İlahi Komedya gibi benim gözümde harika bir edebi ürün olarak görünen bir eseri, direkt aldığım gibi okumayı düşünemedim. Onu okumak için öncelikle bir temelim olması gerekiyordu ve bu temeli en başta Avrupa tarihi ile atmayı planlayıp devamında edebiyatın temeli olan Antik Yunan mitolojisiyle harmanlamayı düşündüm. Bu esnada sıkılacağımı sandığım ve zamanımı alacağını hissettiğim Homeros'un destanlarını, Vergilius'un yazdığı ünlü Roma'nın kuruluş mitolojisi olan Aeneis destanını ve Ovidius'un insanın tanrıyı ve tanrının insanı nasıl dönüştürdüğüne dair muhteşem bir eser olan "Dönüşümler" kitabını okumaktan vazgeçtim, ancak içerikleri hakkında bilgi sahibi olmam gerektiğini bildiğim için bu konuda Mitologya kitabından çokça yararlanmış oldum ve elbette yapay zekadan da. Tüm bu okuma süreci bittikten sonra sıra, incelemesini yazdığım bu kitaba geldi. Dante'nin aşkını okuyacağımı düşünürken aslında onun kadınına duyduğu derin aşkla birlikte acısını ve devamında bu aşkın en üst noktaya çıkıp nasıl bir eser ortaya çıkaracağının da önizlemesini okumuş oldum. Beklediğim gibi hiç çıkmadı (Kötü anlamda demedim bunu.) ve beni etkileyen aşk ve acının, aşkla mutlu olmanın ama bir yandan diğer insanların arasında duyulan kendine acıma ve o acınası his... Bunları tekrardan Dante sayesinde tadacağımı düşünmemiştim ve onun ne kadar güzel bir insan olduğuna da bu kitap sayesinde şahit olmuş oldum. Tam olarak araştırmadım kendisini ancak aşkı bu denli yaşayan ve hisseden birisine karşı nefret duyacağımı düşünemiyorum. İlahi Komedya eseriyle bu aşkı nasıl ölümsüzleştireceğini çok merak ediyorum, ondan önce bu kitabını da okumayı herkese tavsiye ediyorum.
Bol okumalar diliyorum herkese!
Dante'nin İlahi Komedya'sını okuduğum şu günlerde elbette Vergilius'un Aeneis'inden bahsetmesem olmaz. En nihayeyinde İlahi Komedya'nın dayanak noktası Antik Roma mitinin temel eserlerinden biri olan Aeneis'e dayanıyor. İlyada'nın kaldığı yerden hikayeyi sürdürerek bugün bildiğimiz Truva atı hikayesini de bize veren ve savaştan sağ kurtulan Truvalı asil Aeneis'in Roma'nın temellerini atmak üzere bir serüvene atılmasının ve müstakbel eşi Lavinia için gibi görünse de aslında Truva'dan sağ kalanlara yeni bir yerleşim alanı için verdiği büyük savaşı efsanevi hikayesini anlatıyor bu kitap bize. Roma'nın edebi kutsal kitabı diyebileceğimiz kitap olan Aeneis okuması çok kolay olmasa da nefis bir serüven sunuyor.
Kafka veremden ölüm döşeğinde yatarken en yakın arkadaşından yazdığı her şeyi yakmasını istemişti. Bu onun son vasiyetiydi ama arkadaşı ihanet etti. Bütün yazdıkları ölümünden sonra basıldı. Bu sayede onu tanıdık ve Kafkaesk kavramı edebiyata girmiş oldu.
Vergilius Maro ise Romalı bir şairdir. Topluma mal olmuş ünlü şiiri Aeneis'in öldükten sonra yakılmasını ister. Aslında her iki yazarda da benzer olan tamamlanmamışlık hissiyatı ve yazdıklarının mükemmel olmaması inancıydı. Vergilius sanatın ve yazdığı şiirin, topluma bir katkısı olmayacağını düşünmüştür. Kafka ise yazının bireysel olarak onu dünyadan kopardığına inanır. Hem yazısız yapamaz hem de tükenir. Ortak paydada bir eser yaratıcısını tükettiği anda, yaratıcısı giderken eserini de yanında götürmek ister.
Hermann Broch bize Vergilius'un son 18 saatini anlatır. İmparator Augustus ve dostları, eserini yakmaması konusunda onu ikna etmeye çalışır. Yazar bunu bize aktarırken bilinçakışı tekniğiyle bizi uzun ve sarmal cümlelere maruz bırakır. Ölüm döşeğindeki yaratıcı bir şairin beyninden ve ruhundan dökülenleri şiirsel bir boyutta verir. Okuması ve takip etmesi zor ama bana göre her nitelikli okurun deneyimlemesi gereken bir kitap. Yazar, şairin ölüme doğru olan yolculuğunu aktarırken sanatı ve eseriyle ilgili düşüncelerini dört bölüme ayırarak vermiştir.
