• Hiç okunmamış şiirler bıraktım şimdi
    Sayfalarda biraz acı var, kederli bi akşamdan kalan
    Bulutlar dinlerdi belki en güzelini ama o karanlık bulutlar hep aramıza girdi
    Kaç kez yıpranır bi insan
    Topla, çıkar, çarp, topla
    Ben artık hepsinden 3 fazlayım
    4 olursa öleceğim, 4 olursa içimde bi şeyler ölecek
    İçime bi tanrı oturmuş, görsen kalbimi yiyor
    Ama kalbimi nasıl yiyor
    Ama ismi nasıl da sen
    Şimdi çiçeklerin en güzeli solgun
    Bulutların en güzeli yağmura kısır
    Şimdi bi şeyler güzel olmak için hep biraz eksik
    Ama sen yine de gül olur mu
  • MAHUR BESTE
    Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
    O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız
    Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
    Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
    O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaşırız

    Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
    Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
    Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
    Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

    Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
    Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
    Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
    Geceler uzar hazırlık sonbahara

    ATTİLA İLHAN
  • Sevgi de belki sana "en sevdiğim" olduğunu söylemem değil de senin, içimi deştiğim bir bıçak olmandır.
  • Kendimle tanışabilirim belki bir gün; bir ıhlamur ağacının altında..
  • Ne zaman bir şeyden korksam hep üzerime doğru geldi ve beni değiştirdi . Kötü yönde de olabilirdi. Ama doğrunun yada doğru olduğunu sandığım şeylerce tavrımı belirledim. Bu yüzden her korkum benim için sadece yutkunduğum yada kabuğumu bir parça daha kırdığım gibi iyi bir şeye sebep oldu. Doğru sandığım yanlışlar da bu sayede gün yüzüne çıktı . Belki de sınavın amacı buydu. Yanlışı gözünün içine sokmak. Doğruluğu içine işlemek.
  • 93 syf.
    ·1 günde
    1989 Yunus NADİ (Abalıoğlu) Öykü birincilik ödülü alan ödüllü ve öldürücü bir kitap.

    2. Dünya savaşı sırasında Alman yanlısı yazıları nedeni ile Yunus NAZİ olarak anılan Cumhuriyet gazetesinin kurucusu gazeteci yazar ve siyasetçi. Kendisi yaşıyor olup bu kitabı okusa ödülü yazara bizzat taktim ederdi diye düşünüyorum.

    Gecemin sessizliğine,kimsesizliğine arkadaş olan kitap. Ama biraz zararlı bir arkadaş. Şuan doktora gidip ciğer filmi çektirsem doktor bana der ki senin ciğerinin yarısı nerde? Abartmıyorum öyle hikayelerle dolu bir kitap. Bilmeden okudum ama olsun,acıyı sevmek olur mu? Bal gibi de olur. Her öyküde bir şarjör mermi yiyip yine de ayakta sallanan Cüneyt Arkın gibi oldum. Duruşumu asla bozmadım eserin sonuna kadar. Ama dediğim gibi,ciğer sizlere kebap... okumanızı tabiki tavsiye ediyorum ama gece 2 ile 6 saatleri arasında okumanızı daha çok tavsiye ediyorum. Acı çekmek özgürlükse,özgürsünüz siz de.

    Ayfer Tunç okumamış birisine Ayfer Tunç oku demek,bi kereden bişi olmaz bir doz da sana çakalım demek gibi bişey.Benzetmem hoş değil farkındayım ama durum bundan ibaret. Zira kendisinin kalemi şırınga,mürekkebi de bağımlılık yaratan o madde.İkinci kitabında bunu daha iyi idrak ettim.Eserlerini azar azar zamana yayarak okumayı düşünüyorum ki,bitirdiğim zaman yoksunluk krizine girmeyeyim.



    SAKLI

    Ah süslü yenge,ah! O ilk sevgiliyi bu kadar çok sevecek ne vardı? O vefasıza söylenecek bir çift sözle niye geçti ömrün?

    Ve zembilli ve yaralı göçmen abi...şımartılmış değil de yıpratılmış kadınları sevmek her zaman mutluluk garantisi vermezdi ki.Bilemedin mi?

    Zembilli göçmen ve süslü yenge. Saklı, kitabın ilk hikayesi.Bu hayatta sigara ve alkolden daha tehlikeli hikayeler de var.

    İHTİLALLER NEYE BENZER.

    Ruhunu bir türlü yatıştıramayan,hep aynı yerde oturup başka yerlerde olan,giden ve gidişiyle sevindiren belki de üzen,ömrünü bir ihtilalin neye benzediğini aramakla geçiren ve belki de bulan,işi hava durumuna göre Beyazıt Kulesinin ışıklarını yakıp söndürmek olan bir acayip adamın hikayesi. Aklıma hep Hayaloğlu'nun "Suphi bir acayip adam" şiirini getirdi kendisi.

    YAŞADIĞIMIZ YERLER.

