bu belirsizlik bu umarsızlık bu korku biterse eğer Halkım bu ufkun nereye uzanacağını bilirse bir gün Şiirler yazarım o zaman saf Ve belki de Oyun olsun diye boş, anlamsız... Niye böyle gecikiyor o gün ? Niye her yerde bir naftalin kokusu ? Neyi saklayabiliriz ki yarına ? Tek görebildiğim uçsuz bucaksız bir alacakaranlık Herkes maskeler taşıyor koyunlarında Nerede hangi maskenin -ve niçin, Ne amaçla kullanılacağını biliyor. Dokunsam bir adamın koluna dostça Neden bir madeni ses çıkıyor ondan? Kendi cebinde paslı bir bıçak taşıyan biri Önüne çıkan herkesi katil sanıyor. Ülkemin üstündeki bu alacakaranlık, Bu tedirginlik bu çılgınlık bu sancı biterse eğer Bırakacağım şiir yazmayı Gidip portakal satacağım bir denizin kıyısında Ne bileyim bir dalgıç da olabilirim örneğin Sabahlara kadar yollarda dolaşabilirim Üstelik sevdaya filan da tutulmamışken... Şimdi kurumuş olan göz pınarlarım En küçük şeylerde bile boşanabilir örneğin. Yeter ki silah sesleri gelmesin Her gece kentimin sokaklarından Yeter ki hiç kimse ecelsiz ölmesin!
Sayfa 35 - Kırmızıkedi·Kitabı okudu
Şiir
Dibe Vuruşun Kitabında Hiçliğe Yolculuk
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2019 67. kitabı
·
31 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2019 19:06
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için: youtu.be/LAJHhJCtS5Y "İlk dövüştüğümüz gece bir pazar gecesiydi ve Tyler o hafta sonu tıraş olmadığı için parmak eklemlerim Tyler'ın iki günlük sakalı yüzünden sızım sızım sızlıyordu. Otoparkta sırtüstü uzanmış yatarken, sokak lambalarının arasından görünen tek yıldıza gözümüzü dikmiş bakarken, kime karşı dövüştüğünü sordum Tyler'a. Babama, dedi Tyler." "Babalar... Neden erkek çocuklarında bu kadar büyük travmalar bırakır, babalar... Kaçıp giden, kaybolan, erkenden ölen, nefret eden, nefret ettiren, sevgisini ver(e)meyen babalar..." diye yazmıştım Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabına yazdığım incelemede. (#49214297) Baba, babbaaa... Ortak çocukluk derdi. Birçok erkek yazarın sorunlu çocukluğunun travmatik ögesi. Nefret edilenin adsız sembolü. Kaçan, kaybolan, yok olan, terk eden, bitip tükenen, oğlunu tamamlamadan bırakan babalar... Ömrün boyunca nefret ettiğin, bilmeden kavga ettiğin, suratına suratın vurmak istediğin, kaçıp gideni yakalamak istediğin, kaybolanı yeniden bulmak istediğin... Arızanın temel kaynağı; onsuz çözemeyeceğini o kadar iyi biliyorsun ki. Sen ömrü billah tamamlanamayacaksın onu zihninde yok etmedikçe. Arızan toptan giderilmedikçe bitmeyecek bu kendinle ve hiç görmediğin babanla olan kavgan. "Ben Joe'nun Kırık Kalbiyim, çünkü Tyler beni terk etti. Çünkü babam beni terk etti. Bir başlasam, böyle hiç durmadan sayabilirim." Korkan erkek çocukları, büyüyünce içindeki korku da büyüyen yetişkin çocuklar. Babasızlığın verdiği eksiklikle özgüveni yarım bırakılmış çocuk-yetişkinler. Yarımdık biz, yarım yamalak kalmışlardan oluşmuş bir güruhtuk. Hepimiz birbirimize benziyorduk ve hepimizin korkuları birbirimizin karbon
Edebiyat
Dövüş KulübüChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 202011,4bin okunma
9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2019 55. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2019 10:30
