Yahya Efendi tebessüm eder. 'Siz, Hızır (a.s.) ile tanışma istediğinizi söylemediniz mi? Demek ki duanızın kabul anma gelmiş. Az önce elinize yüzüğü veren kişi Hızır (a.s.) idi der Sultan Süleyman çok üzülür. 'Ah ağabey; neden bunu bana söylemediniz? Kendisiyle konuşup hasbihal etmek isterdim.' der.
يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ يَا ذَا الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ، أَسْأَلُكَ أَنْ تُحْيِيَ قَلْبِي بِنُورِ مَعْرِفَتِكَ أَبَدًا يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا اللَّهُ يَا بَدِيعَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ.
Okunuşu: "Ya Hayyü yâ Kayyûmü yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm. Es'elüke en tuhyiye kalbî bi nûri ma'rifetike ebeden yâ Allâhü, yâ Allâhü, yâ Allâhü, yâ bedĩa's-semâvâti ve'l-arz. "204
Fazîleti: Bu duâyı sabah namazının sünneti ile farzı arasında en az üç defa okumaya devam eden kimseye son nefesinde îmânla gitmek nasip olur.
Hakim et-Tirmizî Hazretleri demiştir ki: "Ben, rüyamda bin defa cemâl-i ilâhî ile müşerref oldum; "Ya Rabbi, îmânımı kaybetmekten korkuyorum' dedim. Allâhü Teâlâ da bana her gün sabah namazının sünneti ile farzı arasında bir defa (diğer bir rivâyete göre üç defa) “Yâ Hayyü yâ Kayyümü yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm...' duâsını okumamı emretti. "205
204 Manası: Ey Hay ve Kayyûm olan; ey celâl ve ikrâm sahibi olan (Allâhım)! Ey gökleri ve yeri eşi ve benzeri olmayan bir mükemmellikte yaratan (Allâhım)! Yâ Allâh, yâ Allâh, yâ Allâh!Kalbimi mârifet nûrunla ebediyyen ihyâ etmeni isterim.
205·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Güneş! O sihirli ışınlarını ne kadar cömertçe sağlıyor, insanların gözleri önünde ne mucizeler yaratıyor! Oysa güneş ışığında o kadar az insan yaşıyor ki. Güneş başlayacak, evet, bir gün hepimiz için başlayacak ve hepimiz onun içimizi işitionlarında yasayacagiz. Bunu bilmek müthiş bir şey. Ama lafı bile edilmeyecek kadar önemsiz bir şeyi daha öğrenmek istiyorum güneş biz ikimiz içinde parlayacak mı.
Şimdi soruyorum size, şu hayatımızda ölümden daha belirsiz olan ne var? Sonsuza kadar yok mu olacağız, reenkarnasyonla tekrar dünyaya mı geleceğiz, burada yaptıklarımızın karşılığını cennet ya da cehennem olarak mı göreceğiz? Tahmin edeceğiniz üzere bu soruların sonu gelmeyecek çünkü elimizde net bir cevap yok. Belirli bir yaşa gelen her insanın beynine yerleşen ve son güne kadar asla çıkmak bilmeyen bu fenomene karşı tek savunma mekanizmamız düşünmemek. Onu görmezden gelmek. O nedenle ölüm hakkında çok az şey biliyoruz.
İnsan -her ne kadar yaratıklar silsilesinde yüce bir yer işgal ederse de- zaaf ve noksandan hâli değildir. Bu fânî hayat, aslı-faslı olmayan az bir zaman içinde kaybolup giden mânasız bir hayalden ibarettir.
Deniz kıyısında kayık karan
Genç kızların ışınlarını taşıyacaktır derelere
Ve çölde ilerleyen bin tonluk bir deve
Gibi bize bir siteyi yüklenerek dönecektir
Gün vurduğu zaman ağzına mağaranın
Bizden alman vakit bize geri verilecektir
Çiğnenmemiş çayırlıklardan
Devşirilen yeşillikler yüzümüze sürülecektir
Bir el uzanışıyla
Gelecek çağlara çağdaş olacağız
Uykumuzu en ulu ders olarak okutacaklar çocuklara
Uykumuz korkunun ötesinde
Yeni bir kımıltı demek uygarlıklara
Uyudular ayakları ses çıkarmadan çakıltaşlarında
Güneşte pişmeyen bir yumurta
Tapınaklar için kesilen taşların biçiminde
Gökten başka denizden de anlaşılan gecenin gelişinde
Solan kadınlarda eriyen gülde
Uyudular uyuyarak onardılar
Işıttılar insan yüreğini
Kentler battı kentler çıktı uyudular
Mağaranın ağzını kapatan kaya
Değirmentaşı gibi döndü yüzyıllarca
En az gerekli gün ışığını vererek içeri
En yüce bir yaşama için gerekli
Kabusları süpüren umut için gerekli
Rüya gören sayıklayan beyin için gerekli
Kurban sanatının şehidi eller için gerekli
Kelimeyi dürbün gibi geleceğe çeviren
Dağ görünüşlü diller için gerekli