• 176 syf.
    ·11 günde·9/10
    Es-Selamü aleyküm kardeşlerim
    Güzel bir kitap okudum bugün size ondan bahsedeceğim.
    Kitaba bayıldım, çok beğendim. Biraz içeriğinden bahsedecek olursam:
    Eserde müslümanlığın ahvalinden bu ayrılık sebeplerinden bahsediyor.
    Sebepleri şöyle açıklıyor;Bugün ki müslümanlar İslâm 'ı yaşamadığından bu haldeler diyor,bu durumun doğruluğunu anlamak içinde İslâm' ı anlamamız gerektiğini söylüyor.
    Konu sıralaması söyle devam ediyor: din sınanmaz yaşanır bu bölümde şeksiz imandan bahsediyor, şeksiz iman nedir diye size biraz adayım yani Rabbimiz neyi emrediyirsa "işittik itaat ettik" diyerek kabul etmemizdir.Bunlara güzel misallar veriyor.Şöyle bir şeyden bahsediyor burada İmam Şafii (rahimehullah), sünnet olan kavun yeme şeklini öğrenene kadar kavun yemedi,İmam rabbani (kaddesallahu sırrahu) ise güzel bidat yoktur diyor yani bidat ne olursa olsun insanı bir sünneti yapmaktan uzaklaştırıyorsa o bidat güzel olmaz diyor.
    Dinin yasalarının hepsini birden kabul etmediğimizden,işimize geleni kabul ettiğimizden bahsediyor ki bence burada fevkalade bir tespit yapmış.
    Konu sıralaması söyle devam ediyor çağdaş müslümanların sorunu.
    Açarsak biraz burada şundan bahsediyor: Bir müslümanın, müslüman olduğunu hayat tarzından, görünüşünden anlayamıyoruz oysa bir bakışta müslüman olduğunu belli etmeliydi diyor.Burada harika bir misal veriyor,tam aklınıza oturacak bir misal.
    Sonrasında devam şöyle müslümanca bir hayatta kimle örnek alınmalı ve neden o olmalı,şeriattanda kısaca bahsediyor bu bölümde ki yine güzel bir tespit yapıyor diyor ki örnek aldığın sana şeriatı anlatmaz zaten yaşar sende onu örnek alırsın fevkalade bir tespit olmuş.
    Ben deneme tarzı yazıları zaten çok seviyorum ki bu kitabı da çoook sevdiğimi söylemeliyim. Başta nedense adapte olamadım kitaba ama sonrasında ise elimden bırakamadım.
    Her müslümana tavsiye ediyorum.Bilinç oluşturacak bir eser.
    Selâmetle.Allah'a emanet olun.
    Kitaptan kesitler;
    - Çünkü İslâm, salt zihnî bir olgudan ibaret değildir.Zihnin her türlü şirkten,gizli küfür bulaşıklarından arındırılması,kısacası "kelimeişehadetin" kavranılması ve tasdik edilmesi insanı Müslüman yapmaya yeterliyse de ,"Müslümanca bir hayat tarzını " yaşayabilmek için şehadet kelimesinin getirdiği sonuçlara uymak gerekmektedir.Bunun adına amel deniliyorsa,böyle bir amelin içinde olup olmadığını kişi kendine sormalıdır.
    .
    Müslümanın en etken tebliğ aracı bizzat yaşayışıdır.
    .
    Allah (celle celalühü) dinini tamamlamıştır. Fakat o din yaşanmadıkça onun yeryüzünde yürürlüğe girmesi âdetullahtan değildir.
    .
    #kitap #okudumokuyun #okudumbitti #okuyorum #book #books #bookstagram #maihatunlaokuyorum #efendihz #mahmudustaosmanoglu #ihsansenocak #ihvan #halidiyye #ismailaga #semerkand #menzil #tarikat #musluman #islam #muslumancayasamak #rasimozdenoren #izyayincilik
  • 509 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Spoiler içerir

