• Merhaba. Bir kaç gün önce burada hayatla,eğitimle ilgili kaygılarımdan bahsetmiştim. Şimdi Ösym'nin sitesine öylesine bir gireyim dedim (belki açıklanmıştır üniversite sonucları diye) . Ve evet,açıklanmış. Sınava sözelden girmiştim sözelim çok iyi olduğu için. 370 küsür puan almışım ve sıralamam 27 bin küsür. Aşırı mutlu oldum. İstediğim her yer tutuyor zaten. Mutluluktan biraz ağladım :) Umarım herkes istediği yerlere girer, her şey gönlünüzce olsun. (Ayrıca burada bir öğretmen bana "sen dua et her şey güzel olur" demişti,teşekkür ederim dediğiniz gibi oldu. ) 💫
  • 'Belki çok güzel bir zekaya sahip olmak iyi bir şeydir ama daha büyük bir hediye güzel bir kalbi keşfetmektir.' ♥️☀️🌻

    Akıl Oyunları

    Güzellikleri keşfettiğimiz bir gün diliyorum...
  • 664 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Başlayalım mı?:)

    Ama önce zihninizi boşaltmanız lazım. Beklentilerinizi şöyle bir sıfırlayın. Zira okumaya başlayacağınız metin, çizdiğiniz çerçeveye asla sığmayacak. Çünkü her ayrıntı, yazarı baştan çıkarmış olabilir.

    Belirli sınırları, çizgileri, kuralları,yazım tekniklerini unutun.
    Bir kere metin, düzyazı mı değil mi, o bile muamma.
    Hele ki Tristram Shandy 'nin hayatını okuyacağınızı sanıyorsanız çook yanılıyorsunuz. Belki de en az tanıyacağınız kişi o çünkü.
    Kitabın ortalarında ancak doğabiliyor kendisi.
    Ama ana rahmine yeni düşmüş bir ceninken bile bu kurmacanin anlatıcısı olmasına hiçbir engel yok tabi.
    Hatta on ciltte bitireceğini söylemesine rağmen dokuz cildin sonunda şak diye final yapmasına, sizi bir zamandan diğerine sürüklerken, şahsiyetleri de oyun hamuru gibi birbirine karıştırmasına hiçbir engel yok.
    Çünkü bir an bile yerinde durmayan, düşündüğü her şeyi konuşan hiperaktif bir çocuğa benziyor kendisi.
    Ya da kafesten kaçıp kurtulmuş, daldan dala konan ama asla yakalanamayan ve bu sırada hiç durmadan öten bir kuş gibi.

    Ya da..aslında tam olarak öyle değil.
    Şöyle ki..;

    Olayın felsefesi, konu dışına çıkmak gibi. Yani asıl amaç bu sanki. Yazarı, sınırların, olayın, hikayenin içinde tutamıyorsunuz.
    Ve bunu yaparken öyle ustaca yapıyor ki okurken, nerdeeeen nereye geldik, dememek mümkün değil.
    Mesela;
    Paris 'te dokuz yüz sokak vardır diyor. Ve devam ediyor;
    City diye bilinen mahallede elli üç ,
    St.James 'te elli beş,
    St.Oportune 'de otuz dört,
    Louvre Mahallesinde yirmi beş
    .
    .
    .
    .
    .
    .
    Diye devam ederek tamamlıyor dokuz yüzü.

    Aslına bakarsanız ortada hiçbir konu yok gibi. Ya da aslında her şey konuya dahil gibi. Işte bu açıdan bakıldığında tam da insan hayatına benziyor.

    Ya da..aslında tam olarak öyle değil.
    Şöyle ki..;

    Mesela okurken yazarın vaiz olduğunu anlamak çok kolay. Hatta özellikle başlarda vaaz okuyor gibi hissediyorsunuz.
    Buna rağmen 'edepsiz' bir kitap. Kutsal kavramlardan bahsederken dalga geçtiğini anlamak hiç de zor değil.

    Ne şartlarda peydahlandigindan (kendi deyimi olduğu için böyle yazıyorum), Boş Zaman Beygirine, ebeye, Tristram isminden nefret eden bir babaya, sonra bana Oğuz Atay 'ın Olric 'ini hatırlatan Yorick 'e, Toby Amcaya, her şeye, her ayrıntıya çıkıyor yolunuz.
    "Ayrıntılarda boğul, e mi!"demek geliyor içinizden. :)
    Diyorum ya, yazarı ayrıntıların baştan çıkardığı kesin.

