Kitap okumamı 'gereksiz' bulan biricik babacığım demin beni çağırıp bana yüksek sesle kitap okutturdu. Birkaç sayfa okuduktan sonra durdurup alnımdan öptü. Ben de odama dönmek için müsade isteyip kalktım yanından. Ne oldu pek anlamadım ama şu an hissettiğim duyguyu tarif edemem.

Seni çok seviyorum Babacığım.💙

Not: Kendime Kızıyorum
Her şeyi boşverip otostopla şehir şehir gezdiğim aylardan birinde, kaldırdığım parmağa duran araç İzmir'e denk gelmişti. Aracın içinde ön koltuktan benden genç - ki ben daha 20 li yaşlarımdayım - tahmini 18 -19 yaşlarında olan bir kız vardı. Aracın sahibi yaşlıca biriydi. Kızıdır diyerek başımı öne eğdim selam verip oturdum arka koltuğa. Otostopun kuralı cana yakın sohbeti hoş olacaksın yoksa söverler ya da bizim yol burada bitti deyip bırakırlardı. O yüzden bende tatlı dilimi düşük çenemi konuşturdum yine. Öğrenmiş oldum kızı değildi. Gözleri elamsı esmer tenli, tenine yakışan kömür renkli düz uzun saçları vardı. Vardı da adını bir türlü öğrenememiştim ancak İzmir'e gidiyordu. Orada okuyormuş. Yol parasını harçlık yapmak için otostop çekiyormuş. "Kız başına ne cesaret" dedim. Sonra aynı yerde indik. Adını hatırlayamadığım yaşlı amca yoluna devam etti. Tam "Görüşürüz kendine iyi bak tanıştığıma memnun oldum" diyecektim ki birden atladı gözleri ışıl ışıl "Ee çok konuştun bir çay ısmarlayayım da hararetini alsın" dedi. "Tabi olur ee şey" dedim. Birazcık yürüdük küçük çaplı bir kafeye oturduk. İki çay söyledik. İsmini sordum "Marde" dedi. Dedim "Anlamı ne?" Yüzüme baktı gülümsedi. "Fransızca bok ama gerisini bilmiyorum nenem koymuş" dedi. "Kürtçe galiba ya da kürtçenin bir uzantısı dilden de olabilir." diye söze devam etti. Tabi biraz yüzüm asıldı. Sonra uzun uzadıya konuştuk. Kalkmak bile istemedik sonra bir iki gün buluştuk ettik o kadar güzeldi ki her şey ancak biliyordum kendisi Mardin'liydi. Mardinli Marde. Yüreğimi almıştı ancak serde gençlik var. Deli çağlarımız. Bizim eşrafta hatırı sayılırdı. Hepsi milliyetçi ama ne milliyetçilik. Biraz benzemiş yapımız var. Ailede öyle. "Ben bu kızı seviyorum" desem. "Evleneceğim" desem yıkarlar ortalığı. Kıza da yazık olur bana da. Neyse velhasıl üç gün kalacağım İzmir'de bir ay kaldım. Tabi ilk başlar sağda solda kalıyorum. Marde yurtta. Sonra bu böyle olmaz deyip bir pansiyonla anlaştım günlüğü on iki buçuk lira. Az para sanmayın o zaman dehşet para sağda solda yevmiyeci çalışıyorum taş patlasa otuz beş bilemedin kırk lira geçiyor elime. On iki buçuk lira yatak parası on lira yemek. Gerisiyle işte öteberi ve bir de her akşam yurdundan alıp Marde'yle içilen çay biraz param arttıysa kahve dondurma filan. Varlığın yokluğundayım. Eve bir telefon etsem üç aylık para yollar ama çıkarken bir kere kendi çareme bakarım deyip çıkmıştım. Çünkü böyle bir şey yapmama karşı çıkmışlardı. Velhasıl bir ay Marde'yle çok güzel eğlendik en sonunda "Bak sen pansiyon köşelerinde ben bir yurtta gel çıkalım bir eve İzmir'de ufak bir yer buluruz. Kiralarda pahalı değil o kadar arka semtlerde. Kışın çok soğuk olmuyor zaten fazla ısınma parası da vermeyiz ben de yarı zamanlı çalışırım." dedi. Bir ateş düştü yüreğime seviyordu galiba da galibası yoktu. İşte ben sıkılır. Sıkılırsa gider. Giderse üzülürüm yoluma bakarım. Güzel anı biriktirmiş olurum demiştim. Hiç aklımdan böylesi geçmemişti. Bir şey diyemedim. Bütün gece düşündüm. Sonra sabah ilk iş yurdunun önüne gittim aşağıya çağırdım. Konuştum. Sonra ayrıldık. Şimdi kızıyorum kendime tutardın evi. Okulu da İzmir'e alırdık. İlle de nikah mı derdi çevre laf söz mü yapardı? Yapardık nikah bir deftere imza atmaksa mesele atardık. Şatafatlı düğün isteyen varsa yapsın düğünü biz evleniriz derdim. Ancak demedim. Acaba şimdi nerede ne yapıyor. Gerçekten adı Marde miydi? Benimle alay mı etmişti. Rüya gibiydi belki eğlenceydi. Korkup kaçmam için böyle bir teklif yapmıştı.

