Erkeğin onu şimdi nasıl gördüğünü merak etti. Leyla’yı hala güzel buluyor muydu? Yoksa ona solmuş, yıpranmış, acınası mı görünüyordu; ürkek, bezgin, yaşlı bir kadın gibi? On yıl. Ama orada, güneş ışığında Tarık’la karşılıklı dururken, Leyla bir an, bu yılların hiç yaşanmadığı, aradan bunca zaman geçmediği duygusuna kapıldı.
Ve ilk kez, karşısında bir hasmın suratını değil, dile getirilmemiş acıların, karşı çıkılmamış eziyetlerin, sessizce katlanılmış bir yazgının yüzünü gördü. Burada kalırsa, yirmi yıl sonra, kendi yüzü de böyle mi olacaktı?
Mucizevi bir biçimde, eski hayatından bir parça kurtulmuştu işte; böyle yapayalnız, bir başına kalmadan önceki haliyle, eski Leyla’yla arasındaki son bağdı o. Tarık’ın bir parçası, kızın içinde hala sağdı. Tarık’tan, eski yaşamından geriye kalan tek şeyi nasıl tehlikeye atardı?