    Okudum bitti. Yazarın kalemiyle daha önce tanışmıştım. İlk okuduğum çilek mevsiminde yan karakterler burada ana karakter. Çilek mevsimini okuduğum da Demir Ve Burcu 'nun hikayesini merak etmiştim. Ama o kadar okunacak kitaplar var ki bir türlü alıp okuyamamıştım. Bu kitabı da, bir günah gibi ve Cezayir menekşesi kitaplarını bana arkadaşım hediye etti. Çok teşekkür ederim bu güzel hediyeleri için.
    Gelelim kitabın yorumuna. Genel anlamda sevdim. Bazı yerlerde çok kızdım.
    Despot bir karakterimizden bahsetmek istiyorum yani Demir. Gerçi sonlara doğru uysal oldu. Demir ya okurken sakın bunu yapma dediğim yerler oldu ki. Ama son yaptığın orada sana neler dedim neler. Ya sen nasıl yaparsın bunu. Hem güvendiğini söyleyip hem kırmak nedir ya. Karşı tarafı dinlemeden yargılamak bunu yapmak hiç güzel değil. Gerçi bunu herkes yapıyor. Yine de senden beklemezdim birinci de haklısın dedim yani son yaptığın da sana hak veremedim. Arkadaşının yaşadıklarını sende yaşamaktan korktun belki ama her insan aynı değildir. Pişmanlığını hissettim. Keşke biraz daha fazla olsaydı. Affetitme sahneleri.
    Gelelim Burcu sana ilk başta söylemen gerekenleri söylemedin o zaman ah bu kız neden söylemiyor. Demir ondan öğrensin derken hop başkasından öğreniyor. Tamam ilkinde söylemedin. Peki diğerleri ya Demir ne kadar kızan karakter olursa olsun. Sen ona söylemen lazım. Sonra geliyor yanlış anlamalar. Demir son yaptığı şeyi canının ne kadar yandığı o kadar hissettim ki. Seninle üzüldüm. Sen çok güçlü bir karaktersin. Neleri tek başına mücadele ettin.
    Kenan Bey(Burcu'nun babası) sen nasıl anlamadan dinlemeden kızına sırtını çevirirsin. O senin kızın canından bir parça. Yaptığını hiç doğru bulmadım. Pişman olup özür diledin.. Keşke biraz daha baba kız sahnesi olsaydı. Kendini affetirmeye çalışan bir baba okumak isterdim.
    Kitapta o kadar isim var ki hepsinin bir kitabı olsa okunur. Hayır merak ettim. Buğra ve Binnur arasındaki çekimi hissetmemek mümkün değil. Öğrendim ki bu ikilinin bir kitabı olacak.
    Aysun ve Murat ikilisi çok sevdim onların nasıl bir hikayesi var. Hele Ceren ve Uğur bayıldım.
    Beliz neler yaşacak merak ediyorum.
    Yan karakteri de merak ediyorum.
    Ve son olarak psikopat Çağlar hak ettiğini buldun sonunda.
    Keşke Savaş hikayesi orada bitmeseydi. En çok onu okumak isterdim sanırım.
    Evet kimler okudu bakalım?
  • 1216 syf.
    ·Beğendi·10/10
    İşte çocukluğumun en büyük korkusu kırmızı burun!
    Yaşıtlarım bilir mc donaldsta doğum günü kutlamak ayrıcalıktı eskiden.
    Sevgili kuzenlerimin doğum günleri için senelerce katılmak zorunda kaldım ben de.
    Aslında gayet keyifli olurdu, hamburger yemek, kola içmek üstüne kesin milkshake, çeşitli oyunlar, hepimize kağıttan taçlar, balonlar, balonlar daha çok balonlar ve o lanet olası palyaço!

    Tüylerimi diken diken eden, gördüğüm yerde donakaldığım kırmızı burun.

    Kaç yaşıma gelirsem geleyim bu korkumu asla yenemedim, hala hepsinden nefret ederim.
    Nedeni çok açık;
    Çok açık ama siz göremiyor olabilirsiniz yada benimle aynı hisleri paylaşıyorsunuzdur zaten.

