• 112 syf.
    ·Puan vermedi
    Mia ve Bazı Şekerli Şeyler #starkyorumluyor
    Çok şeker bir kitap yahu. Mia ve Berke’nin arkadaşlığı çok tatlıydı. Mia bu arada Berke’nin okulda baktığı kedisi. Aralarında öyle özel bir bağ var ki Mia, Berke’yi korumak için neler yapıyor neler.
    Şekerello ülkesinin kralı IV. Başpancar ile Çin diyarından 100. Buğdayhan, dünyadaki tüm insanlardan kurtulmak için hain planlar yaparlar. İlk durakları Berke ve Eda’nın okuduğu Işıklıçukur Okulu. Bütün şekerli ve unlu yiyecekleri çocuklara güzel göstererek onları şekerden öldürmek isterler. Kahraman kedimiz Mia, Berke’nin şekerli yiyeceklere olan düşkünlüğünü bildiğinden r’leri söyleyemeyen Başpancağ’ın pardon Başpancar’ın ve Buğdayhan’ın planlarını bozmak için her şeyi yapar. Bu sırada Eda ve Berke’ye eğitimin önemliliği hakkında öğretmenleri önemli dersler veriyordur.
    Bu kitapta, çocuklara okul sevdiriliyor; şekerin vücudumuza olan zararı çocukların anlayabileceği dilden anlatılıyor; arkadaşlık, dostluk kavramları sevgiyle ilişkilendiriliyor ve en sevdiğim şey ise çocuklar ve hayvanların arasındaki çok tatlı bir bağa yer veriliyor. Kitap içime öyle işledi ki. Sımsıcak, çok eğlenceli bir öyküydü. Sıradan bir çocuk kitabı olmaktan çok fazlaydı: Sevgiydi, maceraydı, dostluktu. Hem eğitici hem eğlenceli zaman geçirmek için oldukça tatlı bir seçim kesinlikle. Ben çok beğendim ki yorumumdan da anlamışsınızdır zaten. Kitabın bitişi de sanki “Yeni maceralara hazırlıklı olun!” der gibiydi. Valla ben Başpancar, Buğdayhan ve Başpancar’ın üçkağıtçı yardımcısı Şeker Dükü’nün yeni maceralarını okumak isterim. Hem belki Mia gibi yeni bir kahramanımız da olur! Bu arada söylemeden geçemeyeceğim. O çizimler neydi? Bayıldım! Mesleğimden dolayı ben de çok fazla çizim yapıyorum. Tabii benim çizimim teknik çizim ama yine de insan bu işlerle içli dışlı olunca farklı bakıyor. Çizer tam bir sanatçı! Yani çizimler o kadar samimiydi ki kitabın ruhunu çok güzel yansıtmış. Saygılarımı sunuyorum kendisine. Bir de şu her sayfanın renkli veya çizimli olması da çok güzel olmuş. Bazı çocuklar beyaz sayfalardan hoşlanmaz ki bende çocukken hiç hoşlanmazdım. Bir güzel ayrıntı daha kitaba dair.
  • Yine Frances Burnett’in çok baskı yapmasının yanında çizgi filmiyle de geniş kitlelere ulaşmış bir diğer kitabında idealize kız figürüne ilginç bir örnek bulmak olanaklıdır. Küçük Lord adlı romanında idealize erkek çocuk figürü çizen Burnett, bu kez idealize kız çocuk figürü çizmektedir.
    Roman kahramanı Sara'nın annesi ölmüştür. Bir önceki roman olan Küçük Lord'da da Cedric'in babası ölmüştü. Yazar bu şekilde kız ve erkek kahramanların önünde onlara asıl idealize örnek oluşturacak ve özdeşleşebilecekleri anne ve baba figürlerini ortadan kaldırmakta ve kendisine, onlara daha özgür biçim verme olanağını yaratmaktadır. Eğer anne ve babaları olsaydı o zaman onlarla özdeşleştirmek zorunda kalacak ve asıl mesajını verememiş olacaktı.
