Dönsen bile ,bulamazsın beni bende
"Gidişiyle hayatımda öyle büyük bir boşluk bıraktı ki, artık geri gelse bile o boşluğu dolduramaz."
Ben sanmıştım ki, kapıdan dönersin, hadi indin diyelim aşağı apartman kapısından dönersin, mahallenin köşesinden dönersin, gece çat kapı dönersin. Kapı sesi duyulmadı. Şaka yapıyorsun sandım, cenaze nefesi dinleyen insanların umu­duyla odaları dolandım. Belki saklanmışsındır, sen de beni bekliyorsundur kapının arkasında falan diye düşündüm, Mu-azzeeeez diye seslendim odalarda. Banyo dolabının içine bile baktım Muazzez. Mutfak masasının altına baktım, çiçeklerin arkasına, yatağın altına... Hiç şakadan anlamıyorsun Muaz­zez, ben seni terk etsem en fazla perdenin arkasına saklanır­dım ki, oraya da baktım. Dönüp tekrar koltuğun aynı yerine yığıldım. Saate baktım, gece olmuş. Yelkovan gitti, gitti, gitti, gitti diyordu bu kez. Biliyoruz, gitti dedim yelkovana. Oturduğum yerde bacaklarımı karnıma çekip yana yıkıldım.Sallana sallana uykuya dalmayı beklerken o geldi. Aklım çıktı Muazzez. Kızım depresyon öyle tak diye gelir mi? Geldi valla. Sen gittin o geldi Toplamış ne var ne yok yanına, bütün sıkıntıları, karın ağrılarını, bozuk kalp atışlarını, ten üşümesini, mide krampları­nı, sık sık tuvalete gidişleri, hiç yapamayışları, kesin bende bir hastalık var ama kimse bilmiyor vehimlerini, uykusuz ge­celeri, uykulu halleri, el titremelerini, kalkıp gidiverme hissi­ni, intihar etsem edebilir miyim acaba sorularını, iç çekişleri, dalıp dalıp gitmeleri, hepsini toplamış valizine gelmiş. Kay öteye deyip kıvrıldı yanıma. Sen de nereden çıktın diyeme­dim. Nasıl sana benziyordu depresyonum anlatamam Muaz­zez. Kokusu sen, bakışı sen, gülüşü sen... Duman olmuşsun da duman etmeye gelmişsin gibi uzandın yanıma.
Sayfa 186
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kent hareketlenmeye başlıyor, ilk metroların homurtularıduyuluyordu. Tam o sırada, çok iyi anımsıyorum, Rebecca bendenayaklarını ısıtmamı istedi, hani bir kural vardır, belden aşağınınanahtarına sahip olabilmek için önce üst tarafın tatmin edilmesigerekir; işte ona uyarak bacaktan dudaklara kadar çıkıyordum.Fakat öylesine gülüyorduk ki ilk öpüşmemiz ancak önce dişlerimiz,ardından da burunlarımız uzun süre birbirine çarptıktan sonra yetişkinlere has ve kurallara uygun bir nitelik kazandı.-Baksana, dedim, ağızlarımız birbirinden ayrıldıktan sonra, benim bir doktora görünmem gerekiyor. Bana tuhaf bir şeyler oluyor.Ve elini tutup temasımızın bende yol açtığı sertleşmeye değdirdim. Önümdeki küçük tümsek gururunu okşadı ama onda özel birheyecan yaratmadı. Gerçekte, sonuca varmak için pek acelemizyoktu. Tanışır tanışmaz kendini bir erkeğe ya da bir kadına vermekarzusuyla yanıp tutuşanların kaba tensel kanıtlamalarına ihtiyacımız yoktu. Daha önce patlatılan havai fişeklerin yanında, o akşambize sevişme eylemi gereksizmiş, en azından bu konuda aceleye gerek yokmuş gibi görünüyordu. Kendi kendinden başı dönen, kendiyürekliliği karşısında şaşırıp kalan, bir sonucu umursamayan aymaz bir baştan çıkarmanın içinde süzülüyorduk. Üstelik, itiraf etmeliyim ki, Rebecca, öyle başkaları gibi cinselliği olduğu düşünülemeyen şu çok güzel varlıklardan biriydi. Siluet ve hatlar anlamında alışıldık insan türünden öylesine uzaktı ki onun mahremiyetininde aynı şekilde farklı olduğunu tahmin ediyordum. Tutuşmuş aklımona, güzel yüzü kadar baştan çıkarıcı mükemmel bir münasebetsizlik olan duyulmadık bir organ yakıştırıyordu. Sahi, diyordum kendikendime, sakın bu kız karnının alt kısmında bir cinsel organ olmadan doğmuş olmasın? Doğa onun için yeni bir çözüm bulmuş olmalı!Ve geceyi aylak aylak orada
Romanlar mahzun insanı omuzları çökmüş, gözleri sömüş, hareketsiz ve sessiz bir insan diye, yani daha açıkçası bir miskin şeklinde tasvir ederler. Bende daima bunun aksi olmuştur. Ne zaman derin bir üzüntüye kapılsam gözlerim parlar, tavır ve hareketlerim neşelenir, içim içime sığmaz olur. Dünyayı hiçe sayıyormuşum gibi kahkahalarla gülerim, türlü gevezelik ve delilikler yaparım. Bununla beraber, öyle sanıyorum ki, yakın kimsesi ve başkalarına açılmağa kabiliyeti olmıyan insanlar için bu, daha iyi bir şeydir.
