Aldatmak özgürlük değildir arkadaşlar. Yalan söylemekte özgürlük değildir. Insanlara kelimeleri iyi satıyor olmanız haklı olduğunuzu göstermez. Vurulunca çok ses çıkaran bir teneke olduğunuzu gösterir. Aldatmak iki kişi tarafından olur. Kız genelde masumu oynar. Ancak ilişkisi olan bir erkekle konuşabilecek kadardır. Daha fazla kelimeye lüzum yoktur. Bu kadardır.Erkek özgürlükten ve baskıdan bahseder. Yani saygısızlığı ve bu kadar düşük bir davranışı özgürlük gibi yüce bir kelimeyle bağdaştırır. Yani kendisi gibi birini özgürlüğe yakıştırabilir. Siz affetmeye çalışırsanız zorlamayın. Çünkü utanmadan bunları yapan insanlar her türlü yüzsüzleşebilirler. Ve sınırları da olmaz. Aldatmayı ve yalanı kendine yakıştıran insanlara yakıştırmayın kendinizi. Çünkü belki de siz özgürlük kadar yücesinizdir. Onlar ise yalan ve aldatmak kadar aşağılık.

Ahmet, bir alıntı ekledi.
11 dk. · Kitabı okuyor

Görünmediğimizde yok olduğumuzu, unutulduğumuzu, yer kaplamaz olduğumuzu sanıyoruz.
Yeterince iyi, yeterince derin, yeterince hakikatli göremediğimizden olsa gerek, gördüklerimiz bizi yeterince meşgul etmiyor. Biz, görünmenin telaşındayız.

Belki de Üzülmeliyiz, Ahmet Murat (Sayfa 17)Belki de Üzülmeliyiz, Ahmet Murat (Sayfa 17)

Kim bilir.
Tırmanarak gittiğin yoldan yuvarlanarak dönmek istiyorsun bazen , belki yorgunluktan belki kızgınlığından belki de o yolu kirletenlerden bırakıyorsun.

Pelin, bir alıntı ekledi.
21 dk. · Kitabı okudu · 7/10 puan

Kuşlar belki de hep uzakta, sadece gözlerimizle sevebileceğimiz bir mesafede kalmalı. En azından biz de uçana, onlarla birlikte gökyüzünde yan yana uçmayı öğrenene kadar.
O gün gelinceye kadar kuşları hep başımızı yukarı kaldırarak sevmeliyiz, göklere bakarak. Bizi sevgisiyle göklere baktıran başka ne var ki!

Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi, Ece Temelkuran (Karakarga Yayınları)Olmayan Kuşlar Ansiklopedisi, Ece Temelkuran (Karakarga Yayınları)
Nisa Bulut, Godot'yu Beklerken'i inceledi.
22 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Godot bu akşam gelemeyecek ama yarın mutlaka gelecek. Yarın gelmezse ertesi gün bekleriz. İsterse gelmesin, ne önemi var! Biz yine bekleriz. Onu beklerken yaşadıklarımız ve yaşayacaklarını için bekleriz. Ya da hiçbirini yaşamamışızdır. Kimseyi görmemiş, kimseyi duymamış, kimseyle konuşmamışızdır. Başka günlerden farksız bir gün dilsiz olmuşuzdur ve yine başka bir günde kör olmuşuzdur. Godot belki de ölümdür ve onu beklemek artık bir alışkanlık haline gelmiştir. Onu beklerken olan -ya da olmayan- olaylar da hayattır. Belki de hiçbir zaman Söğüt ağacının altında bir çift çizme ve bir şapka olmamıştır. -Mantıksızlığın içinde mantık aramak.-

