• AMERİKA 100 yıldır Türkiye'ye inanılmaz zararlar verdi. Bunların en büyüğünün 1. Dünya Savaşı'nda olduğunu biliyor muydunuz?
    O dönemde Amerika'nın başkanı Wilson'du. "Savaş karşıtı" konuşmaları ile koltuğa oturdu. 1. Dünya Savaşı başladığında Amerika tarafsızlığını ilan ediyor, "Ben yokum" diyordu. Aslında Avrupa'da yeni patlayan savaş ABD'nin işine geliyor, avuç ovuşturuyordu. Zira Amerikan silah sanayinin satışları patlamıştı, Avrupa'ya ürün yetiştiremiyorlardı. Savaş öncesi de Avrupa'ya çok silah satmışlardı. Ülke zenginleşiyor, silah sanayi kalkınmada lokomotif sektör oluyordu. Avrupa'dan milyarlarca dolar alacakları vardı.
    Savaşa asla girmeyeceğini açıklayan Başkan Wilson'un kapısını bir gün Rotschild ve Rockfeller çaldı. Amerikan Başkanı'na "Bu savaşa girmek zorundasın" dediler. Wilson, "Asla girmem. Bırakın onlar savaşsın, biz de silah satıp zenginleşelim" cevabını verdi. Ancak dünyanın en zengin iki ismi "Amerika'yı kalkındıran biziz. Eğer bu savaşa girip taraf olmazsan sen de batacaksın. Biz de büyük kayıplara uğrayacağız" dedi.
    Başkan Wilson anlayamadı. Rotschild ve Rockfeller konuşmaya devam etti.
    "Bakın biz Fransa ve İngiltere'ye silah alabilmeleri için milyarlarca dolar borç verdik. Şu anda Almanya savaşı kazanıyor. Eğer İngiltere ve Fransa'nın yanında savaşa girmezsen ikisi de Alman ve Osmanlı toprakları olacak.
    Haliyle dünyada İngiltere ve Fransa diye devletler olamayacak. Dolayısıyla da siz de biz de milyarlarca dolarlık alacaklarımıza kavuşamayıp batacağız." dediler.
    Sonunda yumruğu Wilson'a indirdiler; " Yani işin özü bu savaşa girmezseniz en büyük kaybı Amerika yaşayacak" diye. Başkan Wilson ertesi gün Amerika'nın, İngiltere ve Fransa'nın yanında savaşa girdiğini ilan etti. 2 milyon asker Avrupa'ya sevk edildi. Amerika, savaş gemileri ile kazanmak üzere olan Almanya'nın karşısına dikildi. Gidişat değişti.
    Almanya ve Osmanlı kaybetti.
    Eğer Rockfeller ve Rotschild o gün Wilson'un kapısını çalmasaydı, bugün Avrupa'nın ve Almanya'nın yarısı Osmanlı'nındı. İngiltere, Fransa yoktu. Dünyanın iki süper gücü vardı. Biri Alman İmparatorluğu, diğeri Osmanlı İmparatorlu'ydu.
    Petrol bölgeleri de bizde kalacağı için kasamızda TRİLYONLARCA DOLAR vardı. Ve dahası 2. Dünya savaşını da yaşamayacaktık. 50 milyon kişi ölmeyecekti. Yeryüzünde İsrail diye bir devlet de olmayacaktı. Suudi Prensi Salman belki de Kapalıçarşı'da dükkan işletecekti. Ankara'dan Dubai'ye, Bağdat'a Vali atanacaktı. PKK diye bir örgüt olmayacak, eyaletimiz Suriye'de iç savaş yaşanmayacak, 40 milyar dolarımız mültecilere gitmeyecekti.
    Süper Güç ve İmparatorluk olarak belki de NATO'yu biz kurup, istediğimizi içine alacaktık. AB diye bir şey olmayacaktı.
    Herkes bizim kapımızda bekleyecekti.
    Sadece iki adam... Rockfeller ve Rotsdchild "PARA UĞURUNA" dünyanın seyrinin değişmesine yol açtı.
    ABD de savaşa girerek en büyük zararı Osmanlı İmparatorluğu'na yani bizlere verdi. Bugün bile terörü destekleyip etrafımızı yangına, kan gölüne çevirdiler.
    Şimdi "Amerika yeni bir savaş arıyor. Savaş çok yakında" diye görüşler hızla seslendiriliyor. Hem de yine bizim bölgemizde. Yüksek düzey bir istihbarat subayımız ile sohbet ettik.
    "Böyle bir ihtimal var mı?" diye sorduk. Anlattı;
    "Bakın Bush döneminde ABD'nin savunma bütçesi 250 milyar dolardı.
    İkiz kuleler vurulunca 700 milyara dolara çıkardılar. Biz hemen analizini yaptık. Tamam savaş geliyor dedik.
    Afganistan ve Irak'ı işgal ettiler hemen.
    Şimdi Trump 'Askerlerimi çekeceğim, artık savaşmayacağım' diyor. ABD'nin savunma bütçesi 700 milyar dolardı.
    Trump bunu azaltmadı tam aksine 50 milyar dolar daha artırdı. Artış varsa savaş da var"...
    Savunma Sanayimiz'e adeta savaş açan, eleştiren muhalefete "Allah akıl versin" diye dua etmekten başka yapacağımız bir şey yok.
  • .

    Bu günü kuru kuruya, hamasi laflarla kutlamanın bir manası yok. Bugünün varacağı nihai hedef Turan Türk Birliği olmalıdır. Dünya Türklerinin tek seçeneği budur.

    PROF. DR. NURULLAH ÇETİN İLE TURANCILIK ÜZERİNE BİR SÖYLEŞİ

    Vedat Toruk: Hocam “Turan” kelimesi ne demektir?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: “Tur”, “Türk” demektir. “an” eki Farsça çokluk ekidir. Buna göre “Turan”, “Turlar”, yani Türkler demektir. Turan, Türklerin bütün boylarını ve coğrafyalarını içine alan “Büyük Türk Ülkesi” demektir.

    “Turan” kelimesine tarihte 224-651 yılları arasında İran’da hüküm sürmüş olan Sasani İmparatorluğu zamanında rastlıyoruz. O zaman Persler, şimdiki Pakistan’ın Belucistan eyaletinin kuzeydoğu taraflarında yaşayan deve çobanlarının yaşadığı bölgeye Turan diyorlardı. Ayrıca Ceyhun ırmağının ötesinde yaşayan koyun ve at çobanlarına ve onların yaşadıkları yerlere de Turan diyorlardı.

    İranlılara göre Turan, o zamanki emperyalist İran Devletini tanımayan, onlara boyun eğmeyen, savaşlarda yenilmeyen Türk topluluklarının ülkesi demektir. İran efsanesine göre İran hükümdarı Feridun, Turan bölgelerini oğlu Tur’a bağışlamış. Ayrıca Farslara göre Turan, şeytan manasına gelen “Tûrâ”nın ülkesidir. Tabii yenemedikleri Türkleri kendilerince şeytanlaştırmış oluyorlar.

    İranlı Firdevsî, 10. yüzyıl sonlarında eski İran efsanelerinden meydana getirdiği Şehname adlı manzum eserinde İranlılarla Turanlıların mücadelelerinden bahseder. Bu eserde Rüstem ile Efrasiyab arasındaki savaşlara yer verilir. Rüstem İran, Efrasiyab ise Turan hakanıdır. Efrasiyab, asıl tarihî gerçek kişiliği ile Turan kağanı Alper Tunga’dır. Firdevsi, Alper Tunga’ya Efrasiyab ismini vermiş.

    Demek ki 10.yüzyıl sonlarından itibaren Turan kelimesi yazılı kaynaklarda geçiyor. Belki daha önceki kaynaklarda da vardır.

    Vedat Toruk: Turancılık fikri ne zaman ortaya çıktı?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Türklerin bir millet olarak tarih sahnesine çıktığından beri bizde Turancılık fikri hep vardır. Nitekim 732 yılında Kül Tigin atamız şöyle diyor:
    “İleride gün Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, geride batıda gün batısına ve kuzeyde gece ortasına kadar, bu sınırlar içindeki bütün millet hep bana tâbidir.

    Bunca milleti hep düzene soktum. Tanrı buyurduğu ve verdiği için, kendim de talihli olduğum için, kağan olarak tahta oturdum. Kağan olarak tahta oturup aç, fakir milleti hep derleyip topladım. Fakir milleti zengin yaptım. Az milleti çok yaptım.”
    Demek ki Turancılık, bütün Türk dünyasına siyaseten Türk birliğini hâkim kılmaktır. Hatta dünyaya Türk adaletini hâkim kılmak, Dünya Türklerini belli bir düzene, nizama sokmak, dağınık Türkleri toplamak, bir araya getirmek, aç fakir Türkleri tok ve zengin yapmak, az Türkleri çok yapmak ülküsüdür.
    Turancılık, en eski atalarımızdan Oğuz Kağan’ın:
    “Ben sizlere oldum kağan
    Alalım yay ile kalkan
    Nişan olsun bize uğur
    Bozkurt olsun savaş parolası
    Demir kargı olsun orman,
    Av yerinde yürüsün kulan
    Daha deniz, daha nehir
    Güneş bayrak, gök çadır.”
    Ülküsüdür. “Güneş bayrak, gök çadır” ülküsü, Türk cihan hâkimiyeti ülküsünü ifade eder. Bu ülkü, İslamî dönem Türk tarihinde de hep devam etmiştir.
    Milliyetçilik, Turancılık, Türkçülük fikrini bir devlet felsefesi halinde ifade eden ve kurumsal olarak uygulayan ilk Türk devlet adamı Çi-Çi’dir.