    Ya da..aslında tam olarak öyle değil.
    Şöyle ki..;

    Çok basit, çok sıradan, çok günlük olayları anlatıyor gibi gelse de, resmedilen her varlığın gölgesinin uzun olduğunu farkediyorsunuz. Anlatılanlardan ya da anladiklarımızdan çok daha zengin bir arka plan söz konusu.

    Tıpkı hayat gibi.
    Her günü bir diğerine benzeyen, binlerce insan tanıyıp binlerce günü tükettiğimiz ama hepimiz için farklı bir anlamı, zorluğu ya da güzelliği olan bir hayat gibi.
    Karmakarışık.
    Darmadağınık.
    Ya da basit, çok basit.

    Ya da..aslında tam olarak öyle değil.
    Şöyle ki..;

    Anglikan bir vaiz olan yazarın, hicvettigi konuların temelinde, asıl sebep olarak insan üzerindeki manevi baskının izlerini yakalamak mümkün belki de.

    Yazarın zihni bir nevi mikser gibi. Malzeme belli, sonuç onun hayal dünyasıyla gerçekliğini yitirip başka bir şeye dönüşerek çıkıyor ortaya.

    Siz ,yazarın,birbirine karıştırdığı kişileri bir arada tutmaya çalışırken, o diğer taraftan geçmişle geleceği karıştırıyor.

    Alaycı, bol bol atıf içeren, ben dilinde, öykülemeye ya da sohbete yakın bir ifade tarzı kullanıyor.

    Bu kitap karşılıksız kalan dialoglari, enteresan karakterleri, bir türlü doğamayan kahramanı Tristram ile, çok lezzetli diyemem ama kesinlikle boş olmayan bir kitap.

    Ya da..aslında tam olarak öyle değil.
    Şöyle ki..;

    Eleştirel ve sosyolojik anlamda fazlasıyla dolu. Biraz epistemoloji,biraz metafizik ama kocaman bir konusuzluk.

    Karamsar bir havası var. Toplumsal anlamda, bir uzaklık, yalnızlık ve gerilim söz konusu.
    Her ne kadar çok eğlenceli olduğu söylense de bana kahkaha attırdı diyemeyeceğim.

    Rahatsız olduğum bir kısım var ki, söylemeden geçmem mümkün değil.
    Kitabın bir yerinde;

    "Şeytanın işi bu- düpedüz hınzırlık
    Böylesini yapamaz, ne Yahudi, ne Türk, ne zındık!"

    Bu satırlardaki nefretin sebebi oldukça düşündürdü beni.
    Ve açık söyleyeyim, hiç ama hiç komik değildi.

    Eveeeet Nazik Okurlar..:)
    Mutlaka tatmanız gereken bir tarz, kuraldışı bir yazım ve enteresan bir yazar.
    Unutmadan etkinlik için Oğuz Aktürk
    ve
    Turhan Yıldırım a çok teşekkür ediyorum.




    Keyifli okumalar..:)
  • 127 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Selamlar olsun herkeşlere ... Hemen incelemeye gireyim istiyorum .. Uzun olabilir .. Neyi ne kadar yazarım bilemiyorum ama incelenmesi gereken pek de okunmamış bir kitap bu ..

    Sevgili canikolar sağda solda , orda burda büyülü gerçekçilik muhabbetine yüzlerce kez denk geldim .. Türü pek araştırmadım ama bu türün amiral gemilerinden birinin Gabriel-Garcia-Marquez ve diğerinin de Jorge Luis Borges olduğunu az buz ben de biliyorum .. Jorge emminin yediği nanelerden de, tarih okuduğum için üç aşağı beş yukarı haberdarım.. Şimdi hep söylediğim bir şey var ki burda yine tekrarlayayım.. Ben ne edebiyat eğitimi aldım , ne edebi bir eleştiri mevkim var , ne de bu ikisini bir tavada ısıtıp önüne koyacakmışım gibi bir iddaanın sahibiyim .. Otorite alanımız İŞSİZLİK .. Herkes haddini bilecek =)) Bu kısmı özellikle açıklıyorum ki ilerde birbirimizle papaz olmayalım .. Yazar hakkında okuyacaklarınızın bir kısmı pek de hoşunuza gitmeyecek çünkü .. Şimdi ordan kalkıp dersen ki " yauw kardeşim ben yazılana bakarım !" , evet sen de kendince haklısın saygıdeğer caniko ! Ama "ben" bir kitap okuyacaksam ve yazılandan kendime ders çıkaracaksam - ki bütün olayım budur benim - yazarı da bilmek durumundayım "tutarlılık" esasınca ..Türe , edebiyatın hangi evresinde hangi akıma yol vermiş falan fistan ...Beni şimdilik aşan mevzular bunlar .. Gördüğünüz üzere yazarı yerden yere vuracak olmama rağmen kitaba 9 puan verdim .. Eeee Sezar 'ın hakkı Sezar'a bilader ..

