• Ali kırca, Savaş Ay ve M. Ali birant gibi güzel insanlar vardı eskiden. Nerde o eski günler. 🤔😏
  • Babam derdi ki ,ilk özür dileyen en cesurdur,ilk affeden en güçlü,ilk unutansa en mutlu... Okumuş yazmış adamdı babam, nereden öğrenmişse , böyle derdi,biz de böyle bildik.Ne başkaları cesur olabildi özür dilemek için,ne de biz yeterince güçlüydük...Ama mutluyduk, çünkü unuttuk !
  • Düz yollarda değil, sadece kavşaklarda umut vardır !
  • Kederli günlerimde, arkadaş oldun bana
    Ne güzel anlaşırken, şimdi ne oldu sana...
  • "Suskunluk ,kör bir bıçağın yüreğe saplanması kadar yaralayıcıdır."
  • Abu’l Rayhan Muhammed Bin Ahmet El-Biruni El Harezmi ya da bildiğimiz adıyla Biruni. Gökbilim, Matematik, Doğa, Coğrafya ve Tarih uzmanı. Atatürk Din Düşmanı Değildi ve Siyah Sancak kitaplarının (sadece bunları bulup okumuştum) yazarı Ali Kuzu’nun kaleminden.
    Dünyanın yuvarlak olduğunu savunan kişinin kendinden 500 yıl sonra gelip bunu söylemesi mi yoksa Biruni’nin bunu 1051 yılından önce söylemesinin çekilmemesi mi? Sözünü alıntı olarak da paylaşmıştım zaten.
    Onun dönemini ve yaptıklarını düşününce çağın genel durumu hakkında şu yorumu yapıyoruz. İslam kesinlikle yücedir ama İslamı anlamayan ve kendilerine ‘Müslüman’ sıfatı takan bağnazların durumunu da en iyilerden biri olarak Levent Kırca özetlemiştir. Şimdi bile ‘Okuyup da ne olacaksın’ sorusunu kafasından atmayan bir neslin çocukları ‘Ne olcam’ sorusuyla sonunu intihara dahi götürürken bunu anlamamak da tamamen kişisel bir sorun bana göre.
    https://www.youtube.com/watch?v=WY607wVXH_4
    Dünyanın Çapı, Ümit Burnu, Amerika, Japonya gibi konularda buluşlar ve çalışmaları yaptığı bilinmektedir. Oruç ve Namaz vakitleri gibi İslam için önemli çalışmaları Astroloji ile birleştirecek şekilde çözümlemesi de onun zekâsının önemli kanıtlarındandır.
    Onun bilimsel çalışmalarının düz hesap 30 tane olduğunu düşünürsek; bu alanda birkaç tanesini tam olarak sayıp örneklendirelim istiyorum. Nasılsa kitap fazla okunmadığından (2) bu tanıtımı yapmak da güzel olur kanaatindeyim.
    Arapça, Farsça, İbranice, Rumca, Süryanice, Yunanca ve Çince gibi dillerin yanında; Matematik, Geometri, Astronomi, Fizik, Kimya, Tıp, Eczacılık, Tarih, Coğrafya, Filoloji, Etnoloji, Jeoloji, Din ve Mezhepler Tarihi gibi çalışmaları mevcut. Bunları incelemek istiyorum.
    Astronomi: El-Kanunül-Mesudi, Astronomi ve Astrolojide Mesut Kanunu (Kanun El-Mesudi fi El-Hey’e ve El-Nücum) ve Eski Yıldızbilim Sanatının Aktarımı (Kitab El-Tefhim li-Evail Sına’at El-Tencim) en bilinen ve ondan sonra 16. yüzyılda kullanılmaya başlayan tekniklerini içerdiği kitaplarıdır.
