• Ne yapacağımı bu halin beni nereye götüreceğini sorma bende artık kuvvet yok akıl yok düşünce yok yanlız aşk var.
    Mavzer kurşunu gibi çarptığını yere seren aşk.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 20 - Yky
  • Bir sürü insan geldi ..
    Hiç birini tanımıyorum ..her yerden her memleketten ..
    "Içlerine fazlasıyla anlamsız düşünce tıkıştırdığım o yüzlerce, binlerce uyukusuz geçen geceyi düşünmek zorunda kaldım. .
    ...bu gecelerde roman denen bütün o saçmalıktan,on dokuz ve yirminci yüzyılın ilk yarısında yazılmış "Akıl almaz dercede hiç bir şey demeyen ve bir anlama gelmeyen ürünlerden __
  • Evet, insanın kafasına kimi zaman öyle çılgınca, öyle akıl almaz düşünceler saplanır ki, bu düşüncelerin gerçekleşeceğine gerçekten inanmaya başlar... Dahası var: Eğer bu düşünce çok güçlü ve tutkulu bir isteğe dayanıyorsa, çoğu zaman yazgının hazırladığı, kader gibi, gerçekleşmemesi olanaksız, kaçınılmaz bir şey gibi görünür! Belki de bu, önsezilerin bir birleşimi, istencin olağanüstü bir çabası, imgelem kudretinin doğurduğu bir tür zehirlenme ya da buna benzer bir şeydir...
    Dostoyevski
    Sayfa 155 - Kum Saati Yayınevi
  • Hiç şüphe yok ki akıl ve zeka da ölümsüz değildir, geçicidir; ama benim ona niçin böylesine tutkum olduğunu tabii siz biliyorsunuzdur. Hayat can sıkıcı bir kapandır. Düşünen bir adam olgunluk çağına ulaştığı ve bir olgunlaştığı zaman, elinde olmayarak, kendisini çıkışı olmayan bir kapandı hisseder. Gerçekte o, kendi isteğine rağmen, bir takım rastlantılarla yokluktan hayata davet olunmuştur... Niçin kendi varlığının sebep ve amacını anlamak ister; ona söylemezler veya söyleseler de saçma sapan şeyler söylerler; o kapıyı çalar, açmazlar; nihayet ölüm de yine isteğine rağmen gelip ona çatar. Ve işte böyle tıpkı hapishanede olduğu gibi ortaklaşa felaketlerle birbirine bağlanmış insanlar bir arada oldukları zaman nasıl kendilerini biraz daha iyi hissederlerse, hayatta da, çözümlemeye ve genellemeye yatkın olan insanlar, bir arada bulundukları ve vakitlerini, yüksek ve özgür düşünce alışverişiyle geçirdikleri zaman, kapanın varlığını fark etmezler. İşte bu anlamda olmak üzere akıl ve zeka, yeri hiçbir şeyle doldurulamayan bir zevk, bir hazdır.
  • Mutlak tek olduğuna, eşi ve benzeri bulunmadığına iman ettiğimiz Allah ya da daha genel İsimlendirmeyle Tanrı bir fikir ya da bir kavram değil, bütün varlık ve varoluşun kendisinden sadır olduğu vacibü'l-vücuttur. Kişinin bildiği ve akıl erdirdiği bir şeye inanması aslında bilgiye ve akla inanmasıdır. İman bilginin, düşüncenin konusu haline geldiğinde, sevgi ve tutkudan beslenen saf tabiatını kaybeder. Buna bağlı olarak mü'min ile Allah arasındaki içtenlikli ilişki kaybolur ve geriye bir fikir ve düşünce konusu kalır. Kısacası, iman bilgi temelli olmadığı gibi imanın nesnesi de bilgi ve delille ispatlanabilir bir şey değildir. Bilakis iman bilmek, akıl erdirmek gibi durumların ötesine geçmektir. İman işte bu yüzden "iman" diye isimlendirilir.