    Vedat Toruk: Turancılık hakkında biraz daha genel bir bilgi verebilir misiniz?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Özellikle 19. yüzyıldan itibaren yeni toplumsal birliktelik yapılaşmalarının ortaya çıktığını görüyoruz. Bu, aslında daha önceki dönemlerde yaygın olarak var olan ve hanedan merkezli imparatorluk yapılanmalarının modernize edilerek millet, din ve coğrafya merkezli yeni siyasi birliklerin ortaya çıkmasıdır.

    Bugün Avrupa Birliği, Amerika Birleşik devletleri coğrafi birlik esasına dayanmakla birlikte ayını coğrafyada yaşayan insanları ortak değerlerde birleştirerek tek bir toplumsal yapı ortaya çıkarmayı amaçlar. İslam birliği, bütün müslümanları tek bir yapı içinde toplamayı esas alır. Slav birliği, Slav ırkından olan herkesi, Cermen birliği Cermen ırkına mensup olanları bir birlik yapısı içinde tutmayı amaçlar.

    Turancılık ise, coğrafya, ırk ve din değil; millet temelli ve merkezli bir birlik hareketidir. Turan birliğinin temelini oluşturan milletin adı ise Türk milletidir. Bu milleti Türk milleti yapan temel değerler ise Türkçe, tek bir ortak tarih kökü, yani bugün dünyanın her yerine dağılmış olan Türklerin tek bir tarihî kökene bağlanması ve dayanması, ortak kültür ve ortak gelecek tasavvuru ve din birliğidir.

    350 milyonluk Türk milletinin sadece üçbuçuk milyon kadarı Hristiyan, 1200 kadarı da Yahudidir. Bir bölümü paganisttir. Bunların dışındaki nüfusun tamamı Müslümandır. Dolayısıyla hemen hemen tamamı aynı dinden olan tek millet Türklerdir. Araplara bakın neredeyse yüzde otuzu Hristiyan ve başka dindendir. Diğer milletler de öyle. Bir tek Türk mileti, milliyetiyle dinini birleştirmiş gibidir. Bu bakımdan Turan birliği demek, Müslüman Türk birliği demek oluyor. Bu birlik içindeki Hıristiyan ve Yahudi Türkleri de müellefe-i kulub, yani kalpleri İslama ısındırılacak kitle olarak görülür.

    Turan birliğinde ırk birliği yani saf etnik köken aranmaz. Kendisini Türk hisseden ve Türk kabul eden, Türk kültür değerlerini benimsemiş ve içselleştirmiş olan herkes Türk kabul edilir. Yani “Ne mutlu Türk’e” değil, “ne mutlu Türk’üm diyene” ilkesini benimsemiş olan her samimi kişi, Türk milleti mensubudur.
    Turancılıkta vatan ve coğrafya birliği biraz sorunludur. Zira dünyada Türk milleti kadar dünyanın çok farklı yerlerine dağılmış başka bir millet yoktur. Diğer milletler hemen hemen aynı coğrafi bölgede bir arada kalmışken, Türkler tarih boyunca değişik bölgelere dağılmışlardır. Doğu Türkistan’da Batı Türkistan’da, Irak’ta, Suriye’de, İran’da, Rusya sınırları içinde, Balkanlarda, Kafkaslarda, Avrupa’da, Amerika’da her yerde Türk vardır. Almanya’da yaşayan 5 milyon Türk de Turan Türk birliğine dahildir.

    Dolayısıyla şimdilik bütün Türklerin yaşadığı coğrafyaları birleştirmek ve tek vatan yapmak zor olsa da bu Turancılığın uzak hedefi olarak varlığını daima diri tutacaktır. Yakın hedefimiz dil, kültür, din, siyaset birliğini ve Türk milletine mensubiyet şuurunu diri tutmak olacaktır.

    Vedat Toruk: Kaç çeşit Turancılık anlayışı vardır?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Yaygın manada iki çeşit: Dilbilimci ve Millî Turancılık. Bunları kısaca açıklayalım:

    1. Dilbilimci Turancılık: Ural-Altay dil ailesine mensup toplulukların birliğini; özellikle diller arasında bazı yapısal benzerliklerden dolayı savunan bir görüştür. Burada esas olan temel unsur, yapısal anlamda bazı dil özelliklerinin yakınlığıdır. Mesela sondan ek almaları, ünlü uyumu, cümlede özne-nesne-yüklem sıralaması gibi.
    Buna göre Finliler, Macarlar, Estonlar, Rusya içinde bulunan Fin-Ugor kavimleri, Tunguzlar, Moğollar, Türklerin birlikteliklerinden oluşan toplumsal yapıya Turancılık diyenler vardır. Fakat bunun bugün siyasi ve kültürel anlamda bir gerçekliği yoktur. Zira Ural Altay Dil Ailesi, kavramı henüz netleşmedi. Havada kalan soyut bir dil birliği kuramıdır. Bu kurama göre Altay kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca ve Tunguzca'dan, Ural kolu da: Macarca, Fince ve Estonca’dan oluşuyor. Şimdi bunları bir araya getirmenin gerçekçi bir boyutu yok.

    2. Millî Turancılık: Aynı kökenden gelen bütün Türk topluluklarını şuurlu ve uyumlu bir millet yapan temel unsurlara dayalı bir Turancılık görüşüdür ki bugün için en gerçekçi Turancılık kuramı budur. Buna göre Millî Turancılık düşüncesinde 2 temel unsur var: 1. Dil, 2. Din. Nitekim Ziya Gökalp’in Türk tarifi de buna uygundur. “Dili dilime, dini dinime uyana Türk denir” der. Kırgız, Uygur, Kazak, Türkmen, Tatar, Özbek gibi adlar kavim ve boy adı, Türk ise bütün bunları içine alan üst toplumsal yapı yani millet adıdır. Dünyada yaşayan bütün Türk topluluklarının en üst kimlik adı “Türk”tür. Türk kelimesi, Kırgız, Özbek, Tatar gibi boy adı değil, bunların toplamının ortak ve genel adıdır.

    Vedat Toruk: Bugün Türk dünyası deyince ne anlıyoruz?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Bugün dünyada 7 bağımsız Türk devleti var: Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
    Ayrıca çoğu Rusya’nın esareti altında olan Tataristan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Saka-Yakut Cumhuriyeti, Altay Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Tuva Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Kabartay-Balkar Cumhuriyeti, Dağıstan Cumhuriyeti, Kırım gibi özerk Türk cumhuriyetleri var.
    Çin esaretinde Doğu Türkistan, Barzani esaretinde Irak Türkmeneli, Suriye’de Türkmeneli, Romanya esaretinde Gagauzlar var.

    Öte yandan başka devletlerin hâkimiyeti altında yaşayan şu tür Türk toplulukları var: Peştun esaretinde Afganistan Türkleri yani Güney Türkistan, Ahıska Türkleri, Almanya Türkleri, Arnavutluk Türkleri, Yunan esaretinde Batı Trakya, Belarus Tatarları, Borçalı Türkleri, Bosna Türkleri, Bulgar esaretindeki Türkler, Girit-Ege Türkleri, Gökçe-Z. Türkleri, Fars esaretinde Güney Azerbaycan Türkleri, Güney Türkmenistan, Halaç Türkleri, Hazar Türkleri, Horasan Türkleri, Hırvatistan Türkleri, Kansu Türkleri, Kaşgay Türkleri, Kosova Türkleri, Kumuk Türkleri, Moğolistan Türkleri, Polonya Türkleri, Romanya Türkleri, Sancak Türkleri, Talas Türkleri, Makedonya Türkleri.
    Bütün bunlar ve başka yerlerde yaşayan Türkler Türk dünyasını oluşturuyor.

    Vedat Toruk: Turancılık düşüncesi, Türkiye’ye ne zaman geldi?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Özellikle 1905 sonrası süreçte ve belirgin olarak da 1908 İkinci Meşrutiyet İnkılâbından sonra Türkiye’de Turancılık fikri yoğun olarak tartışılmaya başladı.
    Bu fikrin öncülerinden Ziya Gökalp, Turan kavramını bir şiirinde şöyle vurgular:

    “Vatan ne Türkiye'dir Türklere, ne Türkistan;
    Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.”
    Bizde Turancılık düşüncesini yayan ilk eserler başlıcaları ile şunlardır: 1896’da Necip Asım, Fransız tarihçi Léon Cahun’un Asya Tarihine Giriş: Türkler ve Moğollar adlı eserini Türkçeye çevirip yayınladıktan sonra Turan kavramı, Türk aydınları arasında dikkat çekmeye başladı.

    1904’te ise Yusuf Akçura, Osmanlıcılık ve İslamcılık görüşlerinin birer birlik projesi olarak gerçek hayatta karşılığının olmadığını görünce Türkçülük akımının önemini vurgulayan Üç Tarz-ı Siyaset adlı eserini yayınladı.

    Mehmet Emin Yurdakul’un “Turana Doğru” (1918) başlığı altındaki şiirleri, Ömer Seyfettin’in Yarınki Turan adlı kitapçığı, Fuad Köprülü’nün Turan adlı ilkokul okuma kitabı önemli bir öncü işleve sahip metinlerdir.
    Saffet Atabinen, 1930’da Türklük ve Türkçülük İzleri adında bir eser yazdı.