    Hiç okumamıştım dedim ya , aldım bakayım dedim ..Başladım okumaya .. Kitabı orjinal dilinden okumadım ama çevirisi muhteşemdi ve kitap tabiri caiz ise yağ gibi aktı .. Ne ara başladım ne ara bitirdim anlayamadım .. Anlatım cidden "BÜYÜLÜ" .. Masalsı bir hava var .. Bu da doğru .. Hatta sanki bir İhsan Oktay Anar kitabı okuyormuşum hissi de hasıl oldu yer yer .. Ama tarih okumuş bir insan olarak kitapta geçen muhabbetler, kimi yerlerde hafızamı tazeleme gereği hissettirdi bana ..Zira bazı tutarsızlıklar vardı ..Kitaptan az ama öz bahsetmemiz gerekirse ..

    Edindiğim bilgilere göre Alçaklığın Evrensel Tarihi, Borges’in dokuzuncu uzun kitabı ve düzyazı türünde verdiği altıncı eser. Beş ciltlik edebi öykülerinin ilki... Yazıldığı dönemde de İspanyol yazımını allak bullak etmiş .. O kadar ki Gabriel Garcia Marquez , kendisini her gece yatmadan önce mutlaka okuduğunu ve nereye giderse gitsin Borges kitaplarını valizinden eksik etmediğini söylemiş bir röportajında .. Hakkı da var .. Bitirince tekrar okuyasım geldi kitabı .. Faşizme dur çekmiş devrimci yazar ( KULAKLARIN ÇINLASIN EDUARDO GALEANO ! Ki ben onu sayende öğrendim ..ADAM!! ) Carlos Fuentes de, Borges ve onun düz yazısı olmaksızın İspanyol edebiyatının var olamayacağını iddaa edenlerden .. Ben İspanyol diline ve edebiyatına öylesi hakim değilim ama dilinin muhteşem olduğunu anlamak için Berna Moran olmaya gerek yok .. Yazdıklarıyla sizi "gerçeğin kıyısından" alıp bambaşka yerlere götürüyor .. Kitapta - saymadım ya - bilmem kaç tane hikaye var .. Bunlardan biri de Billy the Kid ' in yer aldığı hikaye .. Gavurun "villain" (bkz: ultra -süper- giga kötü, cani) dediği heriflerden biri bu adam .. Özel ilgim var bu tiplere karşı .. Bir de seri katillere .. Dolayısıyla hayatını çok ama ÇOK iyi biliyorum .. Hikayenin girizgahında anlatılanlar yaşanmış mıdır bilmem... Yani pek çok bio okudum ona dair ama böyle bir şeye rastgelmedim .. Kurgu mu gerçek mi ?!? .. Herneyse .. Burdaki tutarsızlık şu .. Birincisi ve en önemlisi ve yaşamış yani tarihte "VAR"olmuş bir şahsın hikayesi olarak tüm bu anlatılanlar artı girizgah , Billy’nin yaşı ve öldürdüğü adamların sayısına ilişkin bilgi haricinde tamamen uydurma ... İkincisi , “Meksikalıları hesaba katmazsak” ibaresi de tamamen HAVAGAZI !Çünkü gerçek hayatta Billy, Meksikalıların, yani kendisini kanundan korumak için her fırsatta evlerinde barındıran ailelerin çok yakınıydı. Billy’nin saymadığı infazları, kızılderililerinkiydi. Kitapta bunun gibi yakınen çok iyi bildiğim pek çok tutarsızlık söz konusu ..AMA ! Evet bu bir "ama" sendromunu da beraberinde getiriyor ki tarihi bilmeksizin okuması cidden zevkli .. Büyülü gerçekçilik bu mudur bilemicem .. Eğer buysa , bu bana biraz da alternatif tarih yaratmaya kasan, ATATÜRK' ün ingiliz AJANI , annesinin de genelevde çalıştığını iddaa eden mustafa armağan ve fesli tarihçi ( bence tarihçi falan da değil ya ! ) kadir mısıroğlu'nu anımsattı .. Belki de Borges ' un öğrencisidirler kimbilir?!? =)) AH !! Az daha unutuyordum !! ATATÜRKSÜZ Çanakkale belgeseli çekenler de unutulmamalı!!! =)) Neyse sevgili Kikirella ve kikirikler .. Billy the Kid ' e geri dönecek olursak .. Kitapta bahsi geçen gerçek Billy, Harrigan değil, William H. Bonney!! Bonney, 1859’da New York’ta doğdu, fakat oradaki yaşamı hakkında hiç bir şey bilinmiyor, çünkü o üç yaşındayken ailesi Kansas’a göç etmişler. Bunun gibi dolu örnek var .. Ben bir tanesini açtım koydum önünüze .. Bu arada kitapta yer alan samurayın daha doğrusu RONİNin öyküsü tüyleri diken diken ediyor .. Favorim açık ara o ! Okursanız göreceksiniz !! Şimdi kitaba dair inceleme - inceleme de denmez ya - burada bitti .. Gelin ben size bir başka ALÇAKLIK öyküsü anlatayım .. Kitapta yer almayan ama yer almayı kesinlikle hakedenlerden bir tanesini..