Ben de yazdım:
ESKİ İMAR PLANI

Selim'e.. .

Yasemin'in düğünü var yarın.

Yasemin. Bir inceltme işareti gibi kaşları. Bütün kaba saba sözler, abuk sabuk tavırlar, sert ve kart hadiseler onun gözlerinde yumuşar, kaşlarında incelir.

Bunları kendisine söylemedim. Ben zaten ona neyi söyledim ki?

Bakın burada yazdığım bir yığın şiir duruyor. Ona yazdığım. Kağıtlara yazıyordum o zamanlar. O zamanlar kağıtlara şiir yazılıyordu.

Bu da bir vakitler günlük yazmaya niyetlenip de bir türlü devamını getiremediğim ve giderek ara ara, belki ay ay yazdığım, . .. ama yazdığım, bir defter.

Neler yazmışım böyle:

''Onu seviyorum. Seviyor muyum? Kendime dahi itiraf edemediğim bu müphem duyguyu mahsus en az kendi kadar belirsiz bir istifham haline getiriyorum. Değil mi? Hadi hiç de değilse bunu itiraf et Arif! Hiç değilse bunu. . .''

Yasemin.

Onu seviyorum. Seviyor muyum?

Artık sevmiyorum. Yarın düğünü var. Ama hafızam bütün geçmiş zamanları zapt etmiş bir vaziyette yerinde duruyor. İşte onu aldatamam. O bir ikaz alarmı, bir uyarı zili gibi kafamın içinde hatıraları daima zinde, canlı ve kudretli tutuyor.

Aşk çok kudretli bir duygu azizim. Çok kudretli. .

Başkalarına fazla alelade, feci bayağı, epey sıradan gelen nice hadiseye aşk denilen oklava, ruhumuzun bilinmez bir yerinde öyle tuhaf şekiller veriyor ki, bir masal ülkesinde, bizim için tertiplenmiş bir müsamereyi seyreden insanlar oluveriyoruz.

Biz insanlar ne garip varlıklarız azizim.

Bir cuma günü yağmur yağmıştı da, . . .. sadece tatlı bir tesadüf eseri olarak, onun arkasından yürüyorum diye sanki yan yana yürüyor, birlikte ıslanıyormuşçasına, engin ve dipsiz bir hülyanın dalgalarında kulaç atmıştım.

Aptallık mı? Sersemlik mi? Delilik mi? Delilik. Bunu içimde yaşattığım insan sürekli tekrarlıyor içinden. Delilik. İç sesimizin bile bir iç sesi var. Delilik.. .

O günü biraz daha canlı anımsamalıyım. Cumhuriyet Caddesi'nde. .. Kuvvetli bir yağmur yağıyor. .. Giderek artıyor. . Aamaaaan..

