• Muhaddisler, Sahabenin hayata yazdığı hadisleri kitaplara aktardı.Asrın rahhalleri/ilim yolcuları ise hayattan silinen Sünnet'i kitaplardan yüreklere taşımalı.Işte o zaman Ibrahim b.Edhem'in "Allah bu ümmetten belayı Ashab'ı Hadis'in bereketiyle kaldırdı " sözü ,Islam dünyası için yeniden tecelli edecek.
  • Allah kalplerimizi Ehli Sünnet itikadı ve azalarımızı şeriata uygun amel ile ziynetlendirsin. Kendi sevgisini, Habibinin sevgisini, ehli beytinin ve her biri birer hidayet yıldızı olan ashâb-ı kirâmın(r.aleyhim), alim ve evliya kullarının sevgisini kalplerimizde artırsın..
  • Ensâr’dan ve Hazrec kabîlesinin Sa‘lebe oğullarındandır. Künyesi Ebû Abdullah’tır. Başta Bedir, Uhud ve Hendek olmak üzere bütün gazâlarda Resûlullah Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) yanında bulunmuştur. Ashâb-ı Kirâm’ın meşhurlarından olup Hazret-i Muâviye’nin halîfeliği zamanında vefât etmiştir.  

    Hârise Hazretleri buyurdu ki: “Cebrâil Aleyhisselâm’ı iki defa gördüm: Biri, Peygamber Efendimizle Benî Kurayza üzerine gittiğimizde yanımıza Dihye (r.a.) sûretinde uğradılar. Biri de Huneyn gazâsından döndüğümüz sırada cenâzelerin bulunduğu yerden geçerken onu Peygamber Efendimizle konuşurlarken gördüm.” Bu husus şöyle rivâyet olunmuştur:

    Hârise Hazretleri, Peygamber Efendimizi bir zât ile konuşurken gördü, sözlerini bölmemek için selâm vermedi. -O zât meğer Cebrâil Aleyhisselâm imiş-. Cebrâil Aleyhisselâm: Bu zât selâm verse idi, selâmını alırdık, dedi.

    Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Sen onu tanıyor musun?” diye sorunca, “Evet, bu zât Huneyn gününde senin yanında sabreden seksen kişiden birisidir. Allâhü Teâlâ onları ve evladlarını cennette rızıklandıracaktır” dedi. 

    Hârise bin Nu‘mân’ın (r.a.) Mescid-i Nebevî yakınında ve etrafında evleri vardı. Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) nikâhladığı her bir zevcesi için, Hârise Hazretleri bir evini tahsis eder, Peygamberimiz hanımını oraya yerleştirirdi. Hatta böylece bütün evlerini Resûlullâh’a verdi. 

    Hârise Hazretleri, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduklarını rivâyet etti: “Hiçbir şeyi olmayan yoksulu yedirmek (sadaka vermek), kötü ölümden muhâfaza eder.” 

    “Üç şey vardır ki ümmetimden hiç kimse ondan kurtulamaz: Bir şeyi uğursuz saymak, insanlara sû-i zanda bulunmak ve hased etmek.” Ashâb-ı Kirâm: “Yâ Resûlallâh! Bunlara karşı ne yapılır?” diye sordular. Buyurdular ki:  “Hased ettiğinde Allâh’a istiğfâr et, zan ile asla kat‘î hüküm verme, bir şeyi uğursuz gördüğünde ona aldırma, geç.” 
  • İnsanlık tarihinde Ashab-ı Kiram hazeratı kadar muazzez, yüksek, nazik, edepli, yiğit, vefalı, dürüst ve kamil bir topluluk bir daha tarih sahnesine çıkmamıştır ve çıkacak da değildir.
    İskender Pala
    Sayfa 49 - Kapı Yayınevi
  • Hadis-i Şerifte Buyuruldu ki:

    عن عائشة رَضِى اللّهُ عَنْها قالت: ]سُئِلَ رسولُ اللّهِ (صلى الله عليه و سلم) فَقىلَ لَهُ إنَّ نَاساً يَأتُونَنَا بِاللَّحْمِ لا نَدرى أذَكَرُوا اسْمَ اللّهِ عَلَيْهِ أمْ َ؟ قال: سَمُّوا عَلَيْهِ أنْتُمْ وَكُلُوهُ[. أخرجه البخارى ومالك وأبو داود والنسائى .

    Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e soruldu: "Halk bize et getiriyor, kesilirken besmele çekilip çekilmediğini bilmiyoruz, ne yapalım?" "Siz besmele çekin, yiyin!" cevabını verdi.

    Kaynak : Buhari, Sayd 21, Büyu 5, Tevhid 13, Muvatta, Zebaih 1, (2, 488), Ebu Davud, Edahi 19, (2829), Nesai, Dahaya 39, (7,237)



    Açıklama :
    1- Hadisin, yanlışlığa meydan vermeden anlaşılması için, Buhârî'deki bir vechinde yer alan ziyadeyi bilmek gerek. Rivâyetin devamında Hazreti Aişe şu Açıklamayı ilâve eder: "(Eti getirenler) küfür devrine yakın kimselerdi." Bazı rivâyetlerde bu sualin İslâm'ın evvelinde vâki olduğu belirtilir. Hattâ Tahâvî'nin Müşkilü'l-Âsâr'daki bir kaydı, bu ilk zamanlarda Ashâb'n yeni Müslüman olan bedevîler karşısında bile yiyecek alışverişinde kuşkulu davranıp, zaman zaman Resûlullah'a başvurduklarını gösterir: "Ashâb'tan bir grup Resûlullah'a çıkarak sordular: "Bedevîler bize et, peynir, tereyağı getiriyorlar. Biz bunların Müslümanlıklarının künhüne vâkıf değiliz (ne yapalım?) Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm): "Allah'ın haram kıldığı şeylere dikkat edin ve onlardan kaçının, sükût ettiği hususlarda (kendinizi zora sokmayın,) sizleri affedecektir. "Rabbin unutkan değildir" (Meryem 64) -Üzerine siz Allah'ı zikredin" diye cevap verir.



    Şu halde, bu hadiste medar-ı bahs olan ihtiyat hali, ilk devrelere, Müslümanlığının ciddiyeti pek iyi bilinmeyen bedevîlere karşıdır. Resûlullah(aleyhissalâtü vesselâm) zâhire göre amel edilerek, aşırı titizliğe gidilmemesini tavsiye ediyor. Çünkü şüphenin hududu yok. Fazla ileri gidince hem zorluklara sebep olur, hem de beşerî münâsebetlere halel gelir.



    2- Şu halde, hadisten yanlış bir hüküm çıkarılarak, inançsız insanlar tarafından besmelesiz olarak kesilen hayvanların sonradan çekilecek bir besmele ile yenilebileceğine, bir başka ifade ile, başlangıçta çekilmesi esas besmele kasden terkedilmişse, sonradan çekilecek besmelenin bunun yerini alabileceğine hükmedilmesi yanlış olur. Ulemâ hadisin böyle anlaşılmaması gerektiğini belirtmeye ayrı bir ehemmiyet verir. Hadis, yemekleri yerken besmele çekmenin, besmele ile yemeklere başlamanın sünnet olduğunu hükme bağlamaktadır.İbnu'l-Melek aynen şunları söyler: "Hadis, size: "Yerken çektiğiniz besmele, kesen kimsenin çekmesi gereken besmelenin yerini tutar" demiyor, bilâkis, yemek sırasında besmele çekmenin müstehab olduğunu , kesim sırasında besmele çekilip çekilmediğini bilmiyorsanız, kesen kimsenin, kestiği şeyin yenmesi câiz olanlardan biri olması hâlinde, kesilmiş şeyin yenebileceğini beyan ediyor,"



