suskun kelimeler
"Artık çocuk değiliz susarak da bir şeyler diyebiliriz..."diyor bir yazar cümlelerinde. Sahi gerçekten böyle midir? Çocuk olmadığında cümleler. Ah cümleler bazen dilden değil de gözlerden dökülüverir!
Evet, bazen bazı şeyleri söylemek susmak kadar zordur. Susmak...anlamsızdır belki ama adresini bulduğunda en etkili sözdür.

Hesna S., bir alıntı ekledi.
17 dk.

Belki ünlü filozoflar da en derin düşüncelerini kendilerine saklamışlardı. Belki de en derin düşünceler dile getirilemiyor!

İlkçağ Felsefesi - Hint, Çin, Yunan, Hans J. Störig (Yol Yayınları)İlkçağ Felsefesi - Hint, Çin, Yunan, Hans J. Störig (Yol Yayınları)
menesim, Satranç'ı inceledi.
17 dk. · Kitabı okudu · Puan vermedi

İyi bir kitap için uzun cümlelere gerek olmadığını, yalın cümlelerle de etkili, kısacık bir hikaye ile de sarsıcı olmayı göstermiş Zweig. Savaşın, faşizmin, baskının fiziksel bir kayıptan, acıdan belki de daha feci olanı; benliğe karşı olan savaş ancak böyle dahiyane bir kurguyla anlatılabilirdi. Etkili olduğu kadar rahatsız edici Satranç; Delirmemek için satranç öğrenmeye başlayan bir insanın, hiçliğin içinde delirmenin eşiğine gidip gelişinin her anın yaşatıyor.

Mustafa Ulusoy -Ölülerden özür dilemek
Bir gazete okuduğum bu haber başlığı beni çok etkiledi,gerçekden ölüden nasıl özür dilenir,artık hayatında olmayan ve ona söylemek istediklerini ama söyliyemediklerini nasıl söyleyebilirsin diye düşündüm haber başlığını okuyunca.Sonra haberin devamını okudun ve çok duygulandım,çok etkilendim.Ve dedimki bu yazıyı paylaşmalıyım.Çünkü zaman denilen kavram hepimiz için çok değerli ve bir o kadar da ksıtlı,yarın kendimizin yada yakınlarımızın yada kalbini kırdığımız herhangi birinin yaşamının sona erip ermeyeceğini bilmiyoruz.


Bu nedenlede ne kadar dikkatli olmamız gerektiğinin altını KOCAMAN çizmek istedim.Anlamsız ve yersiz kavgalar,kırgınlıklar esaslı düşünüce anlamını yitiriyor.Çünkü artık o kalbini kırdığımız,darıldığımız,barışma çabalarına cevap vermediğimiz, belkide seni seviyorum diyecektiniz ama geciktirdiğiniz o kiş artık yok.Onun kalbini nasıl tamir edeceksiniz?ondan anlamsız ve onu kıran söleriniz için nasıl özür dileyeceksiniz? işte bu konu tüm toplumların dikkatini çekmek,üzerinde durulması gereken gerçekler olması nedeniyle çok önem arz ediyor.

Bu anlatacağım hikaye günümüzden bir kadının seslenişi,sızlanışı ve kıvranışını,pişmanlığını ele alıyor.

“Kocası ölmeden 3 gün önce sıkı bir kavga etmişlerdi.Bir süzgeçten geçirilmeden şeytanın ona fısıldadıklarını o da okcasına bağıra çağıra bir bir sıralamıştı.Onun canının neyi acıtacağını,neyin acıtmayacağını iyi biliyordu.Öfkesi yatışınca ve kendine gelince ,kasvetli bir pişmanlık içinde debelenmeye başlamıştı başlamasına ama bu sefer de şeytan hemen barışmama telkini yapmış, o da buna bir güzel uymuştu.

Nereden bilebilirdi ki kocası üç gün sonra aniden ölecek.? İnsan her daim zeval ve firakın sillesini yerken,ölümün belirsizliği aslında her anımızı ölümlü kılıyordu.Üç gün kocasını uğurlamamaış,eve gelince karşılamamaış,kocasının barışma teşebbüslerini de savuşturmuştu.Bütün bunlara kahroluyordu işte.

Yatagına uzandığında filmi yeniden ta en başa sarmıştı hayalinde kadın.Kocam ban küs gitti,diye kendini yiyip bitiriyor,onun gönlünü alamamanın kıskacında boğuluyordu.