Yasemin'in yarın düğünü var.

Bu cümle .. . bir ağustos gecesinde uykusuzluktan çökmüş sinirlerimi bir sivrisinek gibi rahatsız ediyor. Teyakkuzda bir zihinle uyunamaz.

Burada bir sivrisinek sesi saklı. Bu satırların arasında. Ömürlerinde hiç değilse bir kez aşık olmuş, ayrılmış, ve sevdiği kız başkası ile evlenmiş olanlar bu sesi duyuyor olmalı.

İnanılmaz bir ses. Yüreğimi sızlatıyor. Bir çeşmeden maşrapaya şap şap dökülen bir su gibi. . Kesik kesik. . Fakat devamlı .. Kesik kesik olması devamlı . . Rahatsız eden, beni öfkelendiren de bu zaten.

Çıldırıyorum ben galiba. Yahut çıldıracağım. Yasemin'in yarın düğünü var. Bunu yazmak değil, sadece ve bir an için, saniyenin onda biri kadar düşünmek bile dehşet verici, tüyler ürpertici. Yasemin'in yarın düğünü var. Kahrolası cümle. Yasemin'in yarın düğünü var. Defol! Yasemin'in yarın düğünü var. Yeter, yeter. .. yeter. . .!

Yasemin'in yarın düğünü var. Giderek hızlanan bir müzik gibi. Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda'yı söyleyen Cem Karaca'nın sesi. Giderek hızlanıyor. Bu tempoya ayak uyduramayan sinirlerim azıyor, nefes alamayıp sürekli esneyen bir adam oluyorum, soğuk ve soluk bir nefes. Derin bir nefes alıyorum. Olmuyor. Tanrım. Olmuyor. . Yasemin'in yarın düğünü var. Küfredeceğim. Belki o zaman rahatlarım. Yasemin'in yarın düğünü var. Yasemin'in. .. ... yarın . . düğünü. . .. var.

yeter. . ............... yeter. . yeter.

Ama Yasemin'in yarın düğünü var.

Anlıyor musunuz?

Hayır onu sevmiyorum. Seviyor muyum? Seviyorum. Hayır sevmemem lazım. Yasemin yarın bir başka adamla, bir yatakta. . .. Sustum. Susmalıyım. Yazamam. Düşünmemeliyim bile. Yarın. .. bir başka adamla .. bir yatakta. .. Hayııırrr!!

Sevmiyorum. Yasemin seni sevmiyorum. Çünkü senin kaşların var. Bir inceltme işareti gibi. Evet bunun için sevmiyorum. Çünkü gözlerin o kadar naif ve güzel ki, .. gözlerinin üstünde onları inceltmeye yeltenecek bir işarete gerek yok. Yani ben seni seviyorum da. .. . kaşlarını sevmiyorum. Ama kaşlarını bir şeye benzetip de, onları benzettiğim şeylerle kurmaca bir vakıa ile yargılayan da ben değil miyim? Saçmalıyorum. Seni seviyorum. Sevmiyorum. Saçmalıyorum ama sevmiyorum. Sevmiyorum.

Biz insanlar ne garip varlıklarız azizim.

. .ve Yasemin.. ne ilginç bir isim!. Ne demişti o adam? Hani o gece sığındığımız moral istasyonu. Hayalimdeki kadın. dememiş miydi? Hayalimdeki kadın. Kah biraz hakikat, kah biraz yalan, biraz rüya, biraz vakıa, biraz hülya. . o kadar çok şey uydurdum ki. . Neresi moral azizim buranın, neresi moral istasyonu. Ürperen yürekler, titreyen eller, yanıklaşan sesler. . Muhakkak yüksek tansiyon hastası bu adamlar. Ceplerinde hap taşıyorlardır. Olur olmaz yutuyorlardır. Olur olmaz. Olur olmaz o kadar çok şey uydurduk ki. .. Handiyse ben de inanacağım. İnanıyorum galiba. Yasemin kim? Güleyim bari. .. Üstelik onu sevmiyormuşum. Yok seviyormuşum da. İçimdeki bu mücadeleci seslerin sahibi kim. Be hey kim? Yasemin kim ulan. Kim?

