Kitapzâde

Kitapzâde
Okuduklarımdan seçtiklerimin Arşividir bu Hesap... İnternette bilgi çöplüğünde kaybolma; aç bir kitap.... Dünyada en güzel mekân, bir atın sırtıdır. En hayırlı dost da şu zamanda kitaptır...

Kitapzâde

, bir kitap okudu
10/10
·250 syf.·
Beğendi
·
9 günde okudu
·
2025 27. kitabı
Çoğu defa zıtları bir araya toplamak, kudret-i İlahinin mükemmelliğine delildir. Arıda, şifalı bal ile beraber kendini müdafaa edeceği acılı bir zehir bulunur. Arkasında iğnesi, ağzında balı ile çiçeklerle kovan arasında çalışır durur. Yedikleri acı, tatlı veya ekşi olsa da onların özünü alır; verdiği bal hep tatlı olur. İnsan da hem gam hem neşe vaktinde hâline razı olmayı bilirse, arı gibi, işlerinin sonu hep hayırlı olur.
Bal; insanoğlunun en değerli gıdası, nice dertlerin devası, yetmiş peygamberin duasıdır. Bedenlerin cilası, lezzetlerin âlâsı, arının ömürlük davasıdır. Yaratılışta değerli şeyler, hakir olanların içine gizlenmiştir. Hazine, viranelerde saklanmıştır. İpek, en küçük canlılardan ipek böceğinin; inci, vahşi deniz hayvanlarından sedefin bünyesindedir. Altın, gümüş, firuze gibi değerli madenler, sıradan taşlar içerisindedir. Bal da, uçan hayvanların en zayıflarından arının uhdesindedir. Arı, yaptığı balı insanlara karşılıksız verdiği için, Kur’ân-ı Kerîm’de “nahl” diye zikredilmiştir. Nahl; atiyye, ihsan demektir. Haklarını teslim edelim, arılar, bizlere Hazreti Allah’ın hediyesidir. Bir deyiş vardır: Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa, insanlığın sadece dört yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme olmaz; bitkiler kurur, hayvanlar yaşayamaz. Bu deyiş, tartışmaya açıktır. Fakat şu kadar var ki durmadan dinlenmeden çalışan arıların, hayat için görevleri pek büyük ve zaruridir.
Dünya bir çark misali dönerken birileri gelip birileri gitmektedir. Bu deveran içerisinde “Allah yolunda ol, dosdoğru ol.” nasihatiyle yaşayıp, “Allah yolunda geçmeyen ömrü al çöpe at” ikazına uyup hakikat yolunda olmak, hayatta bizi bâki kılacak yegâne şeydir.
“Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.” (Tekâsür suresi, âyet 1-2). Bu âyet-i kerîmedeki tekâsür kelimesi, çokluk kuruntusu, gururu, iddiasıdır. "Kesret" kelimesinin tefaül babından gelir. Birbirleriyle çokluk yarışı, çokluk gösterisi etmek, çokluk sevdası veya çokluk açıklaması ile kuruntuya düşmek, övünmektir ki insanların genellikle kapılıp aldandığı bir gurur hâlidir. Yüksek bir amaç gütmeden, neden niçin demeden mal, evlât, yardımcı, hizmetçi ve hatta mezardaki ölüler gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, mânevî ve ahlâkî sorumluluğunu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak anlamına gelmektedir. Bu büyük gafletin izalesi ise kabirlere mütevazı bir şekilde varmak, usulüne göre ziyaret etmek, gurur ve kibri terk etmektir. Oradaki ruhaniyetin farkına varıp sonunda varılacak yeri tasavvur etmektir. Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Size iki nasihatçı bıraktım. Biri susar, öteki konuşur. Susan vaiz ölüm, konuşan vaiz ise Kur’ân-ı Kerîm'dir.” İşte, susan vaizi, sesinin en yüksek çıktığı yerde dinlemek, hayatımızın anlamını hissetmek ve ölümü hatırlamak için mezarlıkları yaşamımızın merkezine almalıyız. “Her nefis ölümü tadıcıdır” âyet-i kerîmesini mezarlıklarla birlikte, hayatın tam ortasına yerleştirmeliyiz. Değerli vakitlerimizin bir kısmını geçim teminine, diğer kısmını zevk ve eğlenceye ayırmış olan modern dünyadan bir nebze olsun sıyrılıp mezarlıklara da vakit ayırmalıyız. “Ölmeden önce ölünüz” nasihatinin tefekkür edilip, “Allah’ım, ölüm bizi uyandırmadan önce sen bizi uyandır” kavl-i şerifindeki duadan nasibimizi almanın en kolay yolu buralarla irtibattan geçer.