Derken sabah başına gelen bir olayı getirip önüne koydu zihni.Onu düşünmeye koyuldu bu kez.Sabah metrobüse binerken yanlışlıkla bir kadının ayağına basmıştı.Ayağına basılan kadın can havliyle bir çığlık atmış“biraz dikkat etsenize” diye yakınmıştı yüzünü acıyla buruşturup. O da o kadına diklenmişti,“asıl siz dikkat edin,bu sıkış tıkışlıkta siz nerde ayagınız nerde,biraz derli toplu dursanız,ayagınız milletin ayağının altına girmezdi.” deyip hışımla sırtını dönüvermişti.Hazır cevaplıkta üstüne yoktu ne de olsa.kadın suspus olmuş,kalakalmıştı kalabalıkta. O an o kadar haklı hissetmiş ti ki kendin.kendinden memnun nasıl da dönüvermişti sırtını kadına.

Şimdi akşamın şu saatinde vicdanı getirp koymasaydı kadının yüzünü gözlerinin önüne,bu haklılıgı sonsuza kadar sürecekti belki de.Aslında gün boyu bir sıkıntı gezinmişti alttan alta.Odalara sığamamıştı bir türlü.Kendi haksızlığını vicdanı biliyordu çünkü.Kadından özür dilemesi gerekirken bir desözleriye sindirmek istemişti onu.Kadın yatagına uzanmış vicdanını dinliyordu.

Ayagına bastğı kadını bulup özür üstüne özür dileyip helaleşmeyi ne çok isterdi.Yüzlerce kere “keşke yapmasaydımböyle” ded..Bininci kere de keşke işe yaramadı,milyonuncu kerede işe yaramıyacaktı.

Tam uykuya dalacaktı ki aklına bir isim takıldı “Abdülkadir” Kimdi bu kişi?.Düşündü taşındı.Tanıdığı bir yoktu bu isimde.Çalıştığı işyerinde erkekleri düşündü tek tek.Yok, bu isimde biri yoktu.Üniversite yıllarına gitti hayali sonra .Bu isimde birini tanımıyordu.Yanı başında duran leptop’a uzandı eli Google’ı açtı.Abdülkadir diye yazdı.İlk sırada Abdülkadir Geylani diye bir isi çıktı karşısına.Hakkında yazılanları okumaya başladı.Bier siteden başka bir siteye atladı .bir ssate yakın onun hakkında okudu.Sonrada onun yaptığı bir duayı gördü.Gözleri faltaşı gibi açıldı .Peygamber’in(s.a.v) bir duasıydı bu.Duayı okudu.Bin kerede okuyabilirdi.Bir nevi,ölülerden ve hayatta olupta ulaşamıyacağı durumdaki insanlardan özür dilemenin bir yolu ekranda duruyordu.

“Ya rabbi! Ben hangi bir mümine onu üzecek ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem;kıyamet gününde o sözü onun için sana kurbiyet eyle;yani o sözden müteessir olduğu kadar onu sana yaklaştır.”

Kadın önce otobüste ayağına bastğı kadın için okudu bu duayı.Sonra hayatını hızlıca gözden geçirip üzdüğü insanları bir bir aklına getirmeye çalıştı.Hatırladıkları için teker teker dua etti.Hz.Peygamber gibi.Sonra kadın sabaha kadar gözünü kırpmadankocası için yakardı.

“Ya Rabbi kocamı üzecek ve gönlüne ağır gelecek tüm sözlerimi kıyamet gününde kocam için Sana kurbiyet eyle.Kocamı sözlerimden müteessir olduğu kadar Sana yaklaştır.”

Mustafa Gedik, bir alıntı ekledi.
 37 dk.

Olmadık bir yerde karşılaşırız belki. Kim bilir belki de karşılaştık. Belki aynı otobüsün birbirine sırtı dönük koltuklarında sırt sırta verip oturduk da haberimiz olmadı.

Dudak Payım, Mehmet ErcanDudak Payım, Mehmet Ercan

Bir Demet Tiyatro
Mükremin:Giden gidene ha
Lütfiye:Öyle giden gidene
Mükremin:Şuan içimde lise son sınıfın son cumasının ince kederi var biliyor musun?
Lütfiye:Benim de, arkadaşlarla son gülüşmeler, hatıra defterine yazılan yazılar. Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın içinler...
Mükremin:Bazen düşünüyorum da bu hayat yani her şey bu gelmeler, gitmeler, koşmalar, durmalar, gülmeler, ağlamalar hepsi sanal be Lütfiye. Yani var da yok aslında ya da aslında yok da biz varmış gibi davranıyoruz. Misal öksürüyorsun sonra dönüp arkana baktığında sana en uzak olan şey o öksürük
Lütfiye:Ben sana pek katılmıyorum Mükremin abi.
Mükremin:Ne zaman katıldın ki zaten.
Lütfiye:Her şeyin boş olduğu doğru değil, birine söylediğin bir söz yaptığın bir iyilik uçup gitmiyor ki birini güldürdün mü mesela uçup gitmiyor ki yanağında izi kalıyor belki bin yıl
Mükremin:Kalıyor mu hakkaten?
Lütfiye:Kalıyor Mükremin abi inan buna. Söz uçuyor belki ama tortusu yüreğin bir yerinde kalıyor mutlaka.
Mükremin:Yani bu kadar zaman haybeye yaşamadık, boşuna konuşmadık öyle mi?
Lütfiye:Öyle, inan bana öyle
Mükremin:İyi bari