Titreyen bir el.. çok titriyor. . .. yakalıyor beni. Bırakmıyor. Bak diyor. Bak işte Yasemin. Hani lan nerde? Nerde? Bak karşında. Orada. Ama yok orada. Karşımda ben varım. Ben. Yasemin senin içinde. Ruhunda. Onu göremezsin. Kendinde görebilirsin ancak. Kendini görebilirsin. O hayalindeki kadın çünkü. Yasemin'in kaşlarının bir inceltme işareti gibi olduğunu da mı ben uydurdum. Ya o cuma gününü. . .Ya o yağmuru. .Onun arkasından yürüdüğümü .. .Birlikte, beraber, yan yana ıslanıyormuş gibi saadetle dolup boşaldığını ciğerlerimin. Bunları da ben uydurdum. Söylesene. .. Çek o titrek ellerini içimden. Sersem herif. Sersem!. Deli misin, nesin. Ha deli misin? Deli. Ah! Bunu içimde yaşattığım insan sürekli tekrarlıyor. Deli. Deli. Deli. ..

İç sesimin bile bir iç sesi var.

Ama. Ama . ..Yasemin'in yarın düğünü var. Yasemin, bir başkası ile, bir yatakta. .. . Dur!.

Sert, parlak, şeytan gözü bir bilye gibi yuvarlanıyor bu söz. ... Yuvarlanıyor, yuvarlanıyor, yuvarlanıyor. .. ..... ... .. . ....

Bak. . ... ..... Senin önüne düştü.

Yasemin'in yarın düğünü var. . .

7, haziran, 2014; 00:31

'Her şey çok güzel olacak' masalı yerine, 'kötü şeyler de olacak ama yanında olacağım' samimiyetini seviyorum."

- M. Keyes

Emine Üstün, bir alıntı ekledi.
9 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Şimdi aramızda noksan olan şeyin ne olduğunu biliyorum!" dedi. "Bu eksik sana değil, bana ait... Bende inanmak noksanmış... Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana âşık olmadığımı zannediyormuşum... Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar... Ama şimdi inanıyorum... Sen beni inandırdın... Seni seviyorum... Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum... Seni istiyorum... İçimde müthiş bir arzu var...

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 135)Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 135)
fatmanur petek, bir alıntı ekledi.
22 saat önce · Kitabı okuyor

Sınavda Çıkmayacak Sorular
teşekkür ediyorlar, çok yaşıyorlar, işe geç kalmıyorlar
çeyrek altını önemsiyorlar, küresel ısınmayı ve beş çaylarını
ortadoğu’yu ihtiyaç halinde seviyorlar, gökdelenleri her haliyle
eve geç kalmayı borsaya bağlıyorlar, geri kalanları astrolojiye
‘konuşan tartı’lardan korkmuyorlar bir de
-ben bazen korkuyorum-

artist diyorlar erken ölenlere bir akşam üstü her yer kalabalık
her yer kalabalık, üzgünüz yeteri kadar ve rimbaud mahkemelerde sanık
sırasıyla ölüyor kumbarası kırılmış çocuklar, tez konusu bile değiller
içinden ortadoğu geçmeyince şiir de olmuyor, bir şeyler kahrolsun!
-işgal edilmiştir inandığımız tüm çiçekler-

stratejik bir aşk yaşıyorum devlet görmesin, keşişleri hemen sobeleyin
bu saklambaç bizden uzak, kavimler göçü konumuz değil, seni seviyorum!
ideolojiler söylüyorum dünya kurtarmak isteyenlere ve çok rüya görüyorum
insanı anlamakla meşgulüz, üstelik görünürde hiç ipucu da yok
ben bazen korkuyorum, annem duruyor hemen kalbime
beni hep yanlış öldürüyorlar anne diyesim geliyor
sonra cihad geliyor aklıma, cihad’ı çok seviyorum
-ama bunları coğrafi keşiflerle açıklayamam-

