Yanardağlar taşları, ihtilaller de insanları fırlatır.
Aileler çok uzaklara gönderilir, kaderleri ülkelerinden ayrı
düşer, topluluklar dağılır. Bulutlardan düşüyor gibi olurlar;
şunlar Almanya'ya, bunlar lngiltere'ye, berikiler Amerika'ya ...
Gittikleri ülkenin insanlannı şaşırtırlar: Bu yabancılar nereden
geliyor böyle? Onları püskürten, şurada tütmekte olan
yanardağdır. Bu göktaşlarına, bu atılmış ve kaybolmuş insanlara,
bu talihin es geçtiklerine çeşitli adlar verilir; onlara göçmen,
mülteci, maceracı denir. Kalırlarsa sineye çekilirler, giderlerse
sevinilir. Kimi vakit, bunlar kesinlikle zararsız yaratıklardır
... Ne kin duyarlar ne de öfke, şaşkındırlar. Yapabildiklerine
kök salmaya çalışırlar. Kimseye zarar vermezler, başlarına
gelenlerden de hiçbir şey anlamazlar.
Victor Hugo
Deniz İşçileri
“Kızlar bazen Janaki gibi, on-on iki yaşında evlendiriliyorlardı. Hem de bazıları hâlâ oyuncak bebeklerle oynarlarken…
Ergenlik çağına girmek hayatlarında ani bir değişiklik yaratıyordu. Bir günde çocuk statüsünden kadın statüsüne geçiyorlardı. Yoksul ve kırsal bölgelerde aileler sırtlarındaki yükü biraz olsun azaltmak için onları bir an önce evlendirmeye bakıyordu. Oysa kanuna göre evlenmek için reşit olmak gerekiyordu.”
Ağaçlar hep en etkileyici vaizler olmuştur benim için. Ormanlar ve korularda halklar ve aileler halinde yaşayan ağaçlara hayranım ben. Tek başına duran ağaçlara daha da hayranım. Yalnız insanlar gibidir onlar. Şu ya da bu zaaftan ötürü sıvışıp giden münzeviler gibi değil, yalnızlaşmış büyük insanlar gibi, Beethoven ve Nietzsche gibidirler. Tepelerinde uğuldar dünya, kökleri sonsuzluğa uzanır ama sonsuzlukta kaybolup gitmez, var güçleriyle tek bir şey için, onlara özgü, onlarda içkin yasayı yerine getirmek, büyüyüp serpilmek, varlıklarını ortaya koymak için çabalarlar. Hiçbir şey daha kutsal, hiçbir şey daha mükemmel değildir güzel, güçlü bir ağaçtan.
Kuşkusuz, altta kalmayı kimse istemez; özellikle aileler arasında, kimileri başarıya ulaşır kimileri onları çekemez, tabii bir şeydir bu. Ama kendine hakim olmak, el âlemin eğlencesi durumuna düşmemek de gerekir, değil mi efendim?