• 224 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Yazarımızın diğer kitapları hakkında bilgim yok ama bu kitabi sade bir dille yazılmış. Bunaltmadan okutuyor kendini.
    Bu kitapta ise, günümüz ve geçmiş zaman dilimleri arasında gel git yapiyoruz ki bu tür kitaplar benim çok sevdiğim tarzlar. Geçmiş zamanda Kısmet ile Mehmet kardeşlerin özlem dolu hayatı, günümüzde Nagehan ile Serhat'ın duygusal yaşamı nı okuyoruz. Tabi bu kişilerin ortak noktası var:Yemen.
    Yemendeki askerlerimizin iç burkan yürek yakan yaşantısı belki de beni en çok sarsan kısımlardı. Kitabın sonu ise asagi yukarı tahmin edilebilir olsa da okutturdu kendini..
  • 99 syf.
    ·10/10
    Cemal Şakar’dan okuduğum bu üçüncü öykü kitabı. Daha önce Pencere ve Sular Tutuştuğunda kitaplarını okumuştum. Bilhassa Pencere’yi çok beğenmiştim.

    Bu son kitapta öyküler durum öyküsü şeklinde yazılmış. Bazen bir savaş, bazen savaşta çocukların durumu, belki dramı; bazen şeytanların orada burada fiskos üflediği, ezanların bile temizleyemediği bir şehir; bazen haksızlıklar, zulümler, kıyımlar; bunlar karşısında takınılan, ya da takınılmayan suskun tavırlar, feryatlar, başkaldırılar; vatana bayrağa adanmışlıklar ve yaşanan çelişkiler; bazen kapitalist sistemin eleştirisi anlatılıyor. Güncelin izleri de var. Gazete haberleri, sosyal ağlar, belki bir fotoğraf karesi de öykülerde yer buluyor. Fotoğrafta gördüklerimiz değil, fotoğrafın öncesi ve bazen sonrası da nazarlarımıza sunuluyor.

    Kitapta ara ara argo ve küfür sayılabilecek kelimeler yok değil. Hayatın içinde bir ayna olmak adına yapılsa da buna benzer söylemler benim hoşuma giden şeyler değil. Küfürün yazılmasına maalesef tahammül edemiyorum. Edebî bir kitapta edepsiz kelimeler çok sırıtıyor. Kitabı okurken Leyla İpekçi’nin Güzel’in Binbir Yüzü’nü anlatırken kullandığı katmanlı ve dolayımlı anlatım tarzını hatırlamadım değil.

    İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:
    Sırtımda çanta, çantada ağır kitaplar, kitaplarda küçük dünyalar. Kitaplardan mı konuşacağız, hayattan mı?
    *
    Bahar yağmurları güzeldir, bereketlidir. Bembeyaz pamucuk bulutlar, masmavi göğün sonsuzluğunu bölmüş, betonun arasına sıkışmış, erguvanlar, erikler, bademler uzanıyor insanın içini ısıtan bahar güneşine; güneş ne kadar da uzak. Bulutları güneşi, baharı çekiyorum içime; içim genişliyor, ferahlıyor. Verdiğim nefesle içim daralıyor, hiçbiri benim olamıyor; ben hiçbiri.
    *
    Kitap, 2012 yılında hem Ömer Seyfetin Hikaye Ödülünü, hem de Eskader Hikaye Ödülünü almış.
  • 144 syf.
    ·10/10
    Çocuk edebiyatı denilince son zamanlarda akla gelen ilk isimlerden biri, Bestami Yazgan olsa da ben onun yazdıklarından ve şiirlerinden vaesafa ki bilmeden uzak kalmışım. En son 40 Hadis 40 Yazar kitabını okurken “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğudur.” hadisinin açıklamasını onun şu güzel şiiriyle okumuştum.

    Çiçeklerle hoş geçin,/ Balı incitme gönül./ Bir küçük meyve için/ Dalı incitme gönül.
    Konuşmak bize mahsus,/ Olsa da bir güzel süs,/ ‘Ya hayır de, yahut sus.’/ Dili incitme gönül.
    Sevmekten geri kalma,/ Yapan ol, yıkan olma,/ Sevene diken olma,/ Gülü incitme gönül.
    Başın olsa da yüksek,/ Gözün enginde gerek,/ Kibirle yürüyerek/ Yolu incitme gönül.
    Mevlâ verince azma,/ Geri alınca kızma,/ Tüten ocağı bozma,/ Külü incitme gönül.
    Dokunur gayretine,/ Karışma hikmetine./ Sahibi hürmetine/ Kulu incitme gönül.

    Bu şiirden sonra da Gönül Fotoğrafı şiir kitabını edinmiştim. Kitap birkaç gün rafımda kaldıktan sonra dün sabah elimdeydi. Bir oturuşta okudum desem yalan olmaz. Gerçi şiir kitapları öyle bir oturuşta bitirilmez. Kelimelerin bağdaşıklık ilişkilerini çözünceye kadar romanda beş sayfa okursunuz yani. Ama buradaki her bir mısra arı duru bir dille yazıldığından herhangi bir süzgeçten geçmeden direk kalbe aktı. Bu sebeple de hemen bitti.