    Ben minicikken televizyonda görmüştüm ilk O’nu.
    O zaman ailelerde ne izler, neden korkar bilinci yok tabi.
    Bütün filmi asla o zamanlar hatırlamasam da aklımdan asla çıkmayan bir kaç sahne yetiyordu her zaman olduğu gibi hayal gücümü ateşe vermeye.

    Daha sonra yeniden izledik ablamlar, arkadaşlarım evde toplanıp vcd den.
    Hala bende mevcut olan üç cd li film.

    Lakin bazı gerçekler değişmez benim hayatımda.
    “Amann bundan mı korkmuşuz” diyemedik hiç birimiz. O kadar eski bir film olmasına rağmen.

    Lisedeyken kitabını okumaya karar verdim King sevgimden.
    Kitaptan ne kadar korkar insan(!)
    Satırlarda gezinirken göz ucuyla etrafa bakınmak mı dersin, içerdeki sesten korkup kitabı fırlatmak mı, cam açıkken ürperip yazın ortasında kalkıp camı kapamak mı...

    Ve sene oldu 2017!
    Aylarca bekledim çekimlerini, cast seçimlerini deli gibi takip ettim içimde tek bir sesle ‘lütfen eskisi kadar iyi olsun’.
    Ön satıştan biletler alındı, ilk gün film izlendi tabi.
    Çocukluk korkuma o filmde aşık oldum.
    Evet burası biraz saçma oldu tabi ama öyle oldu çünkü oyunculuk beni fazlasıyla etkiledi.
    Çocukların yeteneklerine de bayıldım.

    2019 da filmin ikinci kısmı vizyona girmeden kitabın sansürsüz tam metnini okudum ve ikinci kısma öyle gittim.
    Sarı yağmurluğumu giydim, elimde bir sürü kırmızı balonlar ve yanımda bunca şeye rağmen benden utanmayan King sever arkadaşlar.

    Bir çok kötü yorum okumama rağmen ben sevdim.
    Zaten sevdiğim için de gittim aslında.
    Bin küsür sayfalık bir romanı film yapmak kolay değil.
    Bazı etik değerlere bağlı kalındığı için değiştirilen yerlere sinirlendim o kadar.

    Ayrıca filmde King’in olduğu kısım bu kez beni fazlasıyla etkiledi, bir çok filminde yer alsa da bu filmde kendine atıfta bulunuyordu resmen.



    Bu kadar satır çocukluğumdan ve filmlerden bahsettim evet.
    Çünkü eğer sen sadık bir okuyucuysan böyle büyük bir King eserini kaçırmazsın, e konusu zaten kitabın arkasında yazıyor.

    Eğer sen King’in sadık okuyucusu değilsen bu kitap sana göre olmayabilir, bunca sayfanın altına girmeden bir kez daha düşün derim...

    Korkuların okuyucu, dile getirmeye bile korktuğun, en derinlerinde yatan yada hep suyun üstünde duran korkularınla yüzleşmeye hazır mısın gerçekten?
    Derry’nin çürümüş lağım kokusuyla ciğerlerini doldurmaya...
    Kekeme bir çocuğu lider sayabilecek misin kendine...
    Eşcinsellerin hakkını arayabilecek misin tüm kalbinle...
    Zorbaları taşlar mısın bizimle dayak yiyeceğini bile bile...