çocuğu okula yazdırıyorlar, merkez sağ’ı ve dedikoduyu çok seviyorlar
üniter yapı diyorlar, uluslararası toplum, en az iki yabancı dil
minareler gölge ediyor, başka ihsan da istiyorlar
akşam ezanında eve giriyoruz, üzgünüz yani gereği kadar
demokraside ısrar ediyorlar bir de, ben rahatça ölsek diyorum

yemeklerden sonra pişman oluyorlar, kravat takıyorlar, az seviyorlar
aşık olamıyorlar, çok şişmanlıyorlar ve hiç gülmüyorlar
-manavlar da şiire inansın diye kırmızıydı belki elmalar-
elmalar deyince aklıma annem geliyor ve taksitli sancılar
bir yanağın elma oluşunu
devrik cümlelerle düşünüyorum

sigortalı bir işe girmeden aşık olunmuyor.

Kadraj Hataları, Güven Adıgüzel (Sayfa 37)Kadraj Hataları, Güven Adıgüzel (Sayfa 37)
Mrs. Mysterious, Evlilikler Yalnızlıklar Umutlar'ı inceledi.
26 May 19:22 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Bu kitaba inceleme yazmayı kendime görev biliyorum.Yazıyorum;çünkü kıyıda köşede kalmamalı.Yazıyorum çünkü boşanma haberleri o kadar fazla ki.Yazıyorum çünkü aile dediğimiz o toplumun en küçük ama mihenk taşı gün geçtikçe yozlaşmaya başladı.Bu kitabı keşke din derslerinde,sosyal bilgiler derslerinde falan okutsalar,evlenen insanlara nikahta hediye etseler mesela Harika olurdu gerçekten.Tamam şimdi incelemeye geçiyorum,şimdiden sürç-i lisan edersem affola.Hadi başlayalım :)

Öyle bir zaman dilimindeyiz ki televizyonlardaki dizilerde sürekli aşk özendiriliyor,para için yapılan evlilikler görüyorum örneğin,ensestler falan zaten hak getire.En son ne zaman gerçekten bir aileyi ele alan,aile olmanın ne demek olduğunu bizlere gösteren bir dizi izledik ki? Benim muhtemelen en son yedi numara,ekmek teknesinde filan o his kaldı,bir daha da aynı duyguya tv dizilerinde denk gelemedim vesselam.Kitabı okumadan birkaç hafta önce yaşadığım konuya değinmek de istiyorum.İsmini vermek istemediğim bir Arkadaşım,18 yaşında henüz,nikahı olalı bir ay oldu olmadı.Eşinden şiddet gördüğünü,nikahtan sonra çok değiştiğini,eşinin onun kapanmasını istediğini aksi takdirde onu boşayacağını,sürekli öldürmekle tehdit ettiğini anladı.Dinledikçe nutkum tutuldu gerçekten.Arkadaşıma önce peki güzel bi dille konuşsan diye tavsiyelerde bulundum,sürekli denedigini ama fayda etmediğini anlattı.Bunun üstüne çekmek zorunda değilsin dedim.Yani ailene anlatsan durumu bilmeye hakları var dedim.Aileme anlattım ama kocan senin o biz karışamayız dediler,zaten daha nişanlıyken atmak istedim elaleme rezil mi edeceksin bizi deyip izin vermemişlerdi dedi.İşte o zaman daha büyük bir şokla karşı karşıyaydım.Evlilik gibi o kadar büyük bi şeyin elalem ne der düşüncesiyle zorla gerçekleştirilmesi ne büyük bir cahillikti allahım! Evlilik dedikleri şey bu mu yani? Ya da evlilik anlayışları? Hayır arkadaşlar ben öyle yana yıkıla aşkla yapılan ya da hormonların etkisiyle gerçekleşen evliliklere de inanmıyorum.Benim evlilik anlayışım bu değildi en azından Halen değil.Mustafa Ulusoy’la beraber aslında benim evlilik anlayışımın doğru olduğunu gördüm.Evlilik illa olmak zorunda mıdır sorusundan yola çıkarak kendimce çıkarımlarımdan da bahsedeceğim elbette.