    Sara, yüzbaşı olan babasıyla bir süre Hindistan'da yaşar ve sonra eğitimini tamamlamak üzere İngiltere’ye gelir. Yedi yaşındadır ve çok akıllıdır. Almanca, İngilizce ve Fransızcayı çok iyi konuşur ve okur.
    Oysa Sara Creve sadece yedisindeydi. Ama Sara sürekli hayal kuran, düşünen bir çocuktu. Hep büyüklerle ve onların dünyasıyla ilgilenirdi. Ayrıca küçük kıza sanki çok ama çok uzun bir süre yaşamış gibi geliyordu.
    Kitabın daha başında çizilen bu figürle Sara'nın yetişkinler dünyasına atlatıldığını görüyoruz. Okuma-yazma öğrenir öğrenmez büyüklerin okuduğu kitapları ve gazeteleri eline alan Küçük Lord gibi Sara da yetişkinler dünyasına geçivermiştir. Üstelik kendini çok uzun bir süre yaşamış hissetmekle çocukluğu da bir çırpıda atlanıvermiştir.
    Annesi, Sara'yı dünyaya getirirken ölmüştü. Çocuk onu tanımamış, anne özlemi de duymamıştı.
    Pamuk Prenses'in annesi de onu dünyaya getirirken ölür. Ancak Sara şanslıdır, hiç değilse üvey annesi yoktur. Ama anne sevgisinden yoksundur ve yazar onun anne özlemi duymadığını söylemekle bir yönünü yok etmiş gibidir. Üvey anne figürünü de Sara'nın yerleştirildiği yatılı okulun müdiresi Bayan Minchin tamamlar.
    Sara'nın kaldığı yatılı okuldaki doğal çocuk özellikleri taşıyan Ermengarde ise Sara'ya hayran edilerek edilginleştiriliyor. Ayrıca Ermengarde'nin oldukça kültürlü olan babası onun üzerinde büyük bir kimlik baskısı oluşturuyor.
    Bayan St. John'un asıl derdi son derece akıllı bir babasının olmasıydı. Bazen bu durum kıza korkunç bir felaketmiş gibi geliyordu. Babası yedi sekiz dil biliyordu ve evde binlerce cilt kitap vardı. Bunları da adeta ezberlemişti. Böyle bir baba kızının hiç olmazsa ders kitaplarında yazılı olan şeyleri bilmesini isterdi tabii. Tarih kitaplarındaki olayları hatırlamasını, Fransızca ödevini kolaylıkla yapmasını da. İşte Ermengarde St. John'un babası da, kendi çocuğunun hiçbir konuda kendisini gösteremeyen, durgun zekâlı bir yaratık olmasına akıl erdiremiyordu.
    Ermengarde'nin doğal gelişim hakkı, baskın bir figür çizen babası tarafından engelleniyor ve böylece bu çocuk figürü bir yana itilmiş oluyor. Oysa Ermengarde korkuları, sevgi arayışı, oyuna duyduğu istekle olağan bir çocuk figürü çiziyor.
    Sara figürüne alçakgönüllülük ve eli açıklık da ekleniyor. Sara'nın hiçbir zaman üstünlük taslamadığı doğruydu. Her şeyini cömertlikle başkalarıyla paylaşan, iyi niyetli bir çocuktu. On, on iki yaşındaki büyük öğrencilerin aşağı gördükleri ve yanlarından uzaklaştırdıkları küçük öğrencilere çok iyi davranıyordu. Okulun en çok kıskanılan kızı olduğu halde çok iyi yürekliydi. Küçüklerden biri düşüp dizlerini acıtacak olsa hemen yardıma koşuyordu. Onu ayağa kaldırıyor, okşuyor, cebindeki şeker gibi şeyleri canı yanan küçüğe veriyordu. Kendisinden küçükleri asla itip kakmıyor, aşağı görmüyordu.