    İnsanları stadyumlara doldurup , halay ekibi misali tek sıraya dizip infaz etmek ... Siz hiç sırf komunist diye insanların uçaklara doldurulup bilmem kaç bin feetten okyanusa atıldığını okudunuz mu ? Var mı bunu duyanınız bilmem .. Duymadıysanız alın ben anlatıyorum !SAY SAY birtmez onun canilikleri ama bu birinci kısım... Koy cebine devam edelim .. Ya gözaltına alınan insanların resmen alenen gözden kayboldukları - PARDON KAYBEDİLDİKLERİ ! -bir rejime denk geleniniz var mı ? Bu ikinci kısım !! Öyle bir rejim ki yoksulluğu ortadan kaldıracağım diyip YOKSULU YOK EDECEKSİN )bu üçüncü kısım!) ! Bir hücreye atılıp sonrasında tarihten , yaşamdan , değerlerinizden , sevdiklerinizden koparılıp silindiğiniz bir yaşam ? Var mı duyan bilen .. Koy bunu da cebine sayın caniko !!! Koy ama elin cebinde olsun .. AMAN HA DÜŞÜRÜYÜM FALAN DEME ! İlerde lazım olacak ! Şimdiiii !! Ellimizde üç sürpriz isim var ! Ben bambaşka bir yerden girizgah yapayım .. Cemil Meriç ile ..

    Tıpkı Borges gibi Cemil Meriç de kör idi .. En azından yaşamının bir bölümünde öyle yaşadı .. Cemil Meriç 'e dair okuduklarımda bir ayrıntıdan çok etkilenmiştim .. Kitap okuduğu masasının üstünde duran ampule yakın olabilmek , okuduğu kitabı daha iyi görebilmek için sandalyenin üstüne çıkan bir adam !! Bu ne azimdir !! Bu nasıl bir sevgidir !! Düşündüğü fikirlerin "pekçoğuna" katılmasam , karşısında da olsam önünde saygıyla eğiliyorum işte burda ! Gelelim Borges ' a.. Tıpkı burda bahsettiğim kitabında olduğu gibi (kitap cidden güzel ama tutarsız) tutarsız bir kişilik Borges.. Çelişkili ..

    * Arjantin' de Peron (3. kısım) diktatörlüğüne karşı çıkıp sonrasında, "DİKTATÖRLÜKLER EN İYİ YÖNETİM BİÇİMİDİR." demiş isim kendisi ..
    * Sonrasında Pinochet 'nin (1. kısım) elinden ÜSTÜN EDEBİYAT ÖDÜLÜ" almış bir isim kendisi .. (Pinochet' yi ve onun zulmünü Isabel Allende okuyanlar çok iyi bilir...)
    * Kendisi ile yapılan bir röportajda , yöneltilen "Ülkenizde her gün siyasi karşıtlarını hapse atan , işkence yapan Videla (2. kısım!) var" sorusuna , "HADİ CANIM ! BUNLAR SİYASİ PROPAGANDA .. BÖYLE ŞEYLER OLSAYDI DUYARDIM" diyebilmiş isim ..