    Kazan'lı Abdullah Ahsan, 1931'de Finlandiya'da Türkçe ve Fince olarak Yeni Turan adında bir dergi yayınlamaya başladı.
    Zeki Velidi Togan, 1939’da yayınladığı Bugünkü Türkistan ve Yakın Mazisi adlı eserinde Turan ülküsünden bahseder.
    Nihal Atsız, 1931-1932 arasında Atsız Mecmuayı, 1933-1934 ve 1943-1944'te de Orhun: Aylık Türkçü Mecmua'yı yayımladı.
    Reha Oğuz Türkkan, 1939'da Bozkurt dergisini, Fethi Tevetoğlu, 1943'te Samsun'da Kopuz adlı dergiyi yayınladılar.
    Orhan Seyfi Orhon, 1941-1944 yılları arasında Çınaraltı adlı Türkçü dergiyi yayınladı. Ayrıca Gökbörü, Anadolu, Türk Yurdu, Millet, Türk Amacı, Tanrıdağ, Ergenekon gibi başka Türkçü-Turancı dergiler de yayınlandı.

    Turancılık düşüncesine katkı sağlayan başlıca kurumlar ise şunlardır: 1908’de bütün Türk topluluklarını tanımak ve tanıtmak amacıyla İstanbul’da Türk Derneği kuruldu. Bu dernek kurucuları arasında Necip Asım, Yusuf Akçura, Velet Çelebi gibi Türklerin yanında Agop Boyacıyan gibi kendisini Türk hisseden Ermeniler de vardı. Bu kişi, muhtemelen Ermeni olan Gregoryan Kıpçak Türküdür.

    1911 yılında İstanbul'da Mehmet Emin Yurdakul’un, Yusuf Akçura’nın, Ahmet Ağaoğlu’nun, Hüseyinzade Ali Turan’ın önderliğinde Türk Yurdu Cemiyeti adında bir dernek kuruldu.
    Bunlar, zayıf ve etkisiz derneklerdi. Asıl etkili, büyük ve esaslı dernek, 15 Mayıs 1912’de kurulan bütün dünya Türklüğünün birlikteliğini ve Türklüğün her anlamda korunmasını, kalkındırılıp yükseltilmesini ve geliştirilmesini esas alan ve günümüze kadar devam eden Türk Ocağı’dır. Birinci Dünya Savaşı’nda, Çanakkale Savaşlarında, Millî Mücadele’de ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda yani kurtuluş ve kuruluşta Türk Ocağı’nın çok büyük yeri vardır. Türk Ocağı 1931’de kapatıldı. Daha sonraki zamanlarda yeniden açıldı ve bugün faaliyetlerine devam ediyor.

    Öbür yandan Macaristan'da da Turancılık çalışmalarına tanık oluyoruz. 1890'lı yıllarda Macarlarda Turancılık düşüncesi yayılmaya başladı. 1910’da Budapeşte’de Macarların önde gelen aydınlarını, bilim adamlarını, siyasetçilerini içine alan Turan Derneği kuruldu.
    Bu derneğin amacı "Avrupa'dan Asya'ya, Dévény'den Tokyo'ya kadar Turan'ı aramak, kardeş milletler arasında, Macarların yönetiminde birliği sağlamak ve Turancı birlik şuurunu yaygınlaştırmak" idi. 1913'ten itibaren Turán adlı bir dergi yayımlamaya başladı. 1920'de dokuz Turancı cemiyet ve birliğin katılımıyla Macaristan Turan Federasyonu (Magyarország Turáni Szövetség) kuruldu. Macar Turan Derneği’nin lideri Kont Pál Teleki 1941’de Macaristan başbakanı oldu. Bugün de Macaristan’da Turancılık fikri kurumsal anlamda çok güçlü bir hale gelmiştir.

    Nitekim 1978 doğumlu Gábor Vona, bir grup arkadaşıyla birlikte Turancı JOBBİK partisini kurdu. Bu partinin genel başkanıdır ve bugün yüzde yirmiye yakın bir oy oranına sahiptir. Macaristan’ın üçüncü partisi durumundadır.
    Turancılığın fiilî teşebbüslerinden bazıları ise şunlardır: Enver Paşa, Aralık 1914’te Sarıkamış harekâtıyla Erzurum’a kadar gelen Rusları geri püskürtmeyi, ondan sonra Kafkasya yoluyla Orta Asya Türkleri ile birleşmeyi amaçlamıştı ama başaramadı. Fakat Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa, 1918 yaz mevsiminde Azerbaycan ve Dağıstan’ı Rus işgalinden kurtardı ve buraları bağımsız ilan etti ama Osmanlı Devleti’nin yenilmesi sonucu bu girişim de sonuçsuz kaldı.

    1944 yılında Türkçü Turancı aydınlar üzerinde büyük bir baskı ve yıldırma faaliyetleri oldu. Millî Şef ilan edilen İsmet İnönü, İngiltere ve Amerika mandacılığını kabul ettikten sonra bu emperyalist Batılı devletlerin keyfi için milliyetçi, Türkçü Turancı aydınları ezmeye, yok etmeye, sindirmeye çalıştı. 9 Mayıs 1944’te Nihal Atsız, Nejdet Sançar, Alparslan Türkeş, Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkan, Fethi Tevetoğlu gibi önde gelen Turancıları tutukladılar. Bunlara tabutluklarda işkenceler edildi.

    Vedat Toruk: Bugün Turancılık düşüncesinin gerçeklik durumu nedir? Bazıları hayalcilikle itham ediyorlar.

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Bugün Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Arap Birliği, Afrika Birliği ne kadar gerçekse Türk Birliği de o kadar gerçeklik potansiyeline sahiptir. Turancılık eski zamanlarda gerçek bir Türk birliği projesiydi, bugün de olabilir, olmalıdır, olması için bütün Türklerin çalışması gerekir.

    Hz. İsa'nın doğumundan 210 yıl önce Mete Han, Hunlar adı altında bütün Türkleri birleştirdi. Göktürk Devleti bir Türk birliği idi, Selçuklu Devleti ve en önemlisi yakın zamanlarda Osmanlı Devleti, dünyanın en büyük devleti idi ve bir Turan devleti idi. Bugün de bütün Dünya Türkleri birleşirse, akıllarını başlarına alırlarsa kendi birliklerini kurabilirler.

    Vedat Toruk: Turancılığın Türkiye için önemi nedir?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Turancılığın ilk şartı, önce Türkiye Türklüğünü sağlama almaktır. Bugün Türkiye Türksüzleştiriliyor, Türk nüfusu azaltılıyor, azalıyor, Türkiye Türkleri hızla fakirleştiriliyor, tasfiye ediliyor, yok ediliyor, devleti, ekonomisi, toprakları, kültürü, dili, dini, tarihi elinden alınıyor. Türkiye Türkleri her anlamda ihmal edilmiş durumdadır.
    Türkiye Türksüzleştirilirse dünyanın diğer yerlerindeki Türkler emperyalistler tarafından kolayca kontrol altında tutulabilir, bütünleşmeleri engellenebilir, ümitleri kırılabilir, bölük pörçük parçalı halleri devam ettirilebilir. Onun için emperyalistler, önce dünya Türklüğünün beyni ve pazusu olan Türkiye Türklüğüne karşı savaş açmışlardır. Türkiye Türklüğünü de içimizden ayarladıkları Türk düşmanı çevreler tarafından tasfiye etmeye çalışıyorlar.

    Haçlı emperyalizminin Türklerin, dünya Müslümanlarının ve bütün insanlığın selametine vesile olacak olan Turancılık fikrinin hayata geçmesini engelleme projelerine karşı bütün Türkleri bilinçlendirmeli, millî benliklerine ve Türk kimliklerine döndürmeliyiz.
    Türkler arasındaki bireyciliği millî şahsiyete çevirmeliyiz. Ferdî hürriyet, istiklal ve refah, millî istiklal ve ittihadla olur. Her Türk, mutlaka ülkü sahibi yapılmalıdır. Emperyalizm, fertleri günlük hazlar peşinde sürüklenen kuru bir kalabalık yaptı, biz ise yüce gayeler peşinde koşan ülkücü yani mefkûreci, ideal sahibi bir millet haline getirmeliyiz.

    Vedat Toruk: Bugün Türk milleti için Turancı, milliyetçi düşünce ve bilinç neden gereklidir?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Osmanlının son dönemlerinde Türkler geri plana itilmiş, devlete hâkim olan Türk dışı unsurlar, Türkleri hor görmeye, hakaret etmeye, dışlamaya çalışmışlardır. Devletin yönetim kademesine hâkim olan kadroların çoğu Türk kelimesine “kaba”, “cahil”, “köylü”, “Kızılbaş” manası vermeye başlamışlardı. Devlet Türkleri çiftçi ve asker olarak tutmuş, her türlü angaryayı Türklere yüklemişti ama yine de aşağılıyordu.
    Türklerin sözcüsü, savunucusu, teşkilatı yoktu. Zira Türk, kendi varlığını devletle özdeşleştirmişti, ben demek devlet demek diyordu, beni devlet savunur, diyordu ama bugün olduğu gibi o zamanlar da devleti Türk olmaktan çoktan çıkmıştı. Türk gibi görünen, ama aslında Türklüğün altını oyan, Türklüğü hissettirmeden, sezdirmeden yok eden bir sinsi yapılanma Türk devletini ele geçirmişti.