    Âlimler ekseriyet îtibariyle bu hadisten hareketle, Müslümanların pazarlarında satılan (yiyecek) şeylerin, Müslüman bedevîlerin kestiklerinin hep helâl olduğuna hükmedilmesi gerektiğini söyler. Aksi zâhir olmadıkça, bu meselelerde Müslüman hakkında hüsn-ü zan esastır. Bu kanaatte olanlar, âyet-i kerimeden delil gösterirler. "Kitap verilenlerin yemeği size helâldir..." (Maide, 5). Ve derler ki: "Burada onların kestikleri mübah kılınmaktadır, halbuki onların bunu keserken besmele çekip çekmedikleri de bir şekk konusudur."



    3- Hattâbî, bu hadiste kesim sırasında besmele çekmenin vâcip olmadığına delil bulunduğunu söyler. Daha önce (1950. hadis) belirttiğimiz üzere, bu mesele ulemâ arasında ihtilâflıdır. Başta Ebû Hanîfe, ehl-i re'y zümresi, âmden besmeleyi terkedenin kestiği "haramdır, yenmez" diye hükmederken; Şâfiî, Mâlik ve Ahmed İbnu Hanbel, tesmiyenin müstehab olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre değil unutarak, amden bile tesmiye terkedilse, kesilen hayvanın eti yenilir, ancak tesmiyeyi terk mekruhtur. Dâvudu Zâhirî ve bazıları kesim sırasında tesmiyenin unutularak terkinde bile, etin haram olduğuna hükmetmişlerdir
  • insan, madde aslının dolaylarında ruh aslını unutur ve tekrar temelli yücelmeye niyetlenmezse, maddeden de öteye fırlatılır. Aşağıların aşağısına düşürülür. Ama bir kere de yüceye yöneldi mi ona bütün kapılar açılır. Mucizeler ülkesinin kapıları. Melekler de onun yardımcısıdır. Zaman bile şuurlanır. Ve insan Ashab-ı Kehf gibi mağaradan çıkar.
  • İstikâmeti korumanın ilk çaresi; sâlih ve sâdık mü’minlerle, - hanımlar da - sâliha ve sâdıka mü’minlerle beraber olacaklar.

    Cenâb-ı Hak:

    “Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun.” (et-Tevbe, 119) buyuruyor.

    Sâlih ve sâdıklarla kalbî beraberlik, onlardan in’ikâs alabilmek, yani hâl transferi neticesinde, kişi sâlih ve sâdıklardan olur.

    Şeyh Sâdî diyor ki:

    “Ashâb-ı Kehf’in köpeği Kıtmîr, sâdıklarla beraber olduğu için büyük bir şeref kazandı; nâmı Kur’ân-ı Kerîm’e geçti. Hazret-i Nûh ve Hazret-i Lût’un hanımları ise fâsıklarla gönül birliği içinde olduklarından, Cehennem’e dûçâr oldular.”

    Dolayısıyla muhit, çevre, komşu, arkadaş hususu çok mühim.

    Bir atom parçalanıp proton, nötron, elektron bir enerji hâline geldiği zaman, birtakım ışınlar yayılmaya başlıyor. Bunun müsbeti var, menfîsi var. Bizim göremediğimiz birçok ışın var; alfa, beta, gama, mor ötesi vs… Bunları hiç görmüyoruz. Ama bunların hepsinin bir tesiri var.

    Bunlardan daha tesirli olan ise, kalpten çıkan birtakım ışınlar. Bunun faydalısına feyz diyoruz, rûhâniyet diyoruz; zararlısına ise gaflet diyoruz, kasvet diyoruz.

    Onun için Cenâb-ı Hak;

    “…Sâdıklarla beraber olun.” (et-Tevbe, 119) buyuruyor.

    “…Zâlimler topluluğu ile oturma!” (el-En‘âm, 68) buyuruyor.

    http://www.osmannuritopbas.com/istikameti-muhafaza.html