Pınar

@Pturk·
·
sabitlendi
Suskun
Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ruhum... Mısra çekiyorum haberin olsun. Çarşıların en küçük meyhanesi bu, Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. Derimizin altında o ölüm namussuzu... Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor. İlktir dost elinin hançersizliği... Ağlıyor yeşil. Rüya, bütün çektiğimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu, Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil.
Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir söz vermedir. Sevgi yalnızca duygudan oluşsaydı birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi. Duygular gelip geçicidir. Eyleme yargı ve karar karışmamışsa duygunun ölünceye dek süreceğini nasıl bilebiliriz.
Alıntı
Nefes Dağın uykusuna, kuşun gözüne, Sabahın sesine, taşıdım seni. Kerem’in yaralı, ince dizine, Irmağın yasına taşıdım seni. Canın içinden, canımı duyan, Canımın içine taşıdım seni. Elma kabuğunda, nar tanesinde, Gizlenen mermere taşıdım seni. Gecenin ördüğü, gün kafesinde, Dolaşan kedere taşıdım seni. Canın içinden, canımı duyan, Canımın içine taşıdım seni. Arının yazına, kışın otuna, Yaprağın güzüne taşıdım seni. Yürekten yüreğe mekik dokuyan, Sevginin göçüne taşıdım seni. Canın içinden, canımı duyan, Canımın içine taşıdım seni. -Ülkü Tamer
Şiir
Belki en sevdiğin kitap henüz okumadığındır, en sevdiğin filmin senaryosu bile henüz yazılmamıştır. Belki en sevdiğin çiçek papatya değildir, hiç koklamadığındır. Belki de yanında olmasını istediğin hayatından geçip gitmiş birisi değildir, henüz karşılaşmadığındır. Zamanın senden aldıklarından haberdarsın, sana vereceklerinden değil. Seninle her şeye varım ben! Peki sen, sen benimle her şeye var mısın?
Yaz bitti
yazın bittiği her yerde söylenir söylenmeyen şeyler kalır geriye ve sonra hiç bir şey olmamış gibi ağır, usul bir hazırlık başlar uykuya benzer yeni bir mevsime orda burda,ev içlerinde,kır kahvelerinde,deniz kenarlarında incelen yazın akşam esintilerinde zaman usulca sıyrılır aramızdan ta içimizde duyarız gelecek günlerin geçmişini başka ne gelir elimizden büyük bir uzaklığa gülümseyerek geçiştiririz ıskaladığımız şeyleri yatıştırıcı rüzgarlar dışavurur içimizdeki lodosu, poyrazı, günbatımlarını saklar bizi gözlerimizdeki hüzne 'dinginlik' adını verir 'seni iyi gördüm' diyenler biz de iyi hissederiz kendimizi elimizden başka ne gelir ki? köşe başları, akşamüstleri,kokular tozar gider zamanın boşluğunda karışır anların kuytu belleğine belki sonraları bir gün hatırlanır aynı kederle yazın bittiği her yerde söylenir