    Devlet âdeta İstanbul ve taşra diye iki coğrafî bölgeye ayrılmıştı. İstanbul’da yaşayanlar neredeyse tamamına yakını Türk olduğu halde kendilerine Türk yerine “şehrî” yani “şehirli” diyorlardı. Taşra ise Balkanlar, Karadeniz bölgesi, Doğu Anadolu, Orta Anadolu gibi bölgelerden oluşuyordu.
    Balkanların üçte ikisi Türk olduğu halde oralarda yaşayanların tamamına Arnavut, Karadeniz yüzde doksan dokuzu Türk olduğu halde oralarda yaşayanlara Laz, Doğu Anadolu ise üçte ikisi Türk olduğu halde oralarda yaşayanlara da Kürt diyorlardı. Bu adlandırma o kadar yaygınlaşmış ki bu sayılan taşra bölgelerinde yaşayan Türkler bile bir kelime Arnavutça, Lazca, Kürtçe bilmedikleri halde kendilerini Arnavut, Laz ve Kürt saymaya başlamışlardı. Yani Osmanlının son dönemlerinden bugüne kadar Türkler, kimliklerini kaybetmeye, asimile olmaya devam ediyor.

    Ancak 1908 İkinci Meşrutiyet hareketinden sonra Türkler kendilerine gelmeye, teşkilatlanmaya, bilinçlenmeye başladılar, siyasi ve kültürel bilinçlenme sonucu hem Millî Mücadeleyi başarıyla verdiler, hem de tam bağımsız millî Türk devletlerini kurdular.

    Bugün Türk milleti, Türk millî bilincine ve kimliğine sahipse bunu büyük ölçüde Atatürk’e ve Cumhuriyet’e borçludur. Zira Atatürk’ün kurduğu tam bağımsız ve bağlantısız millî Türk Devleti, Türklere Türklüklerini hatırlatan ve Türk kimliğini kurumsal düzeyde devlete hâkim kılan millî bir yapıdır.
    Bugün Türk düşmanları, devleti ele geçirerek bu devletin millî Türk kimliğini yok etmeye çalışıyorlar. İslamcı ve Türk gibi görünen Türk düşmanları, samimi dindar ve saf Türkleri aldatıp kandırarak onların oyuyla devleti ele geçirip Türkleri tasfiye etme, Türkiye’yi Türksüzleştirme, PKK ile işbirliği halinde Türkiye’yi Suriyelileştirme ve Kürdistanlaştırma peşindeler.
    Turancıların asıl önemi ve rolü tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. O da Türklere Türklüklerini hatırlatmaktır. PKK’nın gizli işbirlikçisi ve Kürt ırkçısı bazı adamlar, tarikat ve cemaat kurup Türk çocuklarını İslam’la avlayarak onları mankurtlaştırıyorlar, Türklüklerini unutturuyorlar; hatta onları Türklüğe düşman haline getirip Kürtçülük propagandisti yapıyorlar.

    Gizli PKK zihniyetli bu tür Türk düşmanı tarikat ve cemaatler, saf dindar Türklerin temiz inançlarını istismar ederek paralarını, mallarını mülklerini, zamanlarını, enerjilerini, kızlarını, oylarını, haysiyet ve şereflerini, millî onurlarını ve giderek her şeylerini alarak âdeta köleleştiriyorlar.

    Diğer yandan aşırı solcu ve komünist bir takım yapılar da enternasyonalizm adına bazı Türk çocuklarını PKK paspası halinde kullanmaktadırlar. “Kapitalist sömürüye son” diyecekleri yerde “halklara özgürlük” diyerek aslında PKK propagandası ve Türk düşmanlığı yapıyorlar. Bugün ülkemizde böylesine şeytanca bir oyun tezgâhlanmaktadır. İşte bugün Turancıların birinci görevi, aldatılmış, kandırılmış, paspas niyetine kullanılan saf Türkleri bu tür esaretlerden kurtarmaktır.

    Vedat Toruk: Bugünkü şartlarda sağlıklı bir Türk milleti oluşturabilmenin ve büyük kutlu Turanı kurabilmenin zemini olan kurumsal değer ve yapılar nelerdir?

    Prof. Dr. Nurullah Çetin: Büyük Turan Türk birliğinin kurulabilmesi için şu kurumsal birliklerin tesis edilmesi gerekiyor:

    1. Siyasi Birlik: Bütün Türk ülkeleri, toplulukları ve akraba topluluklar, bütünüyle yerli ve millî nitelikte, hiçbir emperyalist devlet ve odağa bağımlı olmayan tamamen istiklalci ve özgür ortak bir Turan Meclisi kurmalı ve burada her Türk ülkesinden nüfusları oranında temsilci vekiller olmalıdır.
    Bu milletvekillerinden oluşan Turan Meclisi, Türk devlet geleneği ruhunu, şuurunu ve birikimini esas alarak, zamanımız şartlarına uygun bir şekilde ortak bir Turan anayasası yapmalı, bütün Türk ülkeleri kanunlarını bu anayasaya göre çıkarmalıdır. Ayrıca en üst düzeydeki tam bağımsız bu Turan Meclisi, kendi içinden bir Kağan seçmelidir. Bu Kağan, bütün dünya Türklerinin beyi olmalıdır. Her Türk ülkesinin ve topluluğunun lideri de boy beyi olmalıdır.

    2. Coğrafî Birlik: Bugün Türk yurtları paramparçadır. Değişik emperyalist devletler aynı boyu bile parçalamışlardır. Nitekim Azerbaycan Türkleri ikiye bölünmüş. Yarısı Kuzey Azerbaycan olarak Ruslar tarafından esir alınmış, ama sonra hür olmuşlar. Öbür taraftan Güney Azerbaycan, Fars emperyalizmi tarafından hâlâ esir tutuluyor. Güney ve Kuzey Azerbaycan birleşmeli ve tek Azerbaycan devleti olmalı.
    Irak’ta Barzani esareti altındaki Kerkük merkezli Türkmeneli esirdir. Acilen Türkiye ile birleşmelidir.
    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hemen Türkiye’ye katılması gerekir.

    Suriye Türkmeneli’nin de Türkiye’ye katılması sağlanmalıdır.
    Bugün Rusya Federasyonu altında Tataristan, Çuvaşistan, Başkurdistan, Saka-Yakut Cumhuriyeti, Altay Cumhuriyeti, Hakas Cumhuriyeti, Tuva Cumhuriyeti, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Kabartay-Balkar Cumhuriyeti, Dağıstan Cumhuriyeti gibi özerk Türk cumhuriyetleri var. Bunların da Rus esaretinden kurtularak acilen birleşip tam bağımsız bir Türkistan Devleti halinde oraya çıkması lazımdır.
    Afganistan’da 14 milyon kadar Özbek, Türkmen ve diğer boylardan Türkler var. Bunların da birleşip Güney Türkistan Devleti halinde bağımsız bir Türk Devleti olması lazımdır. Dağınık haldeki Türklerin coğrafî birliği, siyasi birlikle perçinlenmelidir.

    Coğrafî birliğin nihaî hedefi, önce Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Afganistan ve Tacikistan Türkleri, Rusya Federasyonuna bağlı özerk Türk devletleri ve Doğu Türkistan’ın birleşerek büyük ve tek bir Türkistan Devletinin kurulmasıdır. Türkiye’nin de Kuzey ve Güney Azerbaycan, Irak Türkmeneli, Suriye Türkmeneli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birleşerek büyük bir Türkiye Devletinin kurulmasıdır. Yani Dünya Türklüğü, iki büyük Türk Devleti çatısı altında birleşmelidir: Türkistan ve Türkiye Devletleri. Sonra bu iki devlet birleşip tek bir devlet olmalıdır. Bu devletin adı da “Türkeli” olmalıdır.

    3. Askerî Birlik: Bütün Türk ülkeleri, ortak bir Turan ordusu kurmalıdır. Her Türk ülkesinden nüfus oranlarına göre belirlenen sayıda alınacak askerlerle oluşturulacak bu ortak Turan ordusu, Türk dünyasının barış gücünü oluşturacaktır.
    Turan ordusu, bilinen özelliklere sahip resmî bir ordu olacaktır. Ayrıca her zaman, her türlü savaşa hazırlıklı resmî olmayan gizli bir yedek ordusu da olacaktır. Bu yedek ordu, gerektiğinde bir anda harekete geçebilecek kadınıyla erkeğiyle, çoluğu ile çocuğu ile bütün Türklerdir. Biz ordu-millet özelliğimizi korursak ayakta kalabiliriz.

    Turan ordusu, hem Türk ülkelerinde ortaya çıkacak kargaşalığı, hem de bir Türk ülkesine dışarıdan gelecek bir saldırıyı önlemede etkin biçimde devreye girecektir. Turan ordusu, bütün Türklerin barış ve güvenlik içinde yaşamasını garanti edecek ortak bir güvenlik gücü işlevi görecektir. Mesela Türkiye’de ortaya çıkan PKK eşkiyalığını Turan ordusu, bir günde yok edecektir. Bir tane bile eşkıya bırakmamacasına tamamen temizleyecektir.

    Kırım’ı Ruslar işgalinden Turan ordusunu kurtaracaktır. Güney Azerbaycan, Kuzey Azerbaycan’la birleşmek istediğinde İran engel olmaya kalkarsa karşısında Turan ordusunu bulacaktır.
    Irak’ta Barzani çapulcubaşısı, Türkmeneli Türklüğünü katliama tabi tutmaya kalkıştığında Turan ordusu devreye girip bütün peşmergeleriyle birlikte Barzani’yi Saddam’ın yanına gönderecektir. Doğu Türkistan’ı Çin esaretinden Turan ordusu kurtaracaktır.

    4. Dilde Birlik: Bugün bütün dünya Türklüğü hem farklı coğrafyalarda dağınık halde olduğundan hem de yüzyıllar süren uzun ayrılık ve kopukluk yüzünden Türkçenin farklı lehçelerini kullanmaktadırlar. Köken birliğine sahip ortak tek Türkçe, zamanla birçok lehçelere ayrılmış ve bu lehçeler âdeta büyük ölçüde birbirini anlayamaz hale gelmiştir.