Temel Mesele Bellek
Annem uyuşturucuya hoşgörüyle yaklaşır, babam parkta mangal yapılmasına kızardı. Demokrasi en mükemmel rejim değildi ama yeterince iyiydi. Annem, Brigitte Bardot hayvanlara değil, insanlara yardım etmeli, derdi. İkisi de özel hayatıma saygılıydı. Belki de çok fazla. Bana dinin zayıflık olduğunu öğrettiler. Aynı fikirde miyim, bilmiyorum. Yemek pişirmeyi, ilişki kurmayı asla öğretmediler. Ama hep mutluydular. Dostlukların zamanla nasıl bittiğini, insanların yabancılaşıp, arkadaşların birer isim olarak kaldığını öğretmediler.
| Osho, 31. August

Kübranur, Fareler ve İnsanlar'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi

- Bir tutam spoiler içerebilir -
"Önce hayaIIer öIür, sonra insanIar" demiş shekspare... İnsan olabilen kaldı mı diye çıkılmaza götürüyorum kendimi. Sonra hayalsiz yaşayamacağımızı, yaşanılamayacağını.
Peki saatlerimizi günlerimizi ne uğruna feda ediyoruz ? Peşinden koştuklarımız hayallerimiz mi hedeflerimiz mi ?
Hedef değil de hayal diyince sanki daha ulaşılmaz oluyor. Kendimize ulaşılmaz olanları ne de çok kurguluyoruz zihnimizde. Ancak diyorum olmayacağının bilincinde değiliz hiç. Siz mesela toprak bir arazide balık tutmak ümidi ile olta sallar mısınız ? İşte demek ki olabilecek ümidi var ki hayal ediyoruz bazı şeyleri. Bizi ayakta tutan ruh değil sadece belkide...

Kitapta Lennie ve George adlı iki yoldaş var. Lennie aklı noksan saf bir arkadaş, George ise onu koruyan, akıllı, fırsatların peşinden koşan bir adam. Çiftlikte çalışıp para biriktirmeye başlıyorlar. Sebebi ise bir arazi alıp orada kimsenin emirlerine maruz kalmadan ölene dek yaşamlarını sürdürmekdi.
İşler karışıyor , olaylar gelişiyor ve son...

Bir oturuşta bitirebilecek bir kitap. sıkmadan, yormadan, taptaze bir dille yazılmış olması okuyucunun ilgisini üzerinde tutuyor.
Keyifli okumalar... :)

Ne ilginç öyle değil mi, bundan 100 yıl sonra adımız unutulacak önce, sonraki yüzyılda da unutulduğumuz da unutulacak.

Çocuklarımız bizi hatırlayacak. Onlar ölecek, torunlarımız hatırlayacak, sonra onlar da ölecek ve unutulacağız.

Kendimizi "ne" sanıyorsak, cevabını burada aramalıyız belki de...

Nefise Şahin, Azat Kuşları'ı inceledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · 21 günde · Beğendi · 8/10 puan

Kitap bitti belki ama boğazımda bir düğüm var hala..

Kinin, öfkenin, insanların başına neler açabileceğini sayfa sayfa okumak zor geliyor insana. Olaylar, belki sadece bir köyde geçti bu kitapta ama çevremize şöyle bir baktığımızda her yerde görebileceğimiz hatta gördüğümüz sahneler.

Hırs, öfke ve kinin kararttığı kalpler için adalet sadece kan akıtmaktır ve kan durmadıkça olaylar da durulmayacaktır.

Olaylar durulmadığı sürece de gözü yaşlı çok insan olacaktır.

Toplumun ahlak yapısı çöküyor. Bir çok insan bunu aydınlanmak olarak yorumluyor. Müslüman insana gerici demek çok kolay belki de.

Ahlak, din ve insanlık ortadan kaldırılmaya çalışıldığında ortaya vahşetler çıkıyor. Buna aydınlanmak diyenler, aydınlanmaya devam etsinler. "Gerici" kafasıyla ben daha huzurluyum.

Ahmet Günbay Yıldız, bir kez daha kayıp giden ahlaka değinmiş. Belki, bazı yerlerinde sıkıldım kitabın ama vermek istediği derslerin en başından beri farkındaydım.

Gerçeklere kulaklarını kapatmayan herkese tavsiye ederim.