Burak BAĞRIAÇIK, Beyaz Kale'yi inceledi.
 29 dk. · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı. Yazarın, kitabı okumadan önce Türk'e, tarihine, kültürüne karşı görüşlerini bilerek okudum. Açıkça söylemek gerekirse Orhan Pamuk edebi kişiliğini bir yana bırakıp eleştirirsek, her ne kadar Nobel'e layık görülse de benim gözümde 'Vatan Hainidir'. Keşke bunları söylemesem, keşke Nobel almış bir Türk aydınımız olarak övünç kaynağımız olsaydı ama işte kendisi bunu istemiyor.
Peki neden bu kadar sert eleştirdim kendisini: Yanlış hatırlamıyorsam 2005 yıllarında kendisine ait şu sözleri sarf etmiştir: "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ama hiç kimse bunları konuşmaya cesaret edemiyor" Şimdi kendisini az biraz Türk gören birinin, şu sözleri vicdanına nasıl yedirmesi beklenebilir? Siz okurlara soruyorum. Sadece bununla da bitmiyir iş. Pamuk kitabıyla ilgili sözlerinde Tarihi olayları anlatmak gibi bir derdinin olmadığını söylüyor. Kurgu üzerine ayarlandığından bahsediyor. Ama Osmanlı'yı 600 yıl 3 kıtada hüküm sürmüş bir devleti geri kalmışlıkla, acımasızlıkla, padişahlarını aptallıkla, Osmanlı'yı hoşgörülü bir imparatorluk olduğu biliniği halde, din konularında baskıcı olduğunu dolaylıca anlatmayı da ihmal etmiyor ne hikmetse.
Kitaba gelirsek kendisin de ifade ettiği gibi, romandaki ana olayları hangi kitaplardan okuyup nasıl topladığını söylüyor bizlere: Osmanlı'lardaki ilmi, 'Niye benim ben?' sorusu, çocuksuluk ve silah yapma tutkusu, kitap kurtluğu, yıldızla ilgili araştırmalar gibi. Bu kitabı yazmak için okuduğu kitaplardan çıkardığı temanın "İyilik yapmak, başkalarına yararlı olmak için yanıp tutuşan bir kahraman!" olduğunu belirtiyor. Kitapta Batı'ya özentilik durumunu kitabın sonunda Beyaz Kale üzerine yazısında şöyle ifade ediyor: "Belki de, insanların kendilerini, okudukları kitaplarla değil, işittikleri sözler ve başkalarına duydukları hayranlıklarla değişirdiği bir ülkede yaşadığımız için, Kâhin'imin, bilimi Batı'dan gelen birisinden öğrenmesine karar verdim." Kâhin dediği Osmanlı olan Hoca. Batı'dan gelip bilimi öğreten de Venedikli bir esir. Efendi-köle ilişkisini bu iki kişi arasında ortaya çıkarıyor birbirleriyle aynı masada oturup tartışmalarıyla birlikte.
Şunu da belirtiyim: Murat Bardakçı'nın Beyaz Kale'nin inhialle oluşturulduğuyla ilgili yazısı var. Ben onun yalancısıyım. Açıp okuyabilirsiniz.
Ama kitap edebi olarak güzel bir eser. Kurduğu cümleler etkileyiciydi. Bazen durağan gelebilir ben bazı yerleri 2-3 tekrarla okumak dışında fazla zorlanmadım.
Bundan sonra Orhan Pamuk okuyacakmıyım? Tabi ki okuyacağım. Sizlere de bi tavsiyede bulunmak istiyorum. Eğer okuduğunuz bir kitapla ilgili eleştiri yazısı bukabiliyorsanız mutlaka okuyun derim. O zaman daha da gelişebiliriz. İyi okumalar herkese..

B.BAĞRIAÇIK

Gideyim de kendime mezarlık satın alayım,
Belki Yüce Rabbim ilk adımı benden bekliyordur.

Şefik..

Ayşegül bakıcı, bir alıntı ekledi.
35 dk.

Tüfeğimi getireceğim, Paul. Bunu yapayım mı? Belki de öbür dünya daha iyi bir yer. Hem fareler hem de insanlar için.

Sadist, Stephen KingSadist, Stephen King