Çoğunlukla kendimize ait hiçbir fikrimizin ya da inancımızın olmadığını, yalnızca toplumumuzun kaidelerini kendi bünyemizde topladığımızı gördük; bu yüzden kendi değerlerimizi, kendi doğrularımızı kendimiz keşfetmeli, icat etmeli ve yaratmalıydık.
Bazen insanın içi konuşur ama dili susar…
Anlatacak çok şey olur ama anlatmaya gücü kalmaz. Çünkü bazı hisler vardır; ne kelimeye dökülür, ne de birine emanet edilir. İçinde taşır insan… ağır ağır, sessiz sessiz.
Ben de öyleyim bu aralar.
İçimde bir şeyler var; adı tam konulmayan, tarifi zor bir his. Ne tam mutsuzluk, ne de huzur… İkisinin arasında sıkışmış gibi. Sanki kalbim bir şeyleri özlüyor ama neyi özlediğini de tam bilmiyor. Sanki bir şey eksik ama neyin eksik olduğunu söyleyemiyorum.
Kalabalıkların içinde bile yalnız hissettiğim anlar oluyor. İnsanların arasında gülüyorum ama içimde bir yer hep suskun. Kimse fark etmiyor belki ama ben biliyorum… İçimde bir yer hep yarım kalmış gibi.
Ya Rabbi…
Sen kalbimin en gizli yerlerini bilensin.
Ben anlatamasam da Sen anlarsın.
Ben sustukça Sen duyarsın.
Ben güçlü görünmeye alıştım. Herkese “iyiyim” demeye de… Ama biliyorum ki insan bazen iyi değildir, sadece alışmıştır. Yorulmuştur ama duramaz. Kırılmıştır ama belli edemez. İşte ben de biraz öyleyim.
Ama yine de içimde bir umut var…
Sebebini bilmediğim ama varlığını hissettiğim bir umut.
Belki de bu yüzden hâlâ ayaktayım.
Belki de bu yüzden hâlâ dua ediyorum.
Biliyorum ki;
Hiçbir şey sebepsiz değil.
Hiçbir bekleyiş boşuna değil.
Ve hiçbir dua karşılıksız kalmaz…
Ama beklemek zor ya Rabbi…
Hele ki içinden geçenleri kimse bilmezken,
Hele ki içindeki fırtınayı kimse görmezken…
Bazen sadece biri “anlıyorum seni” desin istiyorum.