Stefan Zweig’in kaleminden çıkan her şey gibi Amok Koşucusu da kısa ama çarpıcı bir eser. Bazen sadece 50-60 sayfa yeter de artar bile, sizi bir öykünün ortasına fırlatıp duygularınızı darmadağın etmeye. İşte Amok Koşucusu tam da öyle bir kitap: Kısacık ama yüreğe işleyen, tutkunun, suçluluğun ve pişmanlığın etrafında dönen sarsıcı bir anlatı.
Kitabı okurken kendinizi tropik bir coğrafyada değil, insan ruhunun sıcakla kavrulan iç dünyasında buluyorsunuz. Zweig’in ismini bilmediğimiz anlatıcısı, bir doktorun hayatına beklenmedik şekilde dahil oluyor ve o doktorun geçmişiyle, içindeki fırtınayla yüzleşiyoruz. O anlatım o kadar etkileyici ki, tek bir mekânda geçen bir sahnede bile zihninizde sinematik bir film dönüyor adeta.
“Amok” kelimesi bile başlı başına çarpıcı aslında. Kontrolsüz bir öfke, delilik hali… Ve bu hikâyede de bir adamın, gurur, aşk ve pişmanlıkla kontrolsüzce sürüklendiği o hâli izliyoruz. Zweig burada insan psikolojisinin nasıl ince ince çatladığını, küçük bir kararın bir insanı nasıl geri dönülmez bir sona götürdüğünü öyle güzel anlatıyor ki, zaman zaman durup düşünmek istiyorsunuz:
“Ben olsam ne yapardım?”
Zweig’in en büyük özelliği, karakterlerinin iç dünyasını öyle derinlikli anlatması ki, kısa hikâyelerinde bile roman kadar yoğunluk hissediyorsunuz. Ve bu kitap, o yoğunluğun zirvesinde.
Eğer henüz okumadıysanız, Amok Koşucusu sadece birkaç saatinizi alacak belki ama etkisi günlerce kalacak. Çünkü bu hikâye, dış dünyadan çok iç dünyada geçiyor. Ve insan kendinden kaçamaz.
“Çünkü bazen en korkunç şey, yaptıklarımız değil, yapamadıklarımızdır.”
Kierkegaard, bize mutlak, nesnel doğrular vaat etmez, fakat bizi kendi doğrularımızı keşfetmeye yönlendirir. Bağımsız olmamız için bizi cesaretlendirir. 'Kendini tanı' cümlesi, 'kendini diğerlerinden ayır' anlamına gelir. Sonunda Kierkegaard'ın yaptığı, nasıl bir hayat yaşayacağımıza karar vermemizle kendi hayatlarımızın sorumluluğunu üzerimize almamız konusunda bize meydan okumaktır. Ne dersiniz, beklentisini karşılayabilir miyiz?
İki şeydir gerçek erkeğin istediği: tehlike ve oyun. Bu yüzden ister kadını, en tehlikeli oyuncak olarak. Erkek, savaş için eğitilmelidir, kadın da savaşçının dinlendirilmesi için: Gerisi deliliktir.