    Turan Türk birliğinin kurulabilmesi için ortak bir iletişim dili olan bir Türkçe’yi bütün Türk dünyasına hâkim kılmalıyız. Esperanto gibi yapma bir Türkçe oluşturamayacağımıza göre, en büyük ve en yaygın lehçe olan Türkiye Türkçesini bütün Türklerin öğrenmesi gerekiyor ve Türkiye Türkçesinin ortak Turan iletişim dili olması, âdeta bir zorunluluktur.

    Türkiye Türklerinin de diğer Türk lehçelerini öğrenmesi gerekir. Bütün lehçelerde kullanılan ortak söz varlıklarını temel alıp bunları yaygınlaştırarak, ortak kelime kadrosunu çoğaltarak, söyleyiş birliği ve harf birliği sağlayarak, bütün lehçeleri bütün Türk dünyası okullarında zorunlu ders yaparak dil birliğini sağlayabiliriz. Bütün Türk ülke ve topluluklarının Latin harflerine geçmesi gerekiyor.

    5. Basın-Yayın Birliği: Bütün Türk dünyasını ilgilendiren haberleri toplayan, üreten ve yayan ortak bir Turan haber ajansı kurulmalı, bütün Türk ülkelerindeki basın yayın organları, bu haber ajansından aldığı haberleri kendi yerel basın yayın organlarında yaymalı ve değerlendirmelidir. Zira Türk dünyası, haberleri hep yabancı emperyalist haber ajanslarından, özellikle de Yahudi haber kaynaklarından almakta ve yanlış bilgilenmektedir.

    Turan Türk birliğinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için sağlam ve doğru kaynaklardan haber ve bilgi almaya ihtiyaç vardır. Bunun yolu da kendi haber kaynağımızı ve kurumumuzu kendimizin oluşturmasıdır. Ayrıca bütün Türk dünyasında izlenecek çok kaliteli, üst düzeyde bir televizyon kanalı ve bir gazete kurulmalıdır. Böylece Türk millet bilinci gelişecektir.

    6. Dinde Birlik: Dünyada milliyetiyle dini birleşmiş tek millet biziz. Yani Türk milletinin neredeyse tamamı müslümandır. Hristiyan ve Yahudi Türk çok çok azdır. Türk milletini millet yapan temel kurumlardan biri de İslamiyet’tir. Türkler İslamiyet’le millet olarak varlıklarını ve millî kimliklerini korudular ve yükselttiler. İslamî dönem Türk tarihinde Türk ile Müslüman aynı anlamda kullanılmıştır. Özellikle Batılılar Türk’le müslümanı bir saymış, tarihlerine böyle kaydetmişlerdir.

    Müslüman olmayan Türkler Avrupa’da asimile oldu, eridi gitti yani Türklüklerini de kaybettiler. Bugün potansiyel olarak Türk milleti Müslüman olmakla birlikte İslamiyet’i asıl kaynaklarına bağlı olarak sağlıklı bir şekilde bilmemektedir. Müslüman Türkler dinlerini yeterince bilmiyor, öğretilmiyor.
    Bu boşluktan yararlanan uyduruk tarikat ve cemaatler, Türklere kendi saçma sapan hurafelerini din diye yutturuyor. Turan Türk birliğinin temel kurumlarından biri olan İslamiyet, Kur’an ve Hadis kaynaklarına ve sahih İslam âlimlerine bağlı olarak doğru biçimde öğretilmeli ve yayılmalıdır.

    Müslüman Türk milleti, şu cemaati bu cemaati diye bölük pörçük olmamalı; bütün dünya Türkleri tek bir cemaat mensubu olmalıdır, yani sadece cami cemaati olmalıdır. Bu yapıyı bir an önce hayata geçirmek lazımdır.
    Zira emperyalist devlet ve odaklar, Türkleri paramparça edip kolayca güdümlerine ve kontrollerine alabilmek için uyduruk tarikat ve cemaatleri kullanmaktadırlar. Bu cemaat ve tarikatlerin çoğu Amerika’ya, Avrupa’ya, İsrail’e, Rusya’ya, İran’a, Barzani’ye bağlıdırlar.

    En tehlikelileri de Amerika’ya bağlı Haşhaşiler ve Barzani’ye bağlı Adıyaman merkezli yapılardır. Bunlar Turancılığın önünde bir ayak bağıdır. Tamamı tasfiye edilip yerlerine Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli gibi yerli, millî nitelikli Türk tarikatleri çıkartılıp teşvik edilmelidir ve Türkler arasında bu millî tarikatler yayılmalıdır.

    Çuvaşlar ve Gagavuzlar gibi Hristiyan Türkler ve diğer bazı Yahudi ve paganist Türkler de müellefetülkulûb kabul edilip sağlam bilgi ve bilinç sahibi Türk âlimleri tarafından usulünce İslamiyet’e davet edilmelidir.

    7. İktisadî İstiklâl: Türklerin dünyanın değişik bölgelerine yayılmalarının bir avantajı vardır, o da çok değişik yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmalarıdır. Bir ülkede bir maden, öbür ülkede başka bir maden, bir ülkede bir meyve, öbüründe başka bir meyve, bir ülkede şu ürün, öbüründe başka bir ürün, birinde deniz öbüründe dağ var, ova var.
    Ayrıca beyin ve kol gücü bakımından da çeşitlilik var. Şu Türk ülkesinde şu meslek ve bilim dalı daha önde iken, öbür Türk ülkesinde başka bir meslek, bilim ve teknoloji daha önde.
    Bütün bu yer altı ve yer üstü maddi kaynakları, beyin ve kol güçlerini birleştirirsek hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabiliriz. İşte Turan Türk birliği, Türklerin iktisadi kaynaklarını birleştirerek, harmanlayarak, zenginliklerimizi yabancılara, emperyalistlere yağmalatmadan, peşkeş çekmeden, tamamını Türk milletinin hizmetine ve istifadesine sunarak rahatça yaşayabileceği bir sistem kuracaktır.

    8. Meslekte Birlik: Bütün Türk devletlerindeki ve topluluklarındaki meslektaşların muhakkak surette bir araya gelerek ortak meslekî kurumlar oluşturması ve meslekî ilişkilerini ve dayanışmalarını en ileri noktaya taşımaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. Zira Turan Türk birliğinin temel kurumlarından biri, meslekli bir Türk milleti oluşturmaktır.

    Mesleksiz insanlardan oluşan millet yaşayamaz, bağımsız bir millet olarak var olamaz. Onun için bütün Türklerin yaratılışlarına, kabiliyetlerine, ilgilerine ve meraklarına göre değişik mesleklere yönlendirilmesi ve o dalda en iyi şekilde yetiştirilmesi ve mesleğini icra edebilmesi için gerekli olan şart, imkân ve zeminlerin oluşturulması gerekiyor. Bunun için de tamamen millî bir Türk iradesinin hâkim olduğu Türk devletleri, bilim ve teknolojiye çok üst düzeyde yer vermelidir.

    9. Sanatta Birlik: Dünya Türklüğü, kendi bölgelerinde kendi anlayış ve geleneklerine göre çok zengin bir sanat, edebiyat geleneğine sahiptir. Sanat ve edebiyat, milleti millet yapan, millet mensupları arasında ruh, şuur, duygu, heyecan ve amaç birliği sağlayan temel kurumlardan biridir.
    Türkçe duyuş, Türkçe düşünüş, Türkçe bakış, Türkçe tavır alış ancak ortak bir sanatsal ve edebî duyarlılıkla mümkündür. O bakımdan Turan Türk birliğini sağlamanın yollarından biri, resimden sinemaya, mimarlıktan edebiyata kadar bütün sanat ve edebiyat dallarında ortak millî bir sanat birikimi ortaya koymaktır.
    Batılıların Nobel ödülüne benzer şekilde sanatın her dalı için büyük bir Turan Ödülü konmalı. Her sene bütün Türk dünyasında ortaya çıkan en iyi ve en özgün sanatçılara bu ödül verilmelidir.

    10. Bilimde Birlik: Bugün modern zamanlarda milletler, kendi bilim ve teknolojilerini kurmadan yaşayamazlar. Dünya Türklüğü de bilim ve teknolojinin her dalındaki beyinleri bir havuzda toplayıp ya da ortak işbirliği mekanizmaları ve kurumları geliştirip Türk milletini yükseltecek, koruyacak ve yaşatacak en ileri düzeyde bilim ve teknoloji üretip uygulamaya koymalıdır. Bütün Türk ülke ve toplulukları bir araya gelip millî Türk bilim ve teknoloji projeleri üreterek hayata geçirmelidir. Üniversitelerarası bilgi paylaşımına dayalı birlik projesi işlevsel kılınmalıdır.
    Bütün Türk dünyasından seçilen en zeki çocukların okuyacağı prestijli bir Turan Bilim Yurdu (üniversitesi) kurulmalıdır.
    Nobel ödülüne benzer şekilde bilimin her dalı için Turan Bilim Ödülü konmalı.