    Jeoloji ve Coğrafya: Tahdidu Nihayati’l-Emakin ve Kitabü’l-Cemahir fi Marifeti’l-Cevahir adlı eserleri.
    Matematik: Trigonometriyi bulan adam! Yaptığı çalışmalar biz sözelcileri oldukça incitecek cinsten.
    Fizik: Isı, ışık ve ses üzerine çalışmaları görülüyor. Birleşik Kaplar İlkesi ve 23 farklı maddenin özgül ağırlığını hesaplaması.
    Tıp ve Eczacılık: Kitab-üs Saydala.
    Bilim ve Din: Tahdid Nihayat El-amakin ve Kanun El-Mesudi.
    Sosyal Bilimler ve Felsefe: Burada kendisi hakkında yapılan ve yayımlanan yazarları okurken hiçbir eserinin dilimize çevrilmemesi ve yazarımızın onun bir Türk olduğu üzerine inatla yazmış olması da oldukça ironik. Böyle bir Türk’ün tek eserinin bile çevrilmemesi ama adına gerek hikaye gerek bilimsel kitaplar hazırlanmış olması da garip!
    Biruni ve Dinler: Lievaili sinaati’t-Tencim. Zaten özellikle de Hristiyanlık alanında öyle bir çalışmalar yapmış ki yaşasa gidip bizzat Papa gidip tebrik eder! Aynı şekilde uzun (hatta uzuuuuun) bir Hristiyan mezheplerine (Melkaiyye [ki bu Melkani dedikleri olabilir mi?], Nesturilik, Yakubilik, Ariusçuluk, Merkunilik, Deysaniyye) dair girizgah var.
    En sonda eserlerinin belirtildiği kaynak kısmımız var ki burası kitabın en acı kısmı. Böyle bir büyük ilim adamı olun ama döneminizin şartları gereği eserleriniz kaybolsun. 180 eserinizden sadece 22 tanesi bilinsin. Olacak iş değil. Gerçi günümüzde unutulan Markunilik kurucusu Marcion olmasaydı Hristiyanların da asla toplu bir incili olmayacaktı. Eski dönem şartlarıyla günümüz şartları gerçekten çok farklı. Bilimsel olarak da halen 1000 yıllık adamların incelenmesi ise ayrı bir ironi.
    Finali de yazarımızın çok beğendiğim bir sözüyle yapıp kapatalım mı? Yapalım. Çok güzel yağmur var biraz onu seyredelim. Netice olarak denilebilir ki Biruni, ortaya koyduğu eserlerle tarihimizin yüz akı ve insanlığın ilmî gelişmesinde de öncü olmuştur. Bugün ise onun daha o zamanlar yaşadığı ve varlığını haber verdiği coğrafyalarda kalp ve kafa gözü açık binlerce potansiyel Biruni adayı, geleceğin ilim dünyasına hazırlanmaktadır.
    Kendinize iyi bakın, bol keyifli okumalar..
  • Fabrika'da bekçiliğe başlamıştım. Mersin-Adana sınırında bulunan bir mısır silosunun güvenliği için gündüz vardiyası bana verilmişti. Sabah 08:00 akşam 19:00 gibi bir çalışma süresini 1 ay 15 gün icra ettim akabinde yerime birini buldular bu geçici iş süreci hayatıma çok büyük tecrübeler kattı. Somut örnek olarak yaklaşık 30 civarı film bitirdim.

