“Çoklukla övünme yarışı sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.” (Tekâsür suresi, âyet 1-2). Bu âyet-i kerîmedeki tekâsür kelimesi, çokluk kuruntusu, gururu, iddiasıdır. "Kesret" kelimesinin tefaül babından gelir. Birbirleriyle çokluk yarışı, çokluk gösterisi etmek, çokluk sevdası veya çokluk açıklaması ile kuruntuya düşmek, övünmektir ki insanların genellikle kapılıp aldandığı bir gurur hâlidir. Yüksek bir amaç gütmeden, neden niçin demeden mal, evlât, yardımcı, hizmetçi ve hatta mezardaki ölüler gibi her devrin telakkisine göre çokluğuyla övünülen şeyleri büyük bir tutkuyla durmadan çoğaltma yarışına girişmek, mânevî ve ahlâkî sorumluluğunu düşünmeden alabildiğine kazanma hırsına kendini kaptırmak anlamına gelmektedir. Bu büyük gafletin izalesi ise kabirlere mütevazı bir şekilde varmak, usulüne göre ziyaret etmek, gurur ve kibri terk etmektir. Oradaki ruhaniyetin farkına varıp sonunda varılacak yeri tasavvur etmektir. Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Size iki nasihatçı bıraktım. Biri susar, öteki konuşur. Susan vaiz ölüm, konuşan vaiz ise Kur’ân-ı Kerîm'dir.” İşte, susan vaizi, sesinin en yüksek çıktığı yerde dinlemek, hayatımızın anlamını hissetmek ve ölümü hatırlamak için mezarlıkları yaşamımızın merkezine almalıyız. “Her nefis ölümü tadıcıdır” âyet-i kerîmesini mezarlıklarla birlikte, hayatın tam ortasına yerleştirmeliyiz. Değerli vakitlerimizin bir kısmını geçim teminine, diğer kısmını zevk ve eğlenceye ayırmış olan modern dünyadan bir nebze olsun sıyrılıp mezarlıklara da vakit ayırmalıyız. “Ölmeden önce ölünüz” nasihatinin tefekkür edilip, “Allah’ım, ölüm bizi uyandırmadan önce sen bizi uyandır” kavl-i şerifindeki duadan nasibimizi almanın en kolay yolu buralarla irtibattan geçer.