    Her zaman söylerim,sarkı sözü olduğu için de sıkça mırıldanırım. "en güzeli çocukluktu,sahip olduğumuz sıska vücuttu"
    Hülyalı ve rüyalı aynı zamanda büyümüş de küçülmüş,her şeyin farkında olan bir çocuğun çocukluk hikayesi.Kitabın ismi (SAKLI) bu hikayede de anlamını korudu ve hissettirdi.

    ÖNEMSİZLİK.

    "Bir çocuğun elinden şekerlemesini alırsanız,o geriye kalanları da fırlatır" diyor Akira Kurosawa.

    Derinlikleriyle oynanmış Saklı duygular barındıran Nesim'in hikayesi.Önemli biri olduğumuzu hissetmek bunu hissettirebilmekle tam doğru orantılı.

    AY BAKIYOR.

    Mansur yaşıyor biliyorum,ölen Adabey.

    Avcılar çökmüş oturur
    Ceylan yavrusunu yitirir
    Gece bir çığlık tüttürür
    Yan yaralı yüreğim yan.

    Hikayede adı geçen günahkar köyü yutan gölün sapanca gölü olduğu rivayetleri vardır.Anasının kuzusu Mansur'un akıbeti bilinmese de akıbetinin anasında SAKLI olduğu ciğer çürüten bir başka hikaye.

    MOZARTIN SON ZARTI.

    9-10 yaşlarındayım,lise müdürü dayım bize misafirliğe gelmiş. Edebiyat öğretmeni ve aynı zamanda Lise müdürü.Sert mizaçlı,çatık kaşlı otoriter bir adam.Bana dedi ki, "mozartın son zartını hiç duydun mu?" Mozart ne bilmiyorum, zartını ne bileyim? "Duymadım" dayı dedim. Bana baş parmağını uzattı ve parmağımı çek dedi. Parmağını çekmemle zaaaaaart! diye osurması aynı anda oldu. Ben avare avare bakarken ev halkı kahkahalara çoktan kaptırmıştı kendini.Bu hikayem için Ayfer ablamdan özür dileyip kendi hikayesine geçiyorum.

    Parçalanmış aile çocuğu olan Şebnem'in parçalı bulutlu yalanları. Daha doğrusu yaşamadığı hayallerini etrafına yaşamış gibi anlatması. Sahi, bu yalan sayılır mı? Hikayenin sonunda rahmetli Dilberay'ı anımsattı bana.

    SU.

    Su uygarlıktır,su yaşamdır,su berekettir.Ucu ve yolu açık bir hikaye.Sonu yok.Su akar,yolunu bulur.Dilediğimiz gibi yol verip sonunu kendimizin çizeceği bir su yolu gibi.

    SİLENTİUM. (SESSİZLİK)

    Heybeli yada Büyükada canlandı gözümde hikayeyi okurken.Kışın terkedilmiş,yazın sahte kalabalıklarla tıklım tıklım olan bir adada yaşayan Cafer'in hikayesi.Adadan kurtulup kalabalık şehirlerde yaşama isteği olan fayans ustası Cafer'in hikayesi.

    Gitmeyi istediğin şehirleri şehir yapan kalabalık insanlardan birisin sen onun için.Sıradan biri.Sen şimdi git o kadını da unut. Unutul sen de,adam gibi unutul.

    YÜREĞİN MAHALLESİ.


    Yüreğinde kurduğu mahalle yanarken saçını tarayanların hikayesi. Bir insan yüreğinde kurduğu mahallede,herkesten gizli,uğruna hayatını yaktığı şeyle yaşayabilir.Hayata parlak güneş altında başladığını sanıp ve henüz çok gençken öyle olmadığını anlayanların hikayesi.Ölmeye gücü yetmiyorsa bir sokak kedisi gibi arsız yaşayanların ya da terkedilmiş bir bunak gibi ölümü bekleyenlerin hikayesi.
  • Senden sonra 23 şehir gezdim.
    9 kilo verdim.
    Saçlarımı 6 kez kestim.
    Dünya bilmem kaç 365 günde bilmem kaç dönümünü tamamladı.
    Darbe oldu,ihtilal oldu,barış gelmedi,savaş bitmedi,seni özledim.
    Iltica edecek tek yer bulamadım.
    Gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.
    Belki yürürsün aynı sokakta,ayak izime denk düşer ayak izin,belki saçına değer nefes,belki sen de bir gün özlersin diye, seni uzakta bıraktım.
    Seni uğurladım.
    Sana kavuştum.
    Seni terk ettim.
    Bilmem kaç kilometre yol gittim.
    Evren kaydı.
    Sen göğüs kafesimden milim kaymadın.

    Orada hep çakılı kaldın. Yeniden doğdum ve asla yaşlanmadım hep çocuk kaldım bir parçam gelmeyecek o gemiyi bekledi hep. Ve ben bir şehri tüm pisliğine rağmen sadece senin için sevdim ve hep de seveceğim...