1.Evlenmek zorunda değilsiniz.Hiç kimse buna mecbur değil.Cok isterseniz yalnız başınıza da bir hayat elbette pekala sürdürebilirsiniz.Kimsenin sizi evde kalmış diye nitelemeye hakkı yoktur.He benim fikrim yol arkadaşı eğer doğru insansa hayırlıysa güzeldir.Birçok güzel şeye hayatınızda vesile olabilir.Kaçınılmaz o sona,ölüme giderken doğanın gerektirdiği gibi birlikte yaşlanmak fena bir fikir de değildir.Benim içimi gıdıklıyor,ama dediğim gibi bu karar da size aittir.

2.Diyelim ki evlendiniz.Bence evlilikte elbette sevgi önemlidir,ama saygı ve paylaşım olmadan ben bir evliliğin süreceğine inanmıyorum.Sürse bile bu yalnızca alışkanlıktan ibaret olacaktır.Yani akşam eve gelindiğinde sorulan “Günün nasıl geçti canım?” “Bugün neler yaptın eşim? “ gibisinden sorulan bence oldukça önemlidir.Ya da evde bir sofra başında edilen sohbetin,sofradan sonra çayını yudumlarken o gün denk geldiğin bir olayı,okuduğun kitaptan bir kesiti yol arkadaşına bahsetmek tadından yenmeyecek kadar lezizdir.Bircok evliliğin bitme sebeplerini ben kendi adıma adamın eve geldikten sonra tv den gözünü hiç ayırmamasına,kadının asık suratlı bir vaziyette sürekli sorgulamasına,eşlerin birbirinin halini hatrını sormamasına bağlıyorum.Mustafa Ulusoy da tam olarak burada “Kainat,muhabbet üstüne kuruludur.Muhabbet ediniz”diyor.

3.Toplumun ve çoğu kız arkadaşımın kanayan yarası “Sevdiceklerin Ailesi.Yani kayınvalideler,görümceler,kayınpederler varsa kayınlar.” Gelinini asla istemeyip oğlunu sürekli gelinine karşı dolduran kayınvalideler mi dersiniz,ya annen ya ben diye hiç tasvip etmediğim bir şekilde eşlerini annesiyle kendisi arasında tercih yapmak zorunda bırakan gelinler mi aman yarabbii!! Kendi adıma kayınvalideciğimi öz annemden ayırt etmeksizin seviyorum.Bugüne kadar asla bana saygısızlığını görmedim elimden geldiğince saygıda da asla kusur etmemeye özen gösteriyorum.He peki o bana karşı negatif davranmış olsaydı ne olurdu derseniz saygıyla kalbimi görmesini beklerdim.Düşünsenize bir gün allah korusun annenize babanıza bir şey olabilir ve o insanlara gönül rahatlığıyla anne baba demek,bir annem babam daha var çok şükür diye kendinizi avutmak ne güzel bir şeydir.
“Kadın,adamın ailesinin içine karışacak.Adamın ailesini zaman zaman tek başına,zaman zaman kocasıyla ziyaret edecek,onları evine davet edecek.Aile ziyaretinde konuşacak,muhabbet edecek,sofrayı kaldıracak,bulaşıklarını yıkayacak.Öyle misafir gibi oturup süzüm süzüm süzülmeyecek.Kitabını alıp odaya kapanmayacak.Ağzı biraz laf yapacak.Adamın ailesine biraz evlatlarını övecek,onların Gönüllerini okşayacak bir çift laf edecek.” İşte aynen böyle yazıyor kitapta ve çoğu yerine harfiyen katılıyorum.Ve burda yazan birçok şey adamın kadının ailesine karşı davranışları da böyle olmalı diyorum.Her şeyden önce gelin kardeşlerim sevdiğiniz beyleri 9 ay karnında taşıdığı,emek verip bu yaşa kadar getirdiği için saygıyı kesinlikle hak ediyorlar.Siz bir büyüklük yapın ve iyi davranın bakın onlar da bir yerden sonra utanacaktır.Güzel şeyler güzel şeyleri doğurur hadi bakalımmm:)