    11. Eğitimde Birlik: Eğitimin amacı, kişileri hem pratik bilgilerle hayat şartlarına hazırlamak, hayatı ve dünyayı tanıtmak, meslek sahibi etmek hem de ortak millî değerleri öğreterek bilinçli bir millet yapmaktır. Türk dünyası, ortak Türk millî değerlerini bir öncelikli değerler skalası halinde düzenleyip bütün Türk çocuklarına aynı millete mensubiyet şuuru verecek millî bir eğitim politikası uygulamalıdır.
    Ortak Türk tarihi, ortak Türk edebiyatı, ortak Türk kültürü, ortak Türk gelecek tasavvuru gibi konularda muhakkak surette tamamen Türklüğe göre bir eğitim sistemi geliştirilmeli ve hemen uygulamaya konmalıdır. Türk çocuklarına bağımsız millî Türk eğitimi verilmeden Turan Türk birliği kurulamaz.
    Rus, Çin, Amerika, Fars, Arap emperyalizmine göre kurgulanmış eğitim sistemleri çarklarından geçen Türk çocuklarının millî şahsiyetleri oluşmaz. Her türlü dış emperyalist dayatmadan uzak yerli, millî ve İslamî nitelikte bir Türk eğitim sistemi kurulmalı ve hayata geçirilmelidir. Türk ülkelerinde ortak bir eğitim sistemi kurulmalı ve diplomalar, her Türk ülkesinde denklik sahibi olmalıdır.
    Bütün Türk dünyasında karşılıklı öğrenci ve hoca değişimi programları uygulanmalıdır. Üniversite öğrencileri belirli sürelerle değişik Türk devletlerinde öğrenim görmeli, hocalar da yine belirli sürelerle değişik Türk üniversitelerinde ders vermelidir.

    12. Turizmde Birlik: Türk ülkeleri ve toplulukları arasında gidip gelmelerin, seyahatlerin, turistik faaliyetlerin artması lazım. Türk dünyasını birbirine bağlayan tarihî İpek Yolu modern şartlarda yeniden ihya edilmeli ve işler hale getirilmelidir. Ortak turizm potansiyeli dünya Türklüğünün birbirini tanımasına, kaynaşmasına, değerler paylaşımına hizmet etmelidir.
    Yoğun ortak turistik faaliyetler Turan Türk birliğinin kurulmasında büyük bir itici güç olacaktır. Türk devletleri ve toplulukları arasında Turizm İşbirliği Protokolü imzalanmalı ve içi yoğun uygulamalarla doldurulmalıdır. Dünya Türkleri, karşılıklı gidip gelmelerle birbirlerini biraz da turizm yoluyla tanıyıp kaynaşacaktır.
    Yaz tatillerinde gruplar halinde Türk gençleri değişik Türk devletlerinde tatil kampları düzenlemeli, böylece Türk dünyası gençleri biribirlerini tanımalı ve kaynaşmalıdır.

    13. Turan Şölenleri: Her yıl bir Türk ülkesinde bütün dünya Türklerinin katılımını sağlayan çok büyük çapta bir Turan Şöleni düzenlenmelidir. Burada Türk dünyasının önde gelen aydınları, fikir ve edebiyat adamları, müzikçileri, folklorcüleri, sporcuları, sinemacıları, değişik sahalardaki öne çıkan isimleri bir araya gelmeli, gösterilerini, beceri, birikim ve marifetlerini sergilemelidir.
    Bu şölenlerde dünya Türkleri, hem eğlenmeli, hem bilgilenmeli, hem dayanışma içinde birlik beraberlik ruhu kazanmalıdır. Milyonlarca kişinin katılacağı bu büyük Turan şölenleri büyük Turan Türk birliğini kurmada ve devam ettirmede çok işlevsel bir role sahip olacaktır.

    Günümüzde Macaristan’da 2010 yılından beri her iki yılda bir büyük bir Turan Kurultayı düzenlenmektedir. Macar Soylar Toplantısı-Kurultay, eski Macar-Hun ve Türk kültürlerinin ayrıca doğudaki bozkır atlı göçebe kültürlerinin en büyük tanıtım organizasyonu ve şölenleridir. Bütün Türk boyları, kendi gelenek yaşatıcılarıyla, eski göçebe giyim kuşam tarzlarıyla, göçebe çadırlarıyla, atlarıyla, göçebe savaş oyunları, at yarışları, okçuluk yarışları ve müzik konserleri ile bu şölende yerini almaktadır. Kurultayın 300.000’e yakın katılımcısı olmaktadır.

    14. Aile Kurumunu Sağlamlaştırmak: Modernleşme, batılılaşma ile birlikte Türk aile kurumu büyük ölçüde yara aldı. Çok çocuk yapma geleneği ortadan kalktı. Çocukların aile içinde geleneksel Türk kültürü ile yetişmesi geleneği yok oldu. Büyüklere saygı küçüklere sevgi geleneği zedelendi. Bütün bunları hızla tamir ederek yeniden güçlü, sağlam Türk aile kurumunu inşa etmeliyiz. Zira Turan’ın temeli Türk aile kurumudur.

    Nurullah Çetin

    .
  • SOKAĞA kulak verdiğinizde öne çıkan başlıklar kabaca şöyle… Ekonominin geleceği, kabine değişikliği, Suriye'deki ABD planı, Doğu Akdeniz'deki çıkarlarımız, yeni parti kurma çalışmaları, İmamoğlu, Babacan, Davutoğlu ve Trump'ın hamleleri… İçeride konuşulan her şey ortada.
    Ben hiçbir zaman içeriye evimden bakmayı tercih etmedim.
    Çünkü DIŞ dinamikler buraları hareketlendirir. Öncelik hep dışarıda gücü taşıyan adresler oldu benim için… Türkiye'yi her zaman bir şekilde etkileyen DIŞARISI şimdi uzaklarda uzun zamandır kendi arasında mücadele etmekte. Beyaz Saray bunun en güzel sahne aldığı yer! Başkan Trump'ın 2016'dan beri oturduğu makam hiç bu kadar hareketli olmamıştı. Beyaz Saray hiç bu kadar sarsıntı geçirmemişti.
    Konuyu John Bolton'a getirmek istiyorum elbette.
    Çünkü kavga son dönemde onun etrafında yaşandı resmen… Beyaz Saray'ı iyi bilenler "ARTIK BU ÇATIŞMA HALİNİ KİMSE DURDURAMAZ" yorumunu yapmakta. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, Amerikan silah lobisinin desteğiyle bu göreve atandı. Bolton'ın bir özelliği silah lobisine yani Katolikler'e yakın olması, ancak İsrail'de Rothschild ailesiyle karşı karşıya gelen derin Yahudilerle de hareket etmesiydi. Zaten testinin çatladığı yer de bu noktaydı!
    İçerisini anlamak için de aynı yöntemi kullanmak zorundayız.
    Çok yer için de bu metot yeterli olacaktır. Hiç derin bir araştırma yapmaya gerek yok.
    Bolton'ı görevden alan aile Rothschild oldu.
    Dünya üzerindeki çok akıllı çok etkin isimler gibi Trump'ın damadı Kushner'in de AİLEYLE yani ROTHSCHILDLERLE ilişkisi gizli değil. Kushner bunu hiçbir zaman gizleme gereği duymadı bile… Ancak yıllar önce Phoenix'te Kushner'le bir araya getirilen ve sürekli önü açılan Avi Berkowitz'in de, Beyaz Saray'daki en güçlü isimlerden biri olduğunu unutmayalım.
    Dünyanın en güçlü adamlarından biri olarak gösterilen Steve Bannon'ın Beyaz Saray'dan uzaklaştırılmasının fitilini ateşleyen kişi Kushner'in yardımcısı Avi Berkowitz (Harvard Hukuktan mezun) olmuştu. 30 yaşında olmasına rağmen bugün Beyaz Saray'da Kushner ve Trump'tan bile daha fazla saygınlık gören Avi Berkowitz, 5 maddede Bolton'ı bitirdi… İran, Rusya, Venezuela, Türkiye ve Afganistan konularında Bolton'ın Başkan Trump'a verdiği brifingleri çıkartan Berkowitz, 5 ülke için öngörülerinin tamamının başarısız olduğunu söyledi.
    Trump da, Bolton'ı kovdu.
    Aslında Bolton, 5 ülke için şahin projeler hazırlamıştı.
    O ülkelerdeki Amerikan karşıtlığına karşı askeri operasyon seçeneklerini de masaya getirmişti.
    Bu önerilerin tamamının da Pentagon lehine olduğunu söylemeye gerek yok.
    Ancak Bolton gitti.
    Çünkü Rothschild ailesi biraz daha zaman kaybetse İSRAİL'de bile sözü dinlenmez olacaktı. Bu nedenle Bolton artık yok.
    Pentagon'un eski bir Ortadoğu danışmanı olan Jasmine El-Gamal, Berkowitz'in istifa eden ABD'nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Jason Greenblatt'ın yerine geçeceğini iddia etti.
    Bu durumun da Amerikan politikaları için büyük tehlike olduğunu söyleyen Jasmine El-Gamal, Beyaz Saray'da yaşanan gerilimin arttığını belirtti.
    ABD'nin Ortadoğu'yu ve İsrail'i iyi bilen eski büyükelçisi Daniel Kurtzer de Berkowitz'in Pentagon'da büyük rahatsızlığa neden olduğunu ve binadaki öfkenin kırmızı alarm durumuna geldiğini ima etti. Geçmişte Washington'daki duvarların ısınması, Avrupa ve özellikle Ortadoğu'nun savaş alanına dönmesine neden olurdu. Bugün de aynısı geçerli.
    Trump, Pentagon'la açık şekilde karşı karşıya gelmek istemiyor. Açıklamaları da bu yönde. Ancak Bolton'ı görevden almak çok zordu.
    Bolton çok güçlüydü ama Trump onu görevden aldı.
    Bolton'ın istifa ettikten sonra Pentagon'a gittiği Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dunford'ın yardımcılarıyla bir araya geldiği ortaya çıktı. Ulusal İstihbarat Başkanı Dan Coats da, Bolton'ı evinde ziyaret ederek ona destek verdi. Dan Coats derin Amerika'nın önemli isimlerinden biridir. Bolton'a verdiği destek önemsenmelidir.
    Bolton, Beyaz Saray'dan uzaklaştırılsa da, hala güçlü bir desteğin arkasında olduğu gerçeğini unutmamamız gerekiyor. Dan Coats da Trump ile kavgalı olsa da görevi bıraksa da hala çok güçlüdür!
    Bolton'ın Trump, Ksuhner ve Avi Berkowitz'e karşı büyük öfke duyduğu da gerçek.
    Amerikan siyasetinin hep geri planında kalan Bolton'ın çok kindar olduğunu söylemeye gerek yok.
    Şimdi Pentagon, Kushner veya Trump, belki de Avi Berkowitz'e karşı mutlaka bir adım atacak.
    Çünkü Beyaz Saray, Pentagon'dan kopmaya başladı. Tamamen aykırı hareket eden Beyaz Saray, Pentagon için büyük risk.
    İran, Bolton'ın görevden alınmasından mutluluk duyuyor. Haklı! Ancak Bolton'ın görevini üstlenecek Charlie Kupperman da İran'a çok mesafeli biri.
    İşler iyice karışık yani… Türkiye'nin merkezinde olduğu coğrafya bugünden yarına durulacak gibi değil.
    YPG ya da ABD'nin kurduğu KÜRT ordusu günü geldiğinde İRAN için de kullanılacak.
    Planlar arasında bu da var.
    Rothschildler ile Pentagon buralarda kıyasıya mücadele ediyor. Beyaz Saray'daki kavganın gölgesi her yerde.
    İKİ FARKLI DÜNYA DÜŞÜNCESİ VE PLANI çatışma halinde. Haliyle bu içeriye de uzanacaktır ve uzanmıştır. Beyaz Saray'daki kavgayı uzun zamandır yazıyorum. Pentagon'a teslim olmayan bir başkan var!
    Sözünü dinletmek istenen silah lobisi ve pentagon da karşıda… Bolton önemli YAHUDİ AİLELERİ PENTAGON'un yanına aldığı için gitti. Çünkü Rothschild ailesini içeriden kuşatacaklardı. Karşılık verildi!
    Şimdi Pentagon ne yapacak bu hamle buralara nasıl ulaşacak.
    Bunu göreceğiz. Belki içerideki bazı siyasi isimler rollerini ve misyonlarını bilmeyebilirler!
    Doğaldır. Böyle isim çok gördüm.
    Ama arkadaki güçler bunlardır… Bu kavga ve mücadele her yerde olduğu gibi burada da verilecektir… Geleceğe böyle bakalım. Bir gözümüz BEYAZ SARAY'da olsun!
    Ki önümüzü görebilelim…
  • Kitap yapılanlar karşısında susmanın nelere mal olacağını çok acı ve gerçek bir şekilde ele alıyor.
    Savaşın insan üzerindeki etkisi ve bu etki ile insanların susturulmasının geri dönüşü olmayan kötü şeylerin yaşanmasına ve bir ülkenin yok edilmesine sebep olması acı veriyor.