    Yukarda Cemil Meriç örneğini verdim .. Şu üç örneği önünüze koyuyor ve sizi de vicdanınız ile başbaşa bırakıyorum ? HANGİSİ KÖR SİZCE ?

    Kitap için tanım :Yeryüzünün görüp görebilecegi en büyük ALÇAKLARDAN birinin kaleme aldığı "ALÇAKLIK" tarihi ...


    KENDİME NOT : Büyüksün Aziz Nesin ! BABALARIN BABASISIN !! Seni hiç savunmak zorunda kalmadım .. Savunurken hiç "AMA" demek zorunda kalmadım .. Başımızı hiç yere eğdirmedin ! Huzur içinde yat !

    Bak görüyor musun ? Az daha unutuyordum .. Eduardo Labarca!!! Tüm bunları bildiği için Borges ' un mezarına işerken bu muhteşem foroğrafı çektirip "gereken" cevabı vermiş ...

    https://www.google.com/...imgrc=I7xM6ftGKB29DM:

    bonus :

    Bu sizler ve SALVADOR ALLENDE İÇİN !!
    https://www.youtube.com/watch?v=l7pWuOWCfcA

    Bu da kabaran nefret için ... Metal dinlemiyorsan açma YOK OLURSUN ! "BALYOZ YÜZE İNDİ" !!
    https://www.youtube.com/watch?v=GGe6-xzbISw
  • 663 syf.
    ·39 günde·Beğendi·10/10
    Ön Not: Joyce amca tüm sigortalarımı birer birer attırdığı için biraz sonra zihnimin yanan tellerinden çıkma saçmalamalara maruz kalacaksınız. Ondandır ki, isteyenlere direk incelemeye geçebilirler ya da geçmeyebilirler de geçen de bir geçmeyen de bir hepsibirdenbirbirimizlebirbirimize…

    Burasanın asası çok o’Melli, çok mu önemlimimilli melondramik hikayeler. Bilincim altlık yaptı, altılıdan vurdu ve üstüne getirdi yüzsüzyerinyüzdönümlüğünü. Dilimden çıkıyor Sanksritçe, Antrikçe, Afrikaans kelimeler. Birileri de Dabilinliyim ezelinden mezesinden türküsünü çığırıyor ya da çağırıyor Megrelce. Yarış atı gibi mübarek ceymidecoys, marcelinhoproust, kafirundakafka ve müslidirobertomusil. Alo, alooo… Orda mısın çılgınlığınzırvasında ıvır zıvır çerçöple besinlenen gizemlizmli körükörüne körkütükçe körlemesine zihnim. Manşın başında marşla gaza bazan Marshalladalarından toplama top’al ördek yavrucuklarım. Sözlerimizninizsizsizinle buluşsun ya da buluşmasın baybayanbay bungalowlarfamilyası. Atarlanmalımataralanmalı taramalı tüfeği ateşlemeli mi ateşlememeli mi sorunsallı ve sorgusallı varoluşsal sorularla bezenmiş oyunuma hoşgeldiğiniz beşibiryerde gittiniz modernizme postmodernizm katan tutunmaşlarım. Klasiğe ölüm. Babşiş. Finnahi…

    Bildiğiniz her şeyi unutun. Daha önce okuduğunuz tüm kitapları unutun, Joyce’un yazdıkları dahil. Bu başka bir şey, bu kitapnevibirşey. Ne demek mi istiyorum hadi başlayalım şu incelemeye.

    Bu kitap, Joyce’un bilinçaltının yeryüzüyle buluşmuş hali. Tüm sayfalar, paragraflar, cümleler, kelimeler onun bilinçaltının filtreden azade yansıması şeklinde. Hani gece uyanırsınız bir nedenle ve yeniden uyuduğunuzda bilinçaltınız size türlü oyunlar oynar, uyur halde mi yoksa uyanık halde mi insan bilemez ya işte bu kitap da böyle. Uyurla uyanık halinde, bir filtresiz cümleler karnavalı. Hala bir şey anlamadınız değil mi? Kitabın daha beşinci sayfasından bir alıntıyla olayı örnekleyeyim de neye bulaşacağınızı siz de görün.

