Doğu'ya yaptığım seyahatler sırasında, bana verme nezaretinde bulundukları randevulara geç kalmamak için ciddi çaba sarf ettim, etmekteyim. Bu buluşmaların zamanı her seferinde titizlikle seçilir ve kararlaştırılır. Bu iyi niyetli girişimlerin başarısız olduğunu itiraf etmeliyim.
Bilge ve tecrübeli kimseler kimi zaman bana şöyle demiştir: "İşte, gökyüzü mavi, güneş çok sıcak. Acelen ne için? Hayatın hoşluğuna niçin halel getiriyorsun? Burada herkes geç kalır. Yapacağın tek şey onlara katılmak. Belirlenen saatte gelen kişi, zamanını boşa harcama riskini göze almıştır ve sonuçta bu hiç de eğlenceli değildir. Dolayısıyla bu kadar hassas olma. Mutlak kusursuzluk hem pek faydalı değildir hem de çok sakıncalıdır. Esneklikten yoksundur, hayal gücünden yoksundur, neşeden hatta haysiyetten yoksundur.
Merhametsiz siyah bir kalb; kâinatı ağlar, çirkin, zulüm ve zulümat suretinde görür. Fakat iman gözüyle baksa; yetmiş güzel hulleleri giymiş bir cennet hurisi gibi, rahmetler ve hayırlar ve hikmetlerden dikilmiş yetmiş binler güzel libasları birbiri üstüne giymiş, daima güler, rahmetle tebessüm eder bir insan-ı ekber ve ondaki insan nev'ini bir kâinat-ı suğra ve herbir insanı bir âlem-i asgar müşahede eder.