    "Yeniden iyi biri olmak mümkün."
    İyi okumalar.
  • 296 syf.
    ·288 günde·Beğendi·9/10
    ABD'nin hem Türkiye'de hem de dünyanın farklı köşelerinde Amerikan çıkarlarına 'hizmet' amacına yönelik her türlü fikri, eylemi desteklediğini; silahlı-silahsız örgütleri nasıl oluşturduğunu ve bunları gün gelip 'eğitim' adı altında nasıl koruyup kolladığını artık görmeyen kalmamıştır diye düşünüyorum. Ama sadece düşünüyorum. Hala bu oyunu anlamayan/anlayamayan binlerce insan olduğu için, büyük güçler ve onların işbirlikçileri bu coğrafyada çeşitli adlarla fink atmaya devam ediyor.

    'Tanrıların Gazabı' Kaybolan Hegemonya, F.William Engdahl'ın 2015 yılında yazdığı yazılardan derlenmiş bir kitap. Daha önce William Engdahl'ın kitaplarını okuyan birisi, onun dünya görüşünün ne olduğunu biliyordur. Bu kitap da Türkiye'de çıkan son kitabı. Daha önceki kitapları Bilim + Gönül yayınları ve Alfa'dan çıkmıştı. Kitaplarının tekrar baskıları olmadığı için çoğu kitabını ancak sahaflarda bulabilirsiniz. William Engdahl, kitaplarıyla aydınlatmaya, bilgilendirmeye ve 'düşündürmeye' devam ediyor.

    ABD'nin gözüyle 'ortadoğu' denilen bu coğrafyaya bakıyoruz. Yazar sadece bu coğrafyayı anlatmıyor. Çin'in Sincan bölgesinde, ABD eliyle ayaklanmaya teşvik edilen yerel unsurlardan da bahsediyor.

    11 Eylül 2001'de ABD'de yaşanan ve 'İkiz Kuleler'e saldırı olarak tarihe geçen o meşum olaydan hemen sonra ABD tarafından başlatılan 'terörle mücadele' yeni kavramlar, yeni bakış açıları ve yeni silahların denenmesine yol açar. ABD'nin terör adı altında 'ya, bizim yanımızdasınız ya da düşmanımızsınız' söylemiyle dünya yeni bin yılda yeni bir cümleyle karşılaşır.

    Yazarda kısa bir girizgahla Haçlı seferleri ve mübarek savaş kavramından bahseder. Dünden bugüne Haçlı Seferlerinin görünen yanını ve anlatılmayan yüzünü bizlere anlatarak gerçeklerle buluşmamızı sağlıyor. Papalık, 1100'lü yıllarda insanları, günahlarından arınması için kafirlere karşı savaşa çağırır ve bunun sonucu olarak da - eğer olursa - öteki dünyada 'cennetle' mükafatlandırırdı. Haçlı seferleri için toplanan ve çoğunluğunun okuma ve yazması olmayan bu insanlar öteki dünya, cennet, mükafat, şehitlik kavramlarıyla müjdelenirler. Bu daha sonraki yıllarda yaşanan din savaşları içinde geçerli yol olur.

    11 Eylül 2001 ve o zamanki ABD Başkanı George Bush da modern çağ ve yeni yüzyılın başında eski usullerden bahsederek 'Haçlı Seferleri' ismini kullanır. Haçlı seferlerinin amacının Hz. İsa'nın öğretisini yaymak olduğu söylense de, gerçek, Papa ve kralların zenginliklerine daha da arttırmak olduğu daha sonra anlaşılır. Cahil köylüler ve paralı askerlerden oluşan ordular kurulur. Her türlü işten dolayı dini olarak affedileceklerini bilmeleri, yağma, yıkım ve zulmün de başka bir yolunu açar.

    ABD'de Hıristiyanlığın bir kolu olan Evanjeliklerin George Bush ile iktidara gelmesi yapmak istedikleri çoğu şeye ulaşmalarına yol açar. Artık iktidar onlarındı ve kendi inançları doğrultusunda 'yeni dünya' tasarımı yapmanın da sırası gelmişti.

    Yazar geçmişle günümüz arasında tarihi benzerlikler ortaya çıkartıp buradan hareketle bir durum tespiti yapıyor.

    ABD'nin 2003 yılında Irak'ı işgal etmesi üzerine orada yaşanan katliamların sebepleri ve bunları yapanlar hakkında değerlendirme de yapıyor.

    Müslüman Kardeşlerin kuruluşu, kuruluşunda İngiliz istihbarat örgütü ve daha sonraki zamanda CIA'nın yardımlarına da değiniliyor. Suudilerle (Suud ailesiyle) bir ortaklık kurup, Suudi Arabistan dışında, Amerikan çıkarları doğrultusunda maşa olarak kullanılmasının tarihini de anlatıyor.
    Müslüman Kardeşler yapısının Suudi Arabistan'da yerleşmesi, kendi okullarını açması, çeşitli kuruluşlar kurup ya da bunları yöneterek ileri de 'Dünya Müslümanlar Birliği' adı altında örgütlenmesine de değiniliyor.

    Vehhabi mezhebi ya da dini düşüncenin ortaya çıkması ve bunun 20. yüzyıla etkileri de kısaca anlatılıyor. Örneğin, Osmanlı vehhabi ilişkileri ve Vehhabi aşiret reislerinin idam ettirilmesine değinilmiş.

    Ortadoğu denildiğinde Kudüs Müftüsü Hacı Emin El-Hüseyni konuşulmadan olmaz. Kitap içinde Nazilerle yaptığı işbirliği ve yine Yahudileri Ortadoğu coğrafyasından atmak için Almanlarla yapılan ortaklık ve Almanların 2.Dünya Savaşını kaybetmesinden sonra Amerika'nın 'yeşil kuşak' projesinin adamı olmasından da bahsediyor.

    Tabi Osmanlı, Türkiye ve bu coğrafyanın tarihi, krallıkları bu krallıkların nasıl kurdurulduğu; İngiltere, Fransa daha sonra ABD'nin etkisi de unutulmamış.

    Masum başlayan daha sonra raydan çıkan cemaatler her daim bir güç unsuru olmaya devam ediyor.
    Gün geldi Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretleri, Feto'ya dönüştü. O zihniyete tapan insanlar bugün 'ya, onlar teröristmiş, gerçek Müslüman değilmiş, Amerikan uşaklığı yapıyormuş' diyorsa yarın da diğer dini cemaatlerin (#42621031 kitabına bakılabilir) böyle olmayacağının garantisini kim verebilir. Yine aldatıldık, kandırıldık teraneleri okunabilir. İyi de nereye kadar aldatıldık, kandırıldık…

    Bu ve buna benzer yapılar 'dini', 'siyasi', 'kültür' ya da çeşitli adlar altında gerçek amaçlarını gizleyip, samimi ve gerçekten buralarda iyi şeyler yapmak isteyen insanları da kandırabilirler.

