Zehirli kaktüsün iki biçimde sorusunu düşünüyorum:
“ Beni seviyor musun?”
“ Beni seviyorsun, değil mi?”
İşte dilin inceliği bu , işte tiyatro konuşması bu. Aynı anlamda sorular gibi görünen şu iki soru arasında ne büyük ayrım var.
“Beni seviyor musun ?”
Bu yalın, anlamı düpedüz bir sorudur . Soran kişi, soruyu yönelttiği kişinin kendisini sevip sevmediğini doğrudan öğrenmek istiyor.
Oysa “Beni seviyorsun değil mi?” de bu tümceyi oluşturan üç sözcüğü çok aşan ne derin anlamlar var: umut, istek, tutku, yalvarma, acı, kuşku…
“ Beni seviyorsun değil mi?” Bu soruyu soran, sevildiğinden kuşkulu. Ama sevildiğini de umut ediyor. Sevilsin diye gizliden yalvarıyor. Hatta” beni neden sevmiyorsun ya da ”neden beni yeterince sevmiyorsun?” diye soruyor. Ve bütün bu gelgitlerinden acı duyuyor. Yine bu soruyu sorarak ”sev beni!” diyor tutkuyla ve bu soruyu sorarken ”Ben seni seviyorum!” diye bağırıyor.