    “Önce bir şu arması ve soyu'nası adı:Riesengeborglu Vasili Boşlaf. Tepede cariyeli, baş belası, gümüşi, tekemeşesi, yamak, feci, boynuzlu yeşil bir fah'i-şan sorgucu. Ortada yayını germiş okçular, uçuk mor kalanı da.. Hohlayalım çiftine çubuğuna davranan çiftçiye. Hohoho, Bay Finn, başımıza FinnGene mi oldun sen! Gelengününsabahı bakmışız ki ah, asmada üzümsün! Gidengününakşamına bir de bakmışız ki ah, asmada üzümsün! Gidengününakşamına da bir de bakmışız ki ah, sirkeye dönmüşsün! Hahaha, Bay Filan, pirüpak-ı müstehakını bulacaksın gene!”

    Gördünüz mü nasıl bir belaya çatacağınızı. Joyce’un iddiası var, okuyanın beynini yakmaya niyetli. Çünkü o da tüm contalarını yakmış, bu kitaba tam on yedi yılını vakfetmiş. Dile kolay tam on yedi yılını ve bu eseri yazdıktan iki yıl sonra ölmüş. Bakmayın kitabın türüne roman dendiğine, bu kitabı kapsayacak edebi tür daha henüz icat edilmediğinden adına roman diyorlar. Bu kitabın türü bilinmeyen ve hiçbir zaman da bilinemeyendir. Bir cisim yaklaşıyor beyninize doğru, çarpılmaya hazır mısın ey okur? Hadi hafiften çarpılalım ne dersiniz?

    (ve öylece yol buldu valhalanın dehşet gümbürtüleri, çarpışanarabalar, Stonehenge, sandukalar, Tristram ağacı, çığırtkan ayaktakımı, otomofiller, ayrıldagelaygır, filolar, thurlayan taksiler, 80 günde devrialem, sirkler ve vardiyalar, bazilikiliseler, bizinıskalaslar ve isaleler, ihalelerden indiragandiler, şen şakrak cemiyetler ve Mecklenburg kevaşelerinden para sızdıran cebi bol aynasızlar ve sazdan barakalar ve direk çürüten ihtiyar, fazla mesai karabasanları, anayollar, düzinesi on iki papelde karaküflü tınazlar, Önceemniyet Caddesinde kızaklayan otobüsler ve AmanTerziDuymasın köşesindeki meraklı taze kenar mahalle dilberleri ve çakma Roma'nın yerli kapıcılarının dumanları, saltanatlar ve şamatalar, çöpçüler, yaltakçılar, kubbe tozunu alanlar, tırım tırım çamura bulanmakla kule dikilir sananlar ve tellalların çatapatası, bütün gençler için bir çatı arası ve evsizlere bir ekmek kırıntısı) - Sayfa 6

    Bu bir kripto kitap. Joyce, bilinçaltından filtresiz gelen düşünceleriyle gerçekte söylemek istediklerini maskelemiş, kriptolamış ve çift anlama bulamış. Dinler, İrlanda tarihi, diller, yazarlar, kitaplar… Birçok şeye atıfta bulunmuş aslında ama bunları yakalamak samanda toplu iğnenin kopmuş topunu bulmak kadar zor. Anlamaya çalışırsan yaya kalırsın ey okur, boşuna anlamaya uğraşma boğulursun kuzucuk. Bu eser tefsire muhtaç, henüz Türkçe bir tefsiri de yazılmadığından yapacak da bir şey yok, kendimizi biçimin, anlatımın güzelliğine bırakacak ve kayıp gideceğiz Joyce’un uçsuz bucaksız zihninde.

    Finnegan Uyanması, bol bol müstehcenlik içerir. Belki Joyce, asıl demek istediklerini müstehcenlikle maskelemek istediğinden ve belki de alayına gider, kırıcı, bozgunluk çıkarıcı, asi mi asi entelektüel bir sokak çocuğu olduğundan dolayı tüm nefretini üstümüze bu yolla kusuyor zatışahanemuteşem Joyce bilinmez. Bilinen odur ki müstehcenliğe hassas bünyelerin bu kitaptan uzak durmalarında fayda var. Ayrıca okuduğu kitapta içerik arayan, mutlaka okuduğunu anlamak isteyen okurlar da bu kitaba bulaşmasınlar; yoksa canınızı acıtır, dilinizi yakar abisi, ablası, karişiim.