    Kitabı okudukça yeni ufuklara yelken açmamızı sağlayan bilgiler verdiğini de anlıyoruz. Ondan sonrasını ise okuyucu araştıracak. Yazarın kullandığı kaynak çeşidine ulaşabilirseniz sizde burada anlatılanların fazlasına da erişmiş olursunuz.

    Bir çiftçinin nasıl ABD Başkanı olduğunu okuyacaksınız (daha sonra da Sinema sanatçısı). ABD'nin çıkarları için Afganistan da var olması, Sovyetlerin bu coğrafyadan çıkartılması, 'mücahitlerin' örgütlenmesi; Afganistan'ı Sovyetlerin, Vietnam'ı yapmak için yapılan uğraşlardan da bahseder. Afganistan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesinin öncülüğünü kimler yapmıştı? Komünist örgütlenme içinde CIA ajanları mı vardı? Bu ve buna benzer sorular Afganistan dosyası içinde kısa ve aydınlatıcı bir şekilde işlenmiş.

    İran - Irak savaşı, bunun ABD çıkarları doğrultusunda kullanılması, kısaca ABD tarafından oynanan oyunların görülmesi anlamında okunmasında yarar olduğunu düşünüyorum.

    Bosna olaylarından da bahseder. Amerika'nın müdahalesiyle Dayton Anlaşması imzalanır ve Bosna'da süren savaş sona erer. Burada kazanan kimlerdi? Bosna - Hersek'te tam Müslüman bir devletin varlığı kabul ediliyor mu? Yoksa Müslüman - Ortodoks - Katoliklerden oluşan üçlü bir yapı mı ortaya çıkıyor. Üçünün de egemen olamadığı ama üçünün de eşit olduğu bir yapı. Bu da Boşnaklar açısından kazanç mı yoksa kazancın azı veya çoğu olmaz mı? Kitabın içinde Bosna olayları da yer alıyor.

    Kosova olaylarına bakış açısı da aynen Yugoslavya ve özelinde Bosna-Hersek ve İzzetbegoviç'e bakışı gibi bizim bildiğimiz ya da bize anlatılanların tersinde bir duruma sahip. Araştırma ve incelenmesinde fayda var.

    Rusya'yı kuşatmak amacıyla ve Hazar gölünden petrol ve doğal gaz çıkarıp, boru hatlarıyla Rusya'yı devre dışı bırakıp, Avrupa ya da Akdeniz'e ulaşmayı sağlayacak boru hatları ABD için önemliydi. Gürcistan, Azerbaycan ve küçük devletler ABD için Rusya'dan daha önemli olur. Ve Afganistan'da savaşan Vehhabi savaşçılar uçaklarla Kafkaslara taşınıp (şu an Suriye'deki İşidliler nerede? Libya'da olmasın ?), ileri de Çeçenistan savaşının baş rollerinde oynamaya başlarlar.

    Bize yabancı gelmeyen bir konu olan ve Fethullah Gülen kısmı da kitabın içinde yer alıyor.
    F.Gülen ve 'Cemaat' ya da onlara göre 'hizmet'in yaptıkları gün yüzüne çıktı. Eskiden de biliniyordu, söyleniyordu ama bir hocaefendi tabusu vardı ve söz söyletilmezdi. Birileri bunların gerçek yüzünü TV, gazete, radyo, dergi, kitap da anlatsa da yine başka bir zümre tarafından hemen reddedilirdi. Hatta bunları yazanlara çeşitli iftiralarda da bulunulurdu. Ama gelinen nokta da o beğenmedikleri insanların fikirlerinin doğruluğunu bugün tarih teyit ediyor. Bu tür yapılanmalar 'din' adı altında çok daha kolay bir şekilde örgütlenebiliyor. Açıkça görülüyor ki, hepsi ABD'nin derin devletine 'hizmet' ediyor. Bizlere 'dini cemaat' adı altında sunulan bu yapıların birilerin bir yerlere, paraya, şöhrete ulaşmasında aracı unsur olduğu daha açık anlaşılabiliyor. Çıkış noktasıyla varış noktası ABD'nin derin devleti ve onların da üstünde olan küresel elitlerin 'Tanrı Devleti'.

    Kitabın okuması bittiğinde belki birileri yine 'komplo' diyebilir ama hem ülkemizde yaşanan olaylar hem de çevremizde yaşanan olayları biraz daha dikkatli irdelediğimizde hiç de abartı olmadığı açık. Birileri her şeyi denetlemek istiyor.
    Bugün 'hizmet' ya da a, b, c yapıları hiç fark etmez. İsim değişir ama hizmet ettikleri yer yine aynı olmaya devam eder.

    Okunmasında, okutulmasında çok fayda olacağını düşündüğüm bu kitabı, Kasım 2017 tarihinde satın alıp, Aralık 2018 tarihinde okuyup, Mayıs 2019 tarihinde ise yazısını yazdım. William Engdahl yazmaya ve kendini okutturmaya devam ediyor. Biattan kurtulup, aklın egemen olacağı bir zihin dünyası sunuyor. William Engdahl'ın diğer kitaplarının da okunmasında fayda var. Okudukça hem ülkemizde hem de çevre ülkelerde yaşanan olumsuzlukların arka planını daha rahat anlayabiliriz. Birileri ya da grupların dinleri, kendi çıkarları doğrultusunda nasıl da kullanabileceğini göstermesi bakımından yerinde bir çalışma. Suriye'de iki tarafından da 'Allahu Ekber' diyerek birbirlerini öldürmesi nasıl anlaşılabilir?

    Çoğu kavramı ilk defa duyacak okuyucu belki şaşırabilir, savrulabilir ama ağacın arkasındakileri veya silinen bir yazının izlerini takip etmekte yarar var.

    Ama okudukça özellikle bazı bölümler hoşunuza gitmeyebilir ve hatta yazara ağır eleştiri de de bulunabilirsiniz. Çünkü, bizler o bahsedilen olayları, bizlerin hoşuna gidecek ya da destekleyecek şekilde biliyorduk. Farklı bir şey çıkınca önce şaşırıp ya da yalanlarız. Ama şunu bir de ben araştırayım lafını çok da söylemeyiz. Farklı açıdan bakmakta fayda var diye düşünüyorum. Tabi yazarın kendi oluşturduğu bir kurguyu okuyoruz. Tümüne katılacağız diye bir şey de yok.

    Notlar:
    ++ Bu kitabı 11 - 18 Aralık 2018 tarihleri arası okuyup, 1 Mayıs 2019 tarihinde ise inceleme yazısını siteye ekledim.
    ++ Kitabı özgün adı: The Lost hegemon: Whom The Gods Would Destroy
    ++ Tavsiye ederim.
    ++ Bu kitap William Engdahl'ın yazıların birleştirilmesi sonucu oluşmuş. ABD'de son çıkan "Manifest Destiny: Democracy as Cognitive Dissonance" adlı kitabın da Türkçeye tercüme edilmesini bekliyorum.
    ++ Tekrar tekrar okunmasında fayda var.

    Ezcümle:
    Kitap 'önsöz' ve 'giriş' kısımları haricinde on dört bölüm içeriyor. Kapak tasarımı ve arka kapak tanıtım yazısı güzel şekilde hazırlanmış; dikkat dağıtmayan ve göz yormayacak şekilde kısa alıntılar eklenmiş. Arka kapakta bulunan alıntı, 'düşünen insanlar' için oldukça yerinde bir açıklama içeriyor.

    İÇİNDEKİLER

    ÖNSÖZ
    Irak Şam İslam Devleti ve Elden Giden Hegemonya
    GİRİŞ
    Ölüm Kardeşliği - "Yeni Haçlı Seferi"ni Örgütleme
    BİRİNCİ BÖLÜM
    Cihat Almanya'ya Geliyor
    İKİNCİ BÖLÜM
    Irak ve Washington'un İslama Karşı Haçlı Seferi
    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    İslami öfke'nin Kökeni: Sykes-Picot Anlaşması,
    Balfour Deklarasyonu ve İngilizlerin İhaneti
    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
    "Allah'ın Hizmetinde Ölüm": Müslüman Kardeşler Doğuyor
    BEŞİNCİ BÖLÜM
    Müslüman Kardeşler, Hitler'in Yahudilere Karşı Açtığı
    "Kutsal Savaş“a Katılıyor
    ALTINCI BÖLÜM
    Münih'ten Sovyet Bozkırlarına:
    CIA Müslüman Kardeşleri Buluyor
    YEDİNCİ BÖLÜM
    ClA'mn Afgan Haçlı Seferleri:
    Afyon Savaşları, bin Ladin ve Mücahitler
    SEKİZİNCİ BÖLÜM
    Cihat Küreselleşiyor: Afganistan'dan Bosna'ya
    DOKUZUNCU BÖLÜM
    "Kutsal Savaş'1, Kosova ve Kafkasya'da Eroin
    ONUNCU BÖLÜM
    CIA, Avrasya'da "Yeni Osmanlı Hilafeti"ne Destek Veriyor
    ON BİRİNCİ BÖLÜM
    CIA'nm Cihadı Rusya'ya Geliyor
    ON İKİNCİ BÖLÜM
    Çin'e Karşı "Kutsal Savaş"
    ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    Terör Savaşı: Savaş Açmak için Dini Kullanmak
    ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
    NATO'nun Arap Baharı ve İstenmeyen Sonuçları