Vadideki Zambak’ı ikinci kez okudum. İlk okuyuşumda özellikle kırlardaki çiçeklerin anlatıldığı kısımlarda betimlemelerin fazlalığı nedeniyle rahatsız olmuştum. Dahası Balzac’ı betimlemeyi abartan bir yazar olarak değerlendirdim. Ve bu sitedeki bir yorumda bu rahatsızlığımı paylaştım. Belki bunda daha önceki okuduğum çevirinin de payı olabilir. İkinci okuyuşumda Kübra ‘ nin Klasikler ve Çevirmenler iletisini (#26528064) dikkate alarak İş bankası Yayınlarından Volkan Yalçıntoklu çevirisiyle okudum. İncelememe başlarken Sait Faik’le ilgili bir giriş yapmaya çalışacağım. Sait Faik öncelikle: “Ben herhangi bir ḳāriʾ değilim, yazar okuyucuyum” diyor. Daha sonra ise bir yazardan bahsedildiğini duyunca: “Ondan yazar olmaz, daha balık çeşitlerini bilmiyor” diyor. Dolayısıyla, kitap yazı ve şiir atölyesinde ders konusu olarak verildiği için; ikinci okuyuşumda kurguyu takip ederek, nasıl yazıldığına, cümleleri kurma şekline, anlatım diline, gizli ve açık mesajları nasıl yerleştirdiğine dikkat ederek okumaya çalıştım. Bu kadar farklı iki sonuca nasıl ulaştığıma hayret ettim ve kitaba hayran kaldım. Ortalamamın çok üzerinde paylaşımlar yaptım. Demek biz hep aynı insan değiliz. İç dünyamızla ve okuma anındaki duygu ve beklentilerimizle farklı sonuçlara ulaşabiliyoruz. Diğer önemli bir nokta ise; yazarın botanik bilgisi ve kırlarla, çiçek ve aşk üzerine yaptığı benzetmeleri dikkatle okudum. Ve Sait Faik’in bahsetmeye çalıştığı bu olmalı diye düşündüm. Tanpınar’ın musiki eşliğinde hikâyeyi taşıması gibi burada da demet demet çiçeklerle bir aşk hikâyesi taşınıyordu. Kitap hakkında giriş bilgisi olarak şunu söyleyebiliriz: Vadideki Zambak, 1836 yılında ilk yayınlandığında beklenen ilgiyi görmez ve Balzac’ın o dönemde en az satılan
Edebiyat
Vadideki ZambakHonore de Balzac · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202553bin okunma
Yıkım hangi nesnenin felaketi değildir ki!
9/10
·336 syf.··
2018 82. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2018 13:17
Yıkım hangi nesnenin felaketi değildir ki! Hele ki insanda olursa yıkım hem fiziki hem de ruhani bir çöküşün mimarıdır. Biri der ki kar bana Noel’i hatırlatır. Kar yaşamamış, hayatı tahayyül etmemiş bir insana, akla elbet Noel’i hatırlatır. Bilmiyorum nedendir lakin kara kaplı kitap bana boyuna karı anımsattı. Çünkü kar yokluktur, çaresizliktir ve ölümdür. Sıcak soba karşısında kahvesinin yudumlayan insan ne bilsin karı. Savaşı bilmeyen ise taraf tutmasın… “...bir çiçeği koparmayı kafasına koyan biri, birkaç otun ayakaltında çiğnenmesini hiç düşünür mü?” Hüznün alınyazısı başkalarının bir çift dudağı arasında olan savaşlar. Hep kutsal yanından baktığımız, bizlere öyle öğretilen kıyımın genel adı. Bir insan topluluğu hiç tanımadığı başka bir topluluğu neden düşman edinir. Hele ki savaşlarda ölenler bunlar kimdir? 15 yaşlarında 20 yaşlarında belki de 25 yaşlarını doldurmamış insanların ölümü hangi vatanı, hangi toprağı özgür kılar? Kanla yazılmış bir yaşamı, bir insanlığı meşru kılmak kimlerin işi? Elbet savunmak boyun borcudur, lakin saldırmak insanın hakkı değildir, hayvansal bir güdü. “...duvarlar saatlerini ve resimlerini yitirdiler mi?” Bir şehrin nasıl yıkıldığı duvarlara yazılıdır. Ne bir saat vardır orada ne de bir resim, grisine siyah çalınan, ayakta durmak için sendeleyen duvarları vardır üzerinden yıkım geçen şehirlerin. Ve bu yıkımlar; Kim için savaşmak? Ne için savaşmak? Ve niye savaşmak? Kişi sadece 1 kişiyi mi öldürür yivli bir silahtan çıkan bir hırçın mermiyle... Sadece ölen o mudur? Bir mermiyle kaç kişi ölür? Ya da ölür mü? Ya şehirleri öldürmek, o da bir yıkım değil midir? Bakın bir tarihinize kaç kere ağladı Halep, nasıl kavruldu Nagasaki, parça parça satıldı Trablus, azar azar yıkıldı Kâbil. Bir derya denizinde Titanik gibi usulca batırıldı
Ama Fareler Uyurlar GeceleyinWolfgang Borchert · Yapı Kredi Yayınları · 2023669 okunma