    Pennywise ile göz göze geldiğinde dayanacak mı buna kalbin?
  • 112 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Eski bi kitapçının kapısındasın.Rutubet kokusu ve sarı ışık karşılıyor seni.Daha önceki gelişinde sana Kinyas ve Kayra' yı tavsiye etmiş çalışanla tekrar karşılaşıyorsun ismini düşünüyorsun hatırlamıyorsun. Adamın yüzünde yalandan bir gülümseme, tanımaya çalışıyo... 'ne kitapmış ya şu Kinyas ve Kayra bayıldım teşekkürler' diyerek yardımcı oluyorsun.Rahatlıyor adam, bu seferki gülümseme bir öncekinden daha samimi daha gerçek daha kendini beğenmiş... 'hmmm hatırladım' diyor. Önce Kinyas ve Kayra sonra Hakan Günday kritiği yapıyorsun kısa bir süre, çalışan, bir saniye diyip karşıdaki yeni kitapların olduğu rafa giderken içeri giren bir kadın İlber Ortaylı'nın yeni kitabını soruyor.Kandının bir elinde deri eldiven var diğeri çıplak. Çıplak eliyle konuşmasına anlamlar katmaya çalışıyor.Çalışan, kadını kitabın olduğu rafa yönlendirirken kadından geldiğini tahmin ettiğim çiçek kokusu seni yıllar öncesine ait bir zamana götürüyor.Bir an.
    Annen karşında, yüzünü yüzünün hizasına getirmek için çömelmiş, yüzü yağlı parlıyor.Okul bahçesindesin, öğrenciler içeri, sınıflarına giriyorlar.Annen elindeki açmayı beslenme çantana koyarken 'akşam ben gelmicem' diyor 'meral teyzen alıcak seni.' İlyas! adamın adı ilyas, hatırlıyosun.
    Meral teyze, sürekli sarımsak kokan kadın.Annenin yakın arkadaşı. 'Üzülme, yarın ben alıcam, söz!' diyo annen,' hadi sarıl anneye' diyor koyu kırmızı dudaklar,sarılıyorsun, çiçek kokusu.
    Öğrenciler sınıflarına girmiş tek sen varsın bahçede, bir de arkasını dönüp giden bir kadın.Çiçek kokusu giderek uzaklaşıyor, uzaklaşıyor, uzaklaşıyor...Göğsünde bir ağırlık.
    Omuzuna dokunan el hızlıca çıkarıyor seni okul bahçesinden, çiçek kokusunu tekrar geri getiriyor.İlyas, elinde bir kitap, sana bakıyor, bunu tavsiye ederim diyor, belli ki senin ismini hatırlamıyor meseli bir hitap.Küçük bir kitap tanıtımı yapıyor.Kitabı eline alıyorsun, sarı, gri bir zemin üzerinde Salvador Dali tablolarındaki gibi sadece ilgili olanların anlayabileceği bir resim, sayfa sayısı epey az .Elinde Dostoyevski'nin Suç ve Cezası olan adam 'ilginç bir kitaptır' diyor 'etkileyicidir, bakma sayfa sayısının az oluşuna.'
    Çiçek kokusunu artık alamıyorsun, muhtemelen tek elinde eldiven olan kadın gitmiş.Kitap hakkında yorum yapan adama bakıyorsun, çok bilmiş, ukala bir sırıtma dudaklarını kulaklarına yaklaştırmış 'Aylak Adamı okudun mu?' diye soruyor evet derken bu sefer karnında bir ağırlık hissediyorsun...
    Gözlerini açıyorsun gördüğün resim yukarıdan aşağıya doğru büyüyor.Yatak odandasın. Karşındaki komodinin üstündeki fosforlu akrep ve yelkovan saati üç eliyi gösteriyor.Sağında çocuğunun sıcaklığı .Sağ dirseği göğsünde, sağ dizi karnında yüzü koyun yatıyor.Yüzünün sağı sana dönük.Kulaklarında MFÖ nün Güllerin İçinden şarkısı ve kulaklıkların sebep olduğu hafif bir sızlama.Elinden kaymış gitmiş telefonda epub tan Uyuyan Adamın yetmiş üçüncü sayfası aydınlatıyor yorganı.Tekrar karşındaki resim küçülmeye başlıyor,küçülüyor, küçülüyor.Enson hatırladığın görüntü karanlığa direnen akrep ve yelkovan.Önce karanlık sonra göz alıcı bir parlaklığın içindesin.Seni isteğin yere, istediğin zaman ulaştıracak, herkesi görüp duyup, kimsenin seni görmeyeceği duyamıyacağı yerdesin.En özgür en ulaşılmaz olduğun yerde...
    İş yerindesin. Tüm makineler çalışıyor, gürültü patırtı çok işler birikmiş umrunda değil.Sen oturmuş 1000k da inceleme yazıyorsun...
  • 128 syf.
    ·1 günde·10/10
    Herkese merhabalar. Bugün Yekta Kopan'ın kaleminden kopan kısa öyküleri okudum. Şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki tek kelimeyle bayıldım. Okuduğum anda akıp giden bu eser yaklaşık 41 kısa öyküye sahip. Her birinden öyle değişik betimlemeler çıkıyor ki neden kimse böyle betimlemeler kurmuyor diye düşünerek şaşırıp kalıyorum. Zaten kendisi de harflerle ve kelimelerle oynamayı sevdiğini belirtmişti, bu yazılarında bunu fazlasıyla kanıtlıyor. Yorumlamayı kısa bitirmekten nefret ediyorum ama bu eser hakkında söyleyecek çok bir şey bulamıyorum. Ama söyleyecek hiçbir şey bulamayışım, bu eseri sevmediğim anlamına gelmiyor; aksine aşırı derecede sevdim.
    Eğer siz de bir anda akıp gidecek kadar güzel bir esere rast gelmek istiyorsanız, kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Son olarak öykülerden biriyle bitiriyorum yorumumu.