    İdeal kız figüründe alçakgönüllülük, yardımseverlik, eli açıklık, küçükleri koruma, sevecen yaklaşma da önemli özelliklerden. Sara yedi yaşında olmasına karşın tüm bu özellikleri de kendinde taşıyor. Ayrıca hizmetçi kız Becky'i hor görmemesi ve onu mutlu etmeye çalışması da kendini beğenmiş olmadığını kanıtlıyor.
    Sara kanının başına çıktığını ve kulaklarının uğuldadığını hissetti. Ama kendisini tuttu. Bir prenses böyle öfkeye kapılmazdı. Elini indirdi ve bir saniye öylece hareketsiz kaldı. Konuşmaya başladığında sesi sakin ve güvenliydi.
    İdeal çocuk ne kadar öfkelenirse öfkelensin asla öfkesini belli etmez. Bu onun için hiç iyi görüntü sağlamaz. Öfkesini yenebilmek ve sakin ve emin tepki göstermek güçlülüğün simgesidir.
    Bayan Minchin paradan söz ettiği zaman Sara ondan nefret ediyordu. Oysa insanın büyüklerinden nefret etmesi saygısızlıktı.
    Sara, zengin olmasına karşın para hırsı olmayan bir çocuktur. Ayrıca büyüklere – ne denli yanlış şeyler yapsalar da – saygılı davranması gerektiğinin bilincinde.
    Bunun yanında Sara, acılara da dayanıklı olduğunu gösterir, tıpkı Küçük Lord gibi. Cedric de annesinden ayrılmasına, kontluğun elden gitmesine hiç tepki göstermemiştir. Sara da babasının iflas edip öldüğünü duyunca hiç tepki göstermez.
    Olanları söyleyince durup o iri gözleriyle bana baktı. Gözleri gittikçe büyüdü ve rengi soldu. Sözlerimi bitirince bir kaç saniye öyle hareketsiz kaldı. Sonra çenesi titremeye başladı. Sonunda dönüp odadan çıktı. Koşa koşa yukarı gitti.
    Çok ender olarak ağlardı. Yine ağlamadı. Emilly'i kucağına alarak başını onun yanağına dayadı. Hiç sesini çıkarmadan, öyle hareketsiz oturdu.
    İdeal çocuk öfkelenmez, acılara büyük bir özveriyle karşı koyar, ne denli acı çekse de ağlamaz, güçlüdür.
    Sara kimseden bir şey beklemiyordu. Yanında rahatsız olan kızlarla arkadaşlık etmek istemeyecek kadar gururluydu.
    Kendisini aşağılayan insanlara karşı gururludur. Onların acımasızlığına direnir. Onurundan hiç ödün vermez.
    Sara , “Sen benden çok daha iyi kalplisin” diye mırıldandı. “Ben seninle yeniden dost olmaya çalışmayacak kadar kibirliydim. Bak görüyor musun, bu olaylar benim hiç de iyi bir çocuk olmadığımı ortaya koydu. Böyle olacağından korkuyordum zaten. Belki de...” alnını kırıştırdı, “Tüm sıkıntılar bu yüzden insanın karşısına çıkıyor.”
    Sara aynı zamanda özeleştiri yapabilen bir çocuktur. Ancak bu özeleştiride kadercilik vardır, kendini aşağılama vardır. Ama bu aşağılama, kendini kendi kafasında abartılı bir yere oturttuğu içindir.
    Ve sonunda Sara ağlar:
    “Sen sadece bir bebeksin,” diyerek ağlıyordu. “ Sadece bir bebek. Bir bebeksin! Hiçbir şeye aldırmıyorsun. İçin saman dolu. Hiçbir zaman kalbin olmadı. Hiçbir şey duygulanmanı sağlayamaz. Sadece bebeksin.”
    Fantezi dünyasında bir işlevi olan bebeği gerçek hayatta işlevsiz kalınca tepki gösterir ve kendisinin de canlı ve tepkileri olan bir varlık olduğunu anımsar. Ağlamak onu gerçeğe dönüşüdür, kısa bir süre olsa bile. Ardından yine düşlerine sığınır.