    Ne diyordu Joyce kitapta:
    (şapapalkışapçığlıkattalkışlaşlaphadisemisamimutluşlapçaloynaşapalkışotzortosuruktanteyyareyellenyel)
    Sayfa 47

    Bu kadar Joyce’a övgü düzdükten sonra biraz da kitabın çevirmeni Fuat Sevimay’a övgülerden bir düzine göndereyim. Bilenler bilir, Ulysses incelemesinde Nevzat Erkmen’i kıyasıya eleştirmiştim; adeta yazarın önüne geçmeye çalıştığı ve kitabın zor dilini daha da zorlaştırdığı için. Aslına bakarsanız Fuat Sevimay’da aynı çeviri yöntemini izlemiş kitap boyunca ve resmen bu eseri Türkçe’de yeniden yazmış. Fakat belki kendinin de yazar olmasının, belki önünde Nevzat Erkmen’in Ulysses çevirisinin olmasının etkisi ve belki de bunların bir karışımıdır bilinmez, ortaya muhteşem bir çeviri işi çıkarmış. Öyle ki çevirmenin dili sayesinde kitap çok bizden bir hale gelmiş. Sanki bu topraklardan çıkmış, sanki kitap Türkçe yazılmış. Hadi bir örnek verelim:

    “Ebelek gübelek Çuf abimelekti ve kılhıncı ışıldardı laf-ı güza fışık saçarak. Kafadan noktan! Sen şakrak şarkılar söyleyip de maykılanlardan ve fırsat kollayanlardan koru bizi. Lanettayin bi velveleye ver. Emen.”- Sayfa 224

    Ben ki bir kitabı ne kadar seversem seveyim, fazla alıntı yapamayan arızalı bir bünye olarak, yetmişin üzerinde alıntı yapmışım bu okuma yolculuğum boyunca. Öyle bir kitap ki kimi kısımlarda gülmekten, kimi kısımlarda ise alıntı yapmaktan okumaya devam edemiyorsunuz. Aklınızın ucundan geçmeyecek kelime yığınlarını bir araya geldiği, sözlerin kırım kırım kırıldığı, cümlelerin bozulduğu, anlatıma anlatım katıldığı ve yazar ile çevirmen işbirliğiyle mükemmelin de ötesinde, fevkaledenin fevkinin fevkinde bir kitap bu. Kimilerine bu kitabı okumaktan uzak durun dediğime bakmayın, okuyun bu deli adamın delişmen kitabını. Eşi benzeri olmayan bu harikulade eseri okumaktan kendinizi alıkoymayın.

    İncelemenin sonlarına gelirken
    Liliyar’a da bir teşekkür edeyim. Ulysses’i iki kez üst üste okuyup beynimin bir kısmını yaktıktan sonra, James Joyce edebiyatına James Joyce - Hayatı ve Eserleri ve Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi kitaplarıyla daha sonraki bir zaman diliminde devam etme fikrindeydim. Yani bir saçmalık yapıp bu güzelim kitabı ertelemiştim; artık ben de bir Bahtsız Erteleyenler Kulübünün bir üyesiydim. Neyse ki bu kulüpten istifa etmeme Liliyar’la yaptığımız konuşmamız vesile oldu. “Hadi şu kitaba birlikte başlayalım” diye söyledik ve şu güzelim etkinliği #46060836 başlattık. Kendisine bolca teşekkürlerimi sunuyor ve tüm okurlara lütfen kitapları ertelemeyin diyorum. Unutmayın, kitapların okunmak için bir zamanı yoktur, yalnızca onların sizi okuması için bir zaman vardır. Ondandır ki şu zaman okuyacağım, henüz hazır değilim geyiğine kendinizi maruz bırakmayın ve kitapların sizi okumasına imkana verin.

    Neyse el emeği göz nuruyla tek tek yazdığım şu upuzun enfes alıntıları da şuraya bırakayım ve yavaş yavaş çekileyim buralardan.
    #47060153
    #47429302

    Hadi gayret son cümleler...
    Zihnimintümzerrelerinenüfuzettincemidecoysnasılhükmettinsenbilinçaltınıntaçsızkralıdabilinprensibilinçakışınıngadrigıymetibilinmeyenfakirfukarayazarı.Hadibensessizcekaçarvaroluşsalkaramsarbeyniminkördehlizlerinden. Finnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahi...Bakşiş, bapsiş, son nokta.

    Son Not: Tamıtamına yetmişdokuzadet alıntıya bakmak isterseniz şu iletinin #48272075 altındaki yorumlara bakmanız yeterli.