    Kalın Ün'lü Aşk

    Akşam oldu.
    Ay çok parlak, yıldızlar rakı burcunda.
    Fotoğrafını karşıma koyuyor, sana daha yakından bakıyorum. Yalnız bıraktığında yapamamıştım bunu. Kaçışının acı uçlu bıçağı damarlarımda dolaşıyordu ama bunalımlı tablolara, ağlamalara, alkol yolculuklarına, arzusuz uykulara sığınmamıştım. Yanılmışım. Gaucho'lardan kalma tango adımları kadar katı duruşunu anlamak, anılarına bu kadar yaklaşmakla olasıymış ancak. Sarı saçların fotoğraftan çıkıp solgun şarkıların notalarıymışçasına yayılıyor masama. Yazılarımın zamanı kırılıyor, Proust rahatsız oluyor. Ardında bıraktığın aynalar paramparça, kırıklar canıma batıyor. Dalgın dalgın bakarak dudaklarının dalgalarına, aynı oluşumuzun anahtarını attığın anı anımsıyorum: Karşılıksız aşk acıtır.

    Ah aşk, nasıl da zamansız çalıyorsun kapıları. Yakamozların sığ sularda da olduğunu anladığım şu anda haykırıyorum: Sana aşığım!
  • 552 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Seri son hızla devam ediyor...
    Bence güzel bir kitaptı. İlk kitaptan sonra bir şeyler değişse de ben sevdim. Bol aksiyon vardı. Vidaaaaa... Sana bayıldım, tatlım. Jude çok tatlıydı. Genel anlamda sevdim. Benim yazara tek kızgınlığım 3. Kitapta. Fazla acımasız bir yazar...
  • Acaba tembel ya da çalışkan mıyım? Buna hiç kuşkusuz beni tanıyanlara başvurur ve onlara görüşlerini sorarsam karar veririm. Ya da pekala beni ilgilendiren olguları toplayıp onları bir başkası sözkonusuymuşcasına nesnel biçimde yorumlamaya girişebilirim. Ne var ki Ben'e doğrudan doğruya başvurmak ve onu tanımak için mahremiyetinden kazanç sağlamayı denemek boş bir çaba olurdu. Çünkü aslında yolumuzu tıkayan odur. Bu yüzden ''kendini iyi tanımak'' insanın kaçınılmaz olarak kendi üzerine başkasının bakış açısını geliştirmesi, yani zorunlu olarak sahte bir bakış açısı geliştirmesidir.