4.Zaman zaman dağınık çalışan biriyimdir.İstifçilik de ruhumda vardır.Öyle eski kitaplardır,eski eşyalar,kıyafetlerimi bile öyle kolay kolay atamam eskise de.Dedim ya ruhumda var.Bu kadar eşyayla odam elbette çabuk dağılıyor.Tembelligin fıtratımda kol gezip durmasıyla evet toplamaya çalışsam da öyle dağınık durduğu zamanlar da olur ne yalan söyleyeyim🤣 kitaptan sonra aldığım kararlardan birisi:Telefonundaki galerini temizle,eski eşyalarını ayır,eski kıyafetlerini giymedikleri küçülenleri ayır ve ihtiyaç sahiplerine vermek için kolile.Hem böylece israf olmaz,hem de canım odam bir rahat nefes alır,hem de ruhum.
“Unutma ki,ihtiyacın olduğundan değil de nefsine haz yaşatmak uğruna evine getirdiğin her eşya yaşadığın alanı,tıka basa dolu mekan da ruhunu daraltıyor.Sonra da duvarlar üstüne üstüne gelmeye başlıyor,bu ev beni sıkıyor,nefes alamıyorum diye şekvaya başlıyorsun.Evin nefes alamıyor ki sen alasın.”
Biliyorum benim gibi istifçi insanlar,eşyalarını atmaya kıyamayanlar Halen var ama napıyoruz ihtiyaçtan fazlasını evde bulundurmuyoruz.Evimize nefes aldırıp biz de bir “oh beee!” Çekip rahatlıyoruz.

İncelemeyi uzattıkca uzattım,farkındayım.Öyle bir kitap ki daha da uzatılabilirdi.Burada kesiyorum.Umarım doğru yol arkadaşınızı bulabileceğiniz,birlikte çok şey paylaşabileceğiniz,saygıyla ve muhabbetle üstüne bir de bol bol da sevgiyle geçen bir ömrünüz olur.Kitabın hala ders kitabı niteliginde okutulması taraftarıyım.Herkese keyifli okumalar şimdiden:))

Senin bana hissetmediğin ama hissetsen çok güzel olacak duygularını bile seviyorum ben.. /Merve Seyfi

Bir adam, oğlu ile ormanda yürüyüş yapıyor. Birden çocuk takılıp düşüyor ve canı yanıp “Ahhhh” diye bağırıyor.
İlerideki dağın tepesinden “Ahhhh” diye bir ses geri geliyor. Çocuk şaşırıyor. Merak ediyor ve “Sen kimsin” diye bağırıyor. “Sen kimsin” diye cevap geliyor dağdan..Çocuk kızıyor. “Sen bir korkaksın” diye bağırıyor.
Dağdan gelen ses “Sen bir korkaksın” diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp “Ne oluyor böyle?” diye soruyor.
“Oğlum” diyor adam, “Dinle ve öğren!”
Dağa dönüp “Seni seviyorum” diye bağırıyor. Gelen cevap “Seni seviyorum
oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “Sen bir harikasın..” Gelen cevap “Sen bir harikasın..”
Oğlan çok şaşırıyor, ama ne olduğunu gene anlayamıyor.
Babası anlatıyor..
“İnsanlar buna ‘Yankı’ derler, ama aslında o ‘Yaşam’dır.
Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam davranışlarımızın aynasıdır.
Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev!
Daha fazla şefkat istediğinde, daha şefkatli ol!.
Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy.
İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan, sen sabırlı olmayı öğren.
Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, herkes için her zaman geçerlidir.
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın bir aynada yansımasıdır..”