SU (Varış ve Akış): Vergilius son saatlerini geçireceği Brindisi kentine su üzerinde bir gemiyle gelir. Su hem yolculuktur hem de şiirinin o zamana kadarki akışıdır.
ATEŞ (Yıkım ve Arınma): Ateş, Aeneis'in yok edilme arzusudur. Mükemmeliyetçiliğin getirdiği o yakıcı "yetersizlik" hissi. Vergilius sanatın, ölümün gerçeği karşısında "yanıp kül olması" gerektiğini düşünür.
TOPRAK (Mülkiyet ve Kalıcılık): Eserin sanatçıdan kopup "dünyaya" ve topluma kök saldığı
Bir yıldan fazla süren bu yolculuğun sonuna geldik. Troa yıkıldıktan sonra Odysseius da dönünce eve ne oldu Danao’lara diye düşünmeyelim diye sağolsun Vergilius tamamlamış hikayeyi. Çok da kısa bir sürede yazmış eserin destan olduğunu göz önünde tutarsak.
Homeros’nun iyi bir öğretmen gibi yolunda gittiği bu eser bizim gibi düz insanların “harikaydı”, “akıcıydı, fena sardı” veya “hiç sevmedim” diye yorumlamaya pek haddinin olmaması gereken bir oluşum. Destanın da özeti olmaz bence, anlatılan her ne kadar bir savaş ve serüvense asıl insanın aldığı bunların çok ötesinde.
Sırasıyla mitoloji okumalarına başladığım zamanlardan beri okuduğum eserler bir hikaye veya mitos olmaktan öte, insanın kendisini veriyor bana. Yakılan ağıtlar, tüm o içşel çatışmalar ve insan ilişkileri aradaki yüzyıllara rağmen hiç değişmeden geliyor bugüne ve muhtemeldir ki yarınlara.
Hem bu kadar şey yazıp hem de hiçbir şey anlatmamak da biraz bilinçli bir eylem benim yaptığım. Ben destanı anlatamam size, kimse kimseye anlatamaz. Bu yolculuklarda tek başımıza olmalıyız, kendi gelişiminde insan yalnız ilerlemeli.
Sırada Dante Alighieri’den Yeni Hayat var. Sonra İlahi Komedya ile bitiyor serüvenim. Belki de yeni başlıyor bilmiyorum. Ama bu, şuana kadarki mitoloji okumalarım bana ve ruhuma o kadar iyi geldi ki.. Her gün kendimizi daha çok bulup, daha ilerleyebileceğimiz günler diliyorum hepimiz için. Selam olsun LAVINIA!
Antik dünyanın kurucu anlatılarından; İlyada, Aeneis ve Gılgamış Destanı ile birlikte anılan Odysseia, yalnızca bir dönüş hikâyesi değil; aklın, sabrın ve kader karşısında insan iradesinin sınandığı güçlü bir medeniyet anlatısıdır. Odysseia Destanı: İthake Kralı Odysseus’un Serüvenleri, bu büyük metni genç okurlar için sadeleştirerek sunarken anlatının şiirselliğini korumayı başarıyor. Dil genel itibariyle şiirsel bir tını taşıyor ve hikâye baştan sona sürükleyiciliğini muhafaza ediyor. Çok kurnaz, çok acılar çekmiş ve bin bir düzen bilen Odysseus’un; İthaka’ya uzanan yolculuğunda Kikloplar diyarından Aiolos’un rüzgârlarına, Kirke’nin adasından Kalypso’nun kıyılarına kadar sürüklenişi, aklın kaba güç karşısındaki direncini diri bir anlatımla hissettiriyor. Bu yolculuk aynı zamanda tanrılar arası bir gerilimin de sahnesidir: Poseidon’un bitmeyen öfkesi ile Athena’nın koruyucu aklı arasında sıkışmış bir insanın mücadelesi anlatılır.
Açıkçası Odysseus’un serüveni bana her zaman, savaş merkezli yapısıyla İlyada’dan daha etkileyici gelmiştir; çünkü burada kas gücünden ziyade sebat, strateji ve eve dönüş arzusu belirleyicidir. İşte bu insani yön, destanı yalnızca bir kahramanlık anlatısı olmaktan çıkarır ve daha derin bir dramatik zemine taşır. Tam da bu nedenle anlatının merkezine yerleşen bin bir düzen bilen kahraman figürü, metnin ağırlığını artırır ve okuru zihinsel bir mücadeleye ortak eder. Bu dramatik yoğunluğun genç okura da aktarılabilmesi ise uyarlamanın asıl başarısını oluşturur. Bu uyarlama destanın tüm felsefi katmanlarını taşıma iddiasında değil; ancak tam da bu sınırlılığı sayesinde genç okurlar için güçlü bir başlangıç, klasiklere mesafeli yetişkinler için ise yerinde bir eşik niteliği taşır. Geleneği hafifleştirmeden, anlaşılır kılarak