İbni Arabi nasların zahiri ve lafzi manalarından ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın o bu manaların geçersiz olduğunu hiçbir zaman söylemiyor. Böylece batıniye mezhebindeki tevil usulünü kullandığı tarzındaki iddiaları geçersiz bırakıyor. Kaldı ki bu tür tevilleri ilk defa yapan da o değildir. Daha evvelki sufiler de onun kadar ileri gitmemekle beraber benzeri teviller yapmışlardır.
Bezmialem Valide Sultan Şam'da kurduğu vakfın vakfiyesinde "Şam'ın tatlı suyu Harameyne taşınacak, hacca gelen huccaca Şam'ın tatlı suyu içirilecek." diyor. Uçakla, trenle değil, develerle taşınacak ne kadar büyük bir hizmet ufku!
XII. yüzyıldan itibaren Hz. Hasan soyundan gelenlere şerif ve Hz. Hüseyin soyundan gelenlere de seyyid demenin yaygın olduğu anlaşılmaktadır. Seyyid sülalesinden biri, bir şerifle veya bir şerif soylu, bir seyyid soylu ile evlendiğinde doğan çocuğa Seyyid Şerif denildiği Saltukname'deki tarihi kayıtlardan anlaşılmaktadır.
Bazı vecd demlerindeki heybet ve temkinlerine dikkat ediyordum da, «Altun Silsile» büyüklerinden birinin, Mansur için "Abdülhâlik Gucdevânî müritlerinden o zaman en değersiz biri bulunsa ve ona rastlasaydı ipe çekilmezdi" tarzındaki sözünü hatırlıyor ve o hikmeti elimle tutar gibi oluyordum.
Allah Teâlâ'nın kadîm olan kelâmı harflerle değildir. Allah Teâlâ'nın kelâmı kendisine hastır ve bir benzeri de olmaz. Kurandaki harfler ve bu harflerin sesleri değil, belki de bu harflerin ve lafızların anlamı Allah Teâlâ'nın kadîm sözleridir.