    Bukowski şöyle tanımlamış postahane günlerini ''Çocukların kimileri Afrika güneş kaskları ve gözlükleri giyiyorlardı; ama ben, hep aynıydım, yağmur ya da güneş- yırtık pırtık giysiler, çivileri ayaklarıma batan eski ayakkabılar. Mukavva parçaları koyuyordum ayakkabılarımın tabanlarına. Bir süre için iş görüyorlardı, ama çok geçmeden çiviler topuklarıma batmaya başlıyorlardı yine.'' Bu arada alıntı, kitabın kapağında mevcut olduğundan gönül rahatlığıyla paylaştım. Abbbov bütün sırrı bozduncular sakin olabilirler.

    Bazen bana yaşadığım o geçmiş denen anıların nasılda gerçek olduğunun hayreti düşer durur yahu ben bunları nasıl yaşamışım vay vay vay vah vah vah !!! ve bu tasvir ile bende o bekçilik günlerime döndüm. Fabrika faaliyet döneminde değildi. Silo boş ve satılığa çıkarılmıştı. Her sabah annem çantama soğuk suyumu koyar ve ben yola koyulurdum. Durak yakınlarında otobüs beklerken taze simit börek, ayran gibi yolluk yapar azığını omuzlayan Keloğlan tribiyle belediye otobüsünde arka koltuğa oturup link olarak paylaşacağım şarkı türevinde efkarın yanardağ gibi patladığı modlara yelken açar suskunserseri38 tarzı donuk suretle dinlerdim. https://www.youtube.com/watch?v=cmDgfzpKw5w

    Fabrika salaş ötesi bir yerdi kertenkeleler timsaha dönüşmüş, toz ikinci bir ten misali zemini kaplamış sıcak zaten, hoşgeldin dercesine suretimi selamlamıştı. Çalışma arkadaşı yoktu. Ortam sıkıcıydı. Bukowski ne demişti ama '' Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.'' Bu laf bazen tetikleyici bir güç oluyor tavsiye ederim. İşe koyuldum. Filmler izledim. Sundurma altı gibi yerde egzersizler yaptım. Piknik tüpünde çay pişirdim ha bu arada çay harareti alır diyorlar bunu diyen Çukurova yazında çay içmemiş anlaşılan çünkü ben o çayı içtiğimde derisi nemli zehirli bir ok kurbağası misali fabrika musluğunun hortumuyla Şafak Sezer Kutsal Damacana sahnesi gibi kendimi yıkıyordum ilerleyen saatlerde. Ne kadar doğru bilmem o çay hani akarsu manasına gelen çaymış. Alın bu bilgiyle ne yaparsanız yapın.

    Bukowski bana çok şey öğretti. Yanlız olmanın yanlış bir kalpte olmaktan daha iyi olduğunu ve insanın öz saygısını dışa değil içe yansıtması olgusunu, Net tavırların önemini dolambaçlı izahta bulunmanın mantıksızlığını, hayatta her şeyin tozpembe olmadığını, kaybettiğini sandığın meselelerin kurtulduğun olabileceği ve daha bir sürü şey.

    Vardiyam bittiğinde cumanın farzını kılıp apar topar dükkana fırlayan esnaf gibi bende dakika sayar dış kapıya göz diker gece bekçisini beklerdim. Akabinde Jamaikalı atletlerin bayrak yarışına benzer atmosferle görevi devrederdim.

    Hani sabır acıdır meyvesi tatlıdır derler ya bizimki o hesap iş bitimi para geldi ellerime değdiiiiii değmediiiiii derken şu yaşadığımız hayat misali akıp gitti. Geriye baktığımda özetleyecek olursam Alın teri, bilek hakkı ve derine işlenmiş masum sabırlar aklıma geliyor. Yarın ihtiyar bir hal ile geçmişe bakacak olursam şunu diyeceğim. Tatlı kaderim beni fabrika bahçesinde , güneş altında derin düşüncelere dalmayı ve gençliğimi onurlu, şerefli bir yola harcamayı gösterdi. Bunun için ne kadar şükretsem azdır.

    Başınızı ağrıttıysam şayet özür dilemeyi borç bilirim. Özürümü bir link olarak paylaşayım baş ağrısı demişken... https://www.youtube.com/watch?v=Q-gvNh4Ayjo

    KAPANIŞ BÖYLE OLSUN İSTEDİM ESEN KALIN SEVGİ, BARIŞ HUZUR VE SABIR SİZİNLE OLSUN SAĞLICAKLA...

    - Hayatı paylaşmak için (Ali kırca)
    - İyi akşamlar Türkiye, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa (Reha Muhtar)
    - Siz de Türkiye için bir şeyler yapın (Fatih Altaylı)
    - Gülümsemeyi ihmal etmeyin henüz kahkahaya vergi yokken (Gani Müjde)
    - Bendeniz haftaya yine bu ekrandayım beklerim efendim (Aziz Üstel)
    - En güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun (Erkan Yolaç)
    - Yollar uzun memleket koşulları çetin (Tayfun Talipoğlu)
    - Şimdi bilgisayarınızı kapatabilirsiniz (Microsoft)