...
ne kireç badanalı evlerde doğmuş olmak,
ne ellerin hırsla yaban tutuşu,
ne fabrikalarda biteviye üretilmekte olan kahır,
dev iştihasıyla bende kabaran aşkı,
yetmez karşılamaya.
İnsanlar,
hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır.
o ferah ve delişmen birçok alınlarda,
betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır.
çelik teller ve baruttan çatılınca iskeletim,
şakaklarıma dayanınca güneş,
can çekişen bir sansar edasıyla,
uğultudan farkedilmez olunca konuştuğum,
kadınların sahiden doğurduğuna,
toprağın da sürüldüğüne inanmıyorum.
nicedir kavrayamam haller içinde halim.
demiri bir hecenin sıcağında eriyor iken gördüm.
bir somunu bölünce silkinen gökyüzünü,
su içtiğim tas bana merhaba dedi, duydum.
duydum yağmurların gövdemden ağdığını.
...
söyle bana binbir kokuşlu yârim
sen sen misin bu tende
sen sen misin bu sende
rengin misin sen senin
bana böyle binbir yönlü gelişin misin
söyle bana
a benim sevdiceğim
sen sen misin şu bende
— ... Çok iyi anladım, İvan: İçinle, karnınla sevmek istiyorsun; güzel söyledin bunu. Böylesine yaşamak isteğiyle dolu olduğun için senin hesabına memnun oldum. Bence hepimiz, her şeyden önce hayatı sevmeliyiz.
— Anlamından çok hayatı sevmeli, öyle mi?
— Evet, dediğin gibi mantıktan önce, mutlaka mantıktan önce hayatı sevmeli; anlam ancak o zaman anlaşılır hale gelir. Çoktandır bunun böyle olduğu düşüncesi uyandı bende… İşinin yarısı yapılmış, şimdi ikinci yarısına bak, selamet ondadır.