• Anlama ve idrak konusunda çabamız var mı?

    Türkiye’de din üzerinde araştırma yapmanın zorlukları var. Çünkü dinimiz aynı zamanda bizim kendi inanç alanımız. Çok nesnel bir alan değil. Kendi inanç dünyamızı ve dindarlık alanımızı yine kendimizce objektif bir gözle inceleme gibi bir ironiyi içinde taşıyor. Bir cerrahın kendi çocuğunu ameliyat etmesi gibi, bir dindarın ilahiyat alanında bilimsel araştırma yapması da kolay değil. Çünkü kendi dindarlığı ve dini duyguları sürekli onu ihtiyatlı ve çekimser olmaya, hatta susmaya ve kocakarı imanına razı olmaya sevk edecektir. Hele bir de çevresinde kör bir taassup ve ötekileştirme varsa. Öte yandan İslam dünyasında din konusunda yeteri kadar ilmi merak, ilmi araştırma yöntemi, ilmi müsamaha da gelişmedi. Her ne kadar “dinin, Kur’an’ın sahibi Allah” desek de her Müslüman kendini dinin sahibi olarak görme yolunda. Her Müslüman diğerine karşı din korumacılığı yapıyor ve kendi düşüncesini, kendi kanaat ve tercihini hakikat olarak görüp ötekini dışlıyor. Onun için de müsamaha bir yana tahakküm, dışlama ve tekfir başlıyor. İslam dünyası ilk günden itibaren hep bu acılarla iç içe oldu. İlk dört halifenin de maruz kaldığı muhalefetler ve şiddetler hep bundan kaynaklandı. Kimse “Bu Allah’ın kitabı, hepimizin kitabı. Ben böyle anlıyorum, siz öyle anlıyorsanız yolunuz açık olsun. Ben kendi anlayışımı en iyi şekilde anlatmak zorundayım, ama başka türlü anlayanlara da saygı duyarım” diyemedi.

    Ali Bardakoğlu
  • Peyami Safa'nın bu okuduğum ilk romanıydı ve ortaokuldayken dili ağırdır diye düşünüp okumamıştım. (: Ama yanılmışım. Hiç de öyle değilmiş. Çok akıcı ve yalın bir dili var ve kitap zaten çok kısa olduğu için çabuk bitiyor. Geleliiiim kitabımızaaaaa....

    Açıkçası kitaba ilk başladığımda böyle bir konu beklemiyordum. Kitabın konusu şöyle orta yaşlarda bir çocuk küçük yaşta bacağından birkaç kez ameliyat olur. Ve hastalığı giderek ilerler. Doktorlar ona tekrar ameliyat olması gerektiğini söyleseler de o pek doktorları dinlemez. Bacağını iyice zorlar
    ve bacağının ampütasyona alınması gerekir. İşte bunun üzerinden çocukluğunda sağ kolunda baş gösteren kemik hastalığının onda nasıl bir etki bıraktığını, yaşadıklarını, doktorlar ve hasta bakıcılarla olan durumlarını aktarmış. Kitap bu yüzden o yıllardaki psikolojisini yansıtan otobiyografik romanı diye geçiyor.

    Hatalıkla ilgili düşünceleriyle ilgili kitaptan şöyle bir alıntı yapmak istiyorum:

    "Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler."
    "İki hasta kadar birbirine yakın hiçkimse yoktur."
    "Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"

    Evet hasta olmayıp defalarca kitaptaki hasta çocuk gibi doktora gitmediğimizde ya da bacağın ampütasyona alıncak yani kesilecek denmediği müddetçe anlayamacağız. Belki ben bir doktor adayı olduğum için ileride böyle hastalarla karşılaşacağım. Belki onlara bacaklarındaki derin yaralardan dolayı hastalığın daha fazla ilerlememesi için onu kesmemiz gerektiğini söylemek zorunda kalacağım. Ki düşüncesi bile insanın tüylerini diken diken ediyor.... Ama asla dediği gibi onu ne kadar anlamaya çalışsam da onun hissettiklerini hissetmeyeceğim. Sadece yapabileceğim şey belki empati kurmak olacak ama onun hayatına daha acısız devam etmesi için bacağından vazgeçmesini istemek zorunda kalacağım. Ne kadar zor gözüküyor şu an gözüme. Galiba zamanla beyin cerrahı olmak istememden vazgeçmemdeki ana sebeptir bilemiyorum. Sonuçta cerrahın soğukkanlı olması gerekir diye düşünüyorum. Hayat kurtarmak her ne kadar güzel gözükse de böyle şeyler insanın ister istemez içini ürpertiyor. Ben kitabı okurken buna benzer birçok şey hissettim. bakalım siz neler hissedeceksiniz?

    iyi okumalar :))
  • Köpek Kalbi, konusu itibari ile ilgi çekici bir kitaptır. Dünyaca ünlü bir bilim adamı Filipoviç, sokak köpeği olan Şarik'i ameliyat eder ve er bezlerini hipofiz bezlerini değiştir. Bundan sonra bir insan gibi konuşmaya, davranmaya başlayan Şarik köpekken sokakta duyduğu kelimeleride açığa vurmaya başlar. Kitap ilerledikçe Şarik küfürbaz, arsız, yüzsüz birine dönüşür. Şarik'i bu hale getiren bilim adamı Filipoviç bu canlıyla nasıl başa çıkacağını düşünür ve çözüm arar. Şarik burada Bolşevik devriminin ardından Rusya’da siyasi zemin hazırlanmadan komünizmin gelmesiyle halkın yaşadığı zorluk, insan bedenine hapsolmuş bir köpekği sembolize etmektedir. Bulgakov bu köpek sembolü üzerinden Rus devrimini mizahi bir yönle eleştirmektedir.
  • ....Bir Rus kozmonotla bir Rus beyin cerrahı din hakkında tartışıyormuş. Beyin cerrahı Hıristiyanmış, kozmonot ise dinsiz. 'Ben uzaya çok çıktım,' demiş kozmonot kibirlice, 'ama ne Tanrı'ya rastladım ne de meleklere.' Beyin cerrahı yanıtlamış: 'Ben de pek çok zeki insanın beynini ameliyat ettim, ama hiçbir yerde tek bir düşünceye rastlamadım.'"
  • bugün bel fıtıgi ameliyati oldum öyle bi acıki allah kimseye yaşatmasin
  • ... çocuğu kıvranırken, ağlayan, bağıran, çağıran, tepinen bir anne mi daha merhametlidir, yoksa eve beyaz gömleği ile giren, elinde neşteri, hissiz duran, çoçuğu ameliyat masasına yatıran, kesen, biçen ve ağrısını durduran doktor mu?... İslamın merhameti doktorun merhametidir. İşte İslamın kılıcı, ucunda merhameti taşıyan kaşıktır.
    Necip Fazıl Kısakürek
    Sayfa 118 - Büyük Doğu Yayınları