    İnsanı gerçek mutluluğa ve hakikate ulaştıracak imkanın akıldan ziyade kalpte (gönül) olduğuna inanan Blaise Pascal'ın (ö. 1662) iman konusundaki görüşlerini burada kısaca aktarmak faydalı olabilir. Pascal'a göre iman ispattan farklı bir şeydir. İspat beşeridir; iman ilahi bir inayettir. İman akılda, zihinde değil, kalptedir. Yine iman, kendisini yüreğinde taşıyan insana "biliyorum" (scio) değil, "inanıp güveniyorum" (credo) dedirtir ... Tanrı'yı hisseden kalptir; akıl değil. İşte iman denilen şey budur. Ayrıca Tanrı'yı bilmekle O'nu sevmek arasında dağlar kadar fark vardır. Akıl bilmekle, kalp (gönül) sevmekle maruftur.(1)
    Pascal bütün bunları söylerken, aklı dışlayan, onu itibarsızlaştıran veya akıl ile imanı birbirine kırdırmaya çalışan radikal fideist bir tutum içerisinde değildir. Kaldı ki akıl da Allah'ın insanoğluna bahşettiği çok büyük bir lütuf ve ihsandır. Akıl ile imanın birbiriyle savaştığı iddiasında bulunmak, Leibniz'in dediği gibi Tanrı'yı kendi kendisiyle savaştırmaktır.(2)
    "Akıl istediği kadar veryansın etsin, her şeye paha biçen kendisi değildir ... Her şeyi akla teslim edecek olursak, dinimizin gizemli ve doğaüstü hiçbir tarafı kalmayacaktır. Aklın ilkelerine ters düşecek olursak, dinimiz saçma ve gülünç olacaktır ... Aklı dışlamak da sadece aklı esas almak da ifrattır."(3) gibi ifadelerle akıl konusundaki itidalli anlayışını bir bakıma özetleyen Pascal'a göre iman makul gerekçelere dayanabilir; fakat aklın imkan ve idrak kabiliyeti özellikle metafizik alan söz konusu olduğunda her şeyi bilme ve her problemi çözmeye kafi değildir. Kaldı ki akıl pek çok perspektiften ve ilkeden hareketle yavaş hareket eder. Bu ilkeler ve perspektifterin daima onun huzurunda bulunması gerekir. Fakat akıl söz konusu ilkeleri daima zaptu rapt altına alamadığından sürekli dalgınlığa düşer ve yolunu kaybeder. Oysa hisler böyle işlemez; derhal faaliyete geçer. Bu yüzden imanımız hissiyatımızda yer etmelidir. Aksi halde daima sallantıda olacaktır.
    Allah'ın bizden istediği iman akli argümanlarla tahkim edilmiş bir kanaat değil, akli deliller ve makul gerekçelerin ötesinde sağlam bir teslimiyet ve güven duygusu içinde yaşanması gereken kalbi bir keşif ve hissediş olmalıdır. Bu vesileyle Hucurat 49/15. ayetteki (İman kalplerinizde kendisine yer bulmuş değil) ifadesini de hatırlatmak gerekir.

    (1). Blaise Pascal, Düşünceler, çev. Devrim Çetinkasap, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017, s. 122, 132, 133.
    (2). G . L . Leibniz, İmanla Aklın Uygunluğu Üzerine Konuşma, çev. H üseyin Batu, MEB yayınları, İstanbul 1 986, s. 56.
    (3). Pascal, Düşünceler, s. 40, 124, 131.
  • Tek hakikat tanıyoruz: Düşünce veya ruh. Dinler, Tanrı diyor bu tecride, felsefe: Akıl. Düşünüyorum, o halde varım... Ne demek? Düşünceden başka gerçek tanımamak değil mi?
  • Ne yapacağımı, bu halin beni nereye götüreceğini sorma, bende artık kuvvet yok, akıl yok, düşünce yok, yalnız aşk var.