Niçin ağlıyorum. Belki yıllardan beri ilk defa bir başıma ağlıyorum. Buna ağlamak denmez. Derin bir iç çekiş, geçen zamana, ömre. Belki de sular aydınlanıyor. Ulaşmak istediğim o meçhul kıyı içimin labirentlerinden çıkıp geliyor. Hicret nereye Engin, hicret nereye?..
Yaprakları, dalları ve budakları ile ağaçlar uyanıktı. Uyuyordum.
Çiçekler, böcekler, kuşlar uyanıktı. Uyuyordum. Serin, tatlı bir rüzgâr esiyordu. Gökyüzünde bulutlar yürüyordu.
Bulutların ardından yıldızlar görünüyordu. Uyuyordum.
Dallar, yapraklar, bulutlar, kuşlar rüzgârın esintisine bırakmışlardı kendilerini. Bir o yana, bir bu yana salınıyorlardı. Nefes alıp, nefes veriyorlardı. Uyuyordum. Seher vakti işte öyle bir sessizlik. Dağlar dağlara bakıyor, ovalar göğsünü kabartıyor, denizde bir iç çekiş. Güvercinler "Hû" diyor.
Bir gece yarısı uyandığın da yatağından kalk, şöyle yıldızlara bir bak. Düşün!.. Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terk e mâni olan ne?