Her şey yavaş yavaş gelir. Nefsimizden, nefsimizin üzerine örtülmüş perdelerden, şirkten, küfürden, nefsin vehminden, zannından yavaş yavaş kurtuluruz. Biz nefsimizden kurtulunca da en son muameleyi Allah yapar. Nasıl? Bütün Mürşid-i kâmillerin bu konuda söz birliği vardır. Derviş, nefsinden temizlenince en son hakkın nazarı Mürşidi kâmille beraber gelir; yani Allah, Mürşid-i kâmille dervişe nazar eder ve dervişteki son perde bu nazar sonucunda paramparça olur, toz duman olur; çünkü derviş artık gücünün yetmediği, hiç bilmediği, anlamadığı yere gelmiştir ve ne yapacağını, nasıl yapacağını bilemez hâldedir; ama bu yolu yürürken huzurda durmuş, çabasını, gayretini sarf edip gereken sabrı göstermiştir. Bu defa da Allah ona “şimdi sıra bende, sen elinden geleni yaptın, şimdi ben bir tecelli edeyim de gör” buyurur ve her şeyi bir vesileyle yaptığı gibi bu tecelliyi de bir vesileyle; yani Mürşid-i kâmille yapar. Mürşid-i kâmille yapmasının sebebi nedir? Çünkü kulunu yol boyunca Mürşid-i kâmille yürütmüş, âyetlerini onunla okutmuş, nefsini tezkiye edip terbiye etmiş, hikmeti, bilmediklerini öğretmiş, yolu onunla yürütüp terbiye etmiş, edeplendirmiş, huzurda durmayı öğretmiş ve onu yine Mürşid-i kâmille huzuruna hazırlamıştır. O yüzden bu son ikramı yine Mürşid-i kâmille yapar ve onunla dervişe nazar edip dervişteki son perdeyi paramparça eder. Bunun sonucunda ise dervişin hakikati kendi üzerinde tecelli eder. Evet, bu âlemde olduğumuza göre rabbimizin bize yolu nasıl gösterdiğini, bizi vahyiyle nasıl eğittiğini, terbiye ettiğini, edeplendirdiğini anlamaya çalışmamız ve onun terbiyesiyle terbiye olmamız gerekir. Öyle ki yolu yürüyüp o son perdeden kurtulabilelim ve rabbimizin huzurunda duralım. Allah bizi kendini tanımayanlardan ve bu âleme neden geldiğini
Sayfa 389·Kitabı okuyor
Tasavvuf ve Din
"Tanrı nasıl bişey?" "Hiç görmedim ki?" "O zaman var olduğunu nereden biliyorsun?': "Var olup olmadığını bulmak da senin işin." "Harika! Nasıl bişey olduğunu bile bilmiyorsun, öyle mi? Nerede bulabilirim onu?" "Bilmem Gerçekten bilmiyorum. Ama her yerde olduğunu söylüyorlar. Yerde, gökte, çiçekte... sende, bende... şu sandalyede"
Alıntı