    Ben paçavralar içinde bir prensesim. Altından dokunmuş giysiler içindeyken insanın prenses olması çok kolay. Ama böyle benim durumumda prenses olabilmek çok daha büyük bir başarıdır.
    Düş dünyası onun savunma mekanizmasıdır. Ama edilgen bir savunma mekanizması.
    “Ben bir prensesim,” diyordu. “Ben bir prensesim, her şeyimi halkımla paylaşmam gerekir. Tahtından atılan yoksul kalan prensesler bile, her şeylerini kendilerinden daha kötü durumdakilerle paylaşırlar.”
    Aç bir çocuk gördüğünde gösterdiği tepkidir bu. Oysa kendisi de açtır. Bir yüzbaşı kızı olan Sara'nın kendisini bütünüyle prenses hissetmesinin ruhsal açıdan ne denli doğru olduğunu düşünmek gerekir.
    Burjuva düşüncesinin soylulukta karşı çıktığı şey toplumsal-töresel konumun kan bağıyla geçmesidir. Davranışlarıyla soylu olan Sara da, bu yüzden prensesliğe layık görülmüştür. Zorlama da olsa bu görüş, dönemine göre ileri düşünceyi göstermektedir. Ve Sara'nın kaderci bekleyişi sonunda ödüllendirilir. Babası iflas etmemiştir. Bir yanlış anlama olmuştur. Sara her zamanki gibi zengindir, hatta zenginliği daha da artmıştır. Nihayet beklenen kurtarıcı gelir ve Sara hep mutlu süreceği düşünülen bir hayata başlar.
    Bu mutlu sonla, çizilen idealize kız figürüne zafer kazandırılmış olur. Bu zafer aynı zamanda burjuva dünya görüşünün çizdiği idealize figürün aristokrasiye zaferidir ve soyluluğun kan bağıyla olmadığının bir kanıtıdır.
    Küçük Lord ve Küçük Prenses Aydınlanma'nın ve burjuva dünya görüşünün katı idealize yansımalarıydı. Şimdi ele alacağım kitap olan Pinokyo'da idealize figüre olabildiğince özgür bir süreç tanınmaktadır. Her ne kadar idealize figüre ulaşılmak isteniyorsa da bu süreçte çocuğa hata yapma hakkı ve çocukluğunu yaşama hakkı tanınmaktadır.
    (Necdet Neydim)
  • 420 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Sarah Dessen, genç / yetişkin türünde yazan en iyi yazarlardan biri bana göre. Çünkü sadece belirli bir konuyu işlemekle kalmıyor, aynı zamanda gençlikte yaşanan birçok soruna da çok güzel değiniyor ve çok anlamlı mesajlar veriyor.

    Sadece Dinle de; önyargılar, dürüstlük, özenilen ama aslında göründüğü gibi olmayan modellik yaşamına dair çok güzel kitap.

    Yakın arkadaşıyla arası açılan ve arkadaş grubundan dışlanan Annabel'in, bu süreçte bolca ön yargı ile yaklaştığı Owen ile vakit geçirmesi, durum ne olursa olsun her zaman dürüstlükten yana olan Owen ile arkadaş olması ve bu arkadaşlık sayesinde; başına gelen olay ve modellik yaşamı da dahil olmak üzere, kendine dair birçok olaya farklı bakış açısıyla bakabilmesini anlatıyor kitap.

    Annabel ve Owen'in ilişkisini, Owen'in, dürüst olmak bu kadar kolayken, yalan söylemenin mantıksızlığından bahsettiği konuşmalarını, ikilinin müzik üzerine yaptıkları kavgalarını ve aile yaşamlarını çok sevdim. Annabel'in yaşadığı olayın çözülme sürecini de adım adım çok güzel yazmış yazar. Bu kadar önemli bir konuyu, bu kadar güzel işleyebilmesi de ayrıca etkileyici. Aynı şekilde Annebel'in ablaları üzerinden, modellik yaşamına dair verdiği mesajlar da çok etkileyici.

