Televizyon alıcısı ‘gerçektir’. Anlıktır, boyutu vardır. Sana ne düşüneceğini söyler, bangır bangır kafana sokar. O haklı olmalıdır. Öyle haklı görünür ki. Vardığı sonuçları sana peş peşe söyler ki zihnin itiraz etmeye, ‘Ne saçma!’ demeye vakti olmaz.
Bazen problemi üreten sistemle aynı problemi çözemezsin. Reset atmak için hayatındaki insanlardan, mekânlardan, görevlerinden bir süre uzak kalıp sistemi sıkıntıya sokanın ne olduğunu keşfedebilirsin.
Her şeyi bilirmiş gibi görüinmekten, bilgiçlik taslamaktan da çok hoşlanırdı zaten. Ee, büyük sehirde yaşıyordu ya! Ama ne gerek vardı böbürlenmesine, kibirlenmesine? Olduğu gibi görünmeliydi insan.
Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur... Artik gidelim mi?