Osmanlı hilafetinin tahkim edilmesi, nüfuzunun artırılması, buna bağlı olarak Osmanlı Devleti’nin siyasî manevra kabiliyetinin güçlendirilmesi ve müslümanlar arasında bir “efkâr-ı umumiye”nin oluşturulması için uygun bir araç olarak hac ibadeti üzerinde çok durulduğu görülmektedir. Özellikle Rusya topraklarında ve Afganistan’da, Hindistan’da yaşayan müslüman hacıların gidiş veya dönüşlerinde İstanbul’a uğramayı ve devlet ricaliyle görüşmeyi bir adet haline getirmeleri, Eyüp Sultan başta olmak üzere ziyaret yerlerini dolaşmaları, “Özbekler, Hindîler” gibi adlar taşıyan dergâhlarda kalmaları uygun fırsatlar doğurmaktadır.¹⁴⁷ İstanbul’da bunlarla sürdürülebilecek temaslardan ayrı olarak hac mevsiminde doğrudan Mekke ve Medine’de bütün müslümanlara hitap eder tarzda teşebbüslerde bulunulmalıdır. Ayrıca burada seçilecek bir heyeti İstanbul’a getirerek bazı kararlar alınmalı ve bunlar şeyhülislâm vasıtasıyla halifeye iletilmelidir.¹⁴⁸ Hicaz’da bu maksatla bir “medrese-i İslâmiye-i umumiye” açmak teklif bile vardır.