Antep'te ilkokulu bitirdikten sonra babam İstanbul'a, Robert Kolej'e gönderdi beni. İşlemleri Ali Dayım yaptı. Ali Kazanoğlu. Annemle kardeş çocuklarıydılar. Ama biz Ali Dayı derdik ona. Öğretmendi. O sıralarda İstanbul Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı yapıyordu sanırım. Bir de oyun yazmıştı. "Alp Aslan" Hem "hamasi"ydi, hem de kadın rolü yoktu içinde; bu yüzden Anadolu'da neredeyse her lisede oynanmıştı. Yatılı okuyacaktım. Eşyalarım hazırlandı. Dayı Ahmet Ağa İlkokulu'ndan Robert Kolej'e. Suburcu'ndan Bebek'e. Beni İstanbul'a annemle babam getirdiler, Theodorus Hall'ün ikinci katındaki yatakhaneye yerleştirdiler. Yanaklarımdan öptüler. "Hafta sonu görüşmek üzere" gözyaşlarını göstermemeye çalışarak gittiler.
Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gömdüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan öğle sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimsem yok.
Çizgi romanlarım da kolideydi. Babam hepsini bir klasöre koymuştu; yirmi kadar çizgi roman, her biri özenle tarihlenmiş. Aralarında Dönüşüm'ü aradım ama yoktu. Bu beni şaşırttı.