    Bu kadar doğru konulara değindiği ve bu kadar kaliteli bir kalemi olduğu için Sarah Dessen'in yazdığı tüm kitapları çok seviyorum. Mutlaka bir kitabını okumanızı ve bu yazarın kalemiyle tanışmanızı öneriyorum.
  • Kadınlara önemli bir tavsiyede bulunmak isterim. Hiçbir zaman, sadece size değil, herkese ve her canlıya yönelik, şiddede meyillilik ve asabilik belirtileri gösteren, sürekli hakaret niteliğinde ifadeler(alayla da olsa) kullanan bir erkekle birlikte olmayınız bence. Ben her gün kadın cinayetleri görmek zorunda değilim. Koca şiddedi görmek zorunda değilim.(Bu sadece arkadaşlık,aşk ve evlilik ilişkilerine dairdi) En azından bu şekilde davranarak birazcık da iyi insanları değil, kötüleri "ötekileştirmiş" olursunuz.
  • “Yaşamda esas olan, önemli olan, insanların bir yere gelmesi, bir şey olması, bir şeylere sahip olmasıdır. Kim ötekilerden daha öndeyse, daha iyi yerdeyse ve daha çok şeye sahipse, başka şeyler kendiliğinden gelir: Dostluk, arkadaşlık, sevgi, şeref vb...”
  • 278 syf.
    ·Puan vermedi
    Zamanda Kıvrılma #starkyorumluyor
    Zamanda Kıvrılma, zamanda ve uzayda yolculuğa başka bir bakış açısıyla yaklaşan bilimkurgu klasiği. Yazarın akıcı ve sürükleyici dili ile bilimi macerayla harmanlayarak kullanması sayesinde kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Dış görünüşe aldanmamak gerektiğini, sevginin aşamayacağı hiçbir şey olmadığını, sizi çıkardığı macera yolculuğunda olağanüstü bir anlatımla anlatıyor yazar.
    Meg ve Charles Wallace ailesinden çok farklı özellikleri olan iki kardeştir. Charles Wallace çok küçük olmasına rağmen bir yetişkin gibi akıcı ve akıllıca konuşması yüzünden toplumdan dışlanan bir çocuktur. Kendisinin ve ablası Meg’in özel olduğunu her ne kadar ablası kabullenmese de o çok emindir. Bir gün kapılarını çalan yabancıyla dünyaları tamamen değişir. Beşinci boyutta yolculuğu araştıran babaları gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuştur ve onu kurtaracak olanlar Meg, Charles Wallace ve Meg’in yine özel olan arkadaşı Calvin’dir. Peki ya üç küçük çocuk bu yabancıya güvenip bir maceraya kendilerini atacak mıdır?
    Okuduğum en iyi bilimkurgu klasiklerinden biriydi. 2.,3. veya 4. boyutta değil 5. boyutta geçen muhteşem bir bilimkurgu, macera kitabı. Macera, saf sevgi, arkadaşlık gibi öğeleri usta bir şekilde anlatmış yazar. Çok önemli sosyal mesajlar verirken asla sıkmayan bir dille ve devamlı gizemli olaylar ile macera ve bilimi bir arada tutarak eşsiz bir serüven, bambaşka bir dünya yaratmış. Yakında filme uyarlanacak bu kitabı, filmden önce herkesin okumasını ve yazarın bakış açısıyla bu dünyayı tanımanızı çok isterim. Sizde benim gibi bu kitaba aşık olacaksınız.
  • Anne ve baba, çocuklarıyla arkadaşlık etmeyi önemli bir meziyet sanıyor bazen. Bu çok yanlış! Anne ve baba, çocuğuna ahlaki standartları sağlayan kişidir. Onların otoritesini, çocuk her zaman hissetmelidir.