    Bir söyleşisinde “Şiirde öğretmenim A.Neşet Dinçer'dir, manevi öğretmenim olarak da Yunus Emre'yi kabul ediyorum. Bununla beraber Fuzuli'yi, Karacaoğlan'ı, Yahya Kemal'i, Arif Nihat'ı, Mehmet Akif'i, Necip Fazıl'ı ve Abdürrahim Karakoç'u severek okuyorum.” der. Bu şairlerin etkisini şairimizin şiirlerinde görmek mümkün. Kitap da arzu vezniyle yazılmış iki de gazelini okudum

    Bestami Yazgan’ın biyografisini okurken Mesam üyesi olduğunu görünce, demek ki şiirleri aynı zamanda bestelenmiş dedim. Orhan Hakalmaz ve Uğur Işılak onun şiirlerini besteleyip okuyanlardanmış. Kitap dört bölüme ayrılmış: Zaman Aynası, Yürek Bestesi, Kutlu Hazine ve Rahmet Gülistanı. Şiirler hece vezniyle yazıldığı gibi serbest tarzda yazılanları da var aralarda. Her ne kadar serbest olsa da şiirler hiç kafiye de yok değil. Şiirde sesler oldukça ahenkli dizilmiş. Akıcılık da buradan kaynaklanıyor. Takılmıyorsunuz yani.

    İşte Gönül Fotoğrafı’ndan altını çizdiğim mısralar:

    Ne zaman/ Gönül fotoğrafı çektirsem
    Öyle ışıklı / Öyle yakışıklı/ Çıkıyor ki yüreğim,/ Hiç sorma!
    Nakış nakış, oya oya/ Her yerinde sen varsın ya!
    *
    Yüzünü görünce gün tazelenir/ Sesini duyunca can tazelenir/ “Belki” çiçeklenir an tazelenir/ Düşlerimi yıldızlara asarım/ Ben susunca dağlar gibi susarım.
    *
    Ferman dinlemeyen nefisten gayrı/ Olmadı cihanda hasmımız bizim.
    *
    Dünya pazarında kârı bıraktım/ Yokların içinde varı bıraktım/ Gönül yükü inkisarı bıraktım/ Can bir’de eridi haberin olsun.
    *
    Açsın diye vefa gülü/ Sevdik, en dikenli yolu;/ Dört bir yana deli dolu/ Estiğimiz, dost içindir.
    *
    Hasretin göğsümde değirmen taşı/ Gözlerim gizlice öğütür yaşı.
    *
    Cezamız sevmek olsun/ Ezamız sevmek olsun/ Yıldızlarla süslenen/ Fezamız sevmek olsun.
    *
    Kavgayı, nefreti, kini bıraktım/ Ruhuma yük olan teni bıraktım/ Bir sevda seline ben’i bıraktım/ Sevgiyi gönlüme sultan eyledim.
    *
    “Elest” günü test olmuşum/ “Belâ” ile mest olmuşum/ Dikenlere dost olmuşum/ Güle minnet eylemem.
    *
    “Sevgi sofrası kurulsun / İsteyen gelsin buyursun.” Ben buyurdum. Ziyafet güzel. Ne zaman isterseniz aynı ziyafetten siz de istifade edebilirsiniz.
  • Belki de uyuyordur, uyanmak üzeredir...
  • Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil 
    Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan. 
    Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü 
    Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki 
    Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı? 
    Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı! 
    Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi. 
    İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı..

    Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum
    Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar 
    Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız 
    İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık. 
    Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması 
    Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması 
    Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı! 
    Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi. 
    Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma 
    Hepsi ağzıma sıçtı..

    Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil. 
    Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister 
    Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata 
    Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik.. 
    İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim. 
    Ben seni severim sevmesine de 
    İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
  • Belki de başkası için düşündüklerimiz, sadece kendimiz için düşünmemiz gerekenlerdir.
  • Bırak kim bağlarsa bağlasın gözlerimi.
    Çok düşündüm bilek damarlarımı kesmeyi
    Rönesans öncesi devirlerden kalma zehir içmeyi
    Ve düşmeyi yüksek kulelerden mermerler üstüne
    Ayaklarıma taş bağlayıp denizler altında ölmeyi
    Yine de ölmedim görüyorsun, ölmedim
    O aşağılık hesaplar, küçük korkular bırakmadı beni
    Belki de sen bırakmadın, bilmiyorum
    Bıraksaydın çoktan unutmuş olacaktın
    Halbuki şimdi benden kaçman da zor
    Anlıyorum beni sevmen de zor
    Dedim ya bir yere kadar yaşamak güzel
    Ama bir yerde ölüm güzel oluyor.
    Ümit Yaşar Oğuzcan
    Sayfa 136 - Everest Yayınları, 2008