Zor bi çocukluk yaşamış bireyleri anlayıp onlara yardımcı olma konusunda perspektifimi geliştirse de yine de kitapta çoğu yorumu biraz fazla zorlama buldum. Erken çocukluk yaşantılarının önemi konusunda ve pek tabi bazı anne baba davranışlarının yıkıcı etkileri konusunda hemfikir olsak da hayata ve danışanlara yazarın baktığı yerden bakmadığımı
farkettim. Bahsedildiği gibi insanın hayatına mucizevi bir etkisi olabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum
Anne ve babanın zulmü her zaman fiziksel şekilde olmaz (ne var ki dünya nüfusunun %90’ı çocukken dayak yemiştir),zulüm, şefkatin ve iletişimsizliğin eksikliği, çocuğun ihtiyaçlarının karşılanmaması, ruhsal acılarına kayıtsızlık, anlamsız ve sapıkça cezalandırma, cinsel istismar, çocuğun koşulsuz sevgisinin sömürülmesi, duygusal şantaj, çocuğun benliğinin yerle bir edilmesi, sayısız farklı şekilde güç uygulaması olarak tezahür edebilir. En kötüsü de şudur; çocuk başka türlüsünü bilmediği için, bunu normal bir davranış olarak görmeyi öğrenir. Her çocuk ,ona ne yaparlarsa yapsınlar, annesini ve babasını koşulsuz olarak sever.
Ölüm bir son değil, bir başlangıçtır. Nitekim ölülerin arkasından okuduğumuz Fatiha da Kuranı Kerim’in başlangıç suresidir. Ölü, bu hayattan üstün ve ileri bir yeni hayata başlayandır. Hele ölen, kendini bir ideale bağlamış insansa, o her iki dünyada da yeni bir hayata başlamıştır.
Bence kendilerine saygı duyamayan, değer veremeyen, yaratıcılıklarını özgürce ifade edemeyen insanlar bunu isteyerek yapmıyorlar. Bu engeller her insanın kendi hikayesinin bir sonucudur