Bu kitabı 20 yaşımdayken okuduğumda hissettiklerim başkaydı. Aşka, yalnızlığa ve insan ruhuna dair yoğun bir etki bırakmıştı bende. O zamanlar daha çok duygularımla okuyordum. Şimdi, 25 yaşımda aynı satırların arasından geçerken, sadece duygularla değil; tecrübeyle, yaşanmışlıkla ve farkındalıkla okuyorum.
“Kürk Mantolu Madonna” artık sadece bir aşk hikâyesi değil gözümde.
Bu kitap; bir insanın, kendine bile söyleyemediği cümlelerin, bastırılmış arzuların, geç kalınmış fark edişlerin hikayesi.
Raif Efendi'nin hayatı sessizlikle nasıl harcadığını gördükçe, kendime dönüp şunu soruyorum:
Ben kendi hayatımı gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece yaşıyormuş gibi mi yapıyorum?
Herkesin içinde bir Raif var aslında, susan, korkan, bekleyen… Ve bir Maria, cesur ama yalnız.
5 yıl önce bu kitabı sadece etkileyici bulmuştum.
Şimdi ise anlıyorum: Bu kitap bana hep kendimi soran bir ayna bırakmış.
Büyüdükçe o aynaya daha çok bakar oldum.
Ve sanırım bu yüzden hâlâ en sevdiğim kitap. Çünkü her okumada başka bir yerim acıyor, başka bir yerim iyileşiyor.