• Gördün mü bak uyumuyormuş yazar…
    Şimdi bu senin sakarlığın deme bana, sana diyorum! Ben karakterim ve adım MÜMTAZ! Anlamı ne biliyor musun? Diğerlerinden ayrılmış, üstün, seçkin, SEÇİLMİŞ! Bu kadar mı basit yazar bozuntusu? Ben sadece, boşa gitmiş bir sperm bozuntusu muyum? Milyonda bir şanslı mı? Yoksa, milyonda bir seçilen cenabet yarışmasının birincisi mi? Belli ki aklında, senaryonun sonuna dair hiçbir fikrin yok. Tasarlayarak ilerlediğin planında yok ki senin yerine ben konuşuyorum. Bu amatörce! Bak bu kitap tutmaz, yazma! Sil beni, anlıyor musun sil! Hem ben kurtulayım, hem sen kurtul, hem okuyan kurtulsun…
    - Kapı çalar…
    Aksiyon diyorsun, yemezler. Bakmayacağım kapıya, hiç zorlama…
    - Kapıdaki kişi hafifçe kapıyı yumruklayarak “ Mümtaz, açsana oğlum benim Ensar… “
    Beni Ensarla mı kandırıyorsun yani? Şöyle güzel bir bayan fena olmazdı hani?
    - “ Mümtaz! Açsana oğlum… “ Mümtaz’ın telefonu çalmaya başlar. İnanıp, inanmama arasındadır…
    Tamam lan, şimdilik sen kazandın! Ne var lan, ne var?
    - Kapıyı açar Mümtaz. Ensar sinirli bir şekilde “ Niye açmıyorsun kapıyı? “
    Unutmuşum…

    ***** *****

    - “Kapıyı açmayı mı unuttun?”
    Neyse ne işte Ensar, gir…
    - “Sende bugün bir gariplik var?”
    Bugün değil mi? Bugün milat çünkü ben doğdum…
    - “Nasıl yani bugün müydü senin doğum günün?”
    Onu kastetmedim ben... Geç otur.
    - “Evet?.”
    Ne kadardır tanıyorsun beni?.
    - “Çocukluğumuzdan beri sen hesapla işte…”
    Bana karşı hep dürüst müydün?.
    - “Amacın ne Mümtaz?“
    Evet ya da hayır?.
    - “Evet.”
    O zaman hazır mısın soruyorum?.
    - “Nereye varacaksın çok merak ediyorum?.”
    Sen yazarın tarafındasın değil mi?.
    - “Ne? Anlamadım?”
    Kardeşim buldum ben işte yorma beni! Burası yalan dünya ve ben bir karakterim! Sende öylesin tamam mı? Bizi şu an biri yazıyor. Tahminime göre, bu ağzımdan çıkan kelimeleri, şu an biri okuyor, okuyan kişide şu an kitabın başında.
    - “Sarhoş mu oldun sen?.”
    Zorlaştırma lütfen…
    - “Ben neyim peki şimdi?”
    Karaktersin!
    - “Mümtaz, ben otuz altı yaşındayım. Akıl var mantık var sadece bir yılım, üç yüz altmış beş gün ediyor. Bu kadar uzun kitap mı olur?.“
    Bak işte hemen sana otuz altı yıl yaşamışsın gibi donanım yüklüyor anladın mı? Soru işareti yok, aklına gelebilecek her şey saniyesinde çözülüyor, ekleniliyor, çıkarılıyor ama senin ruhun anlamıyor, hissetmiyorsun yani, anlatabiliyor muyum? O senin hayatından bir kesit alıp sadece o kesiti okuyana yansıtıyor, anladın mı? Örneğin ben kendi hayatımın senaryo olduğunu, benimde bu senaryonun içinde rolümün Mümtaz olduğunu yakaladım ve yazar için benim hayatımın bu kısmı önemli, çözdün mü?
    - “Şimdi sen diyorsun ki her şey yalan? Bizler bir senaryonun karakterleriyiz öyle mi? Bak bundan güzel senaryo olur işte.“
    Lan işte yazıyor diyorum zaten sana biri! Bak yoğunlaş Ensar! Sende kurtulabilirsin…
    - “Mümtaz taşak mı geçiyorsun?.”
    ( Siz beni duyuyorsunuz değil mi? Yalan değil biliyorsunuz. Şu an iç sesimi silmiyorsa veya sansürlemiyorsa yazar, bu benim iç sesim. Yanılan kişi ben değilim, öyle değil mi?. )
    Şöyle yapalım o zaman… Al kardeşim.
    - “Eyvallah…”
    Afiyet olsun…
    - “Eee?.”
    Diyelim ki ben Mümtaz adlı kitabın başkarakteriyim…
    - “Evet, diyelim ki öylesin…”
    Bu senaryo biraz değişik çünkü ben bu kitabın karakteri olduğumu anladım, tamam mı?.
    - “Tamam?.”
    Şimdi asıl soru geliyor… Ben bir karakter olarak, okuyucum ile nasıl iletişime geçebilirim?
    - “Sen ciddi ciddi böyle olduğunu mu düşünüyorsun?.”
    Böyle olduğunu düşünüyorum desem, deli olduğumu mu düşüneceksin?.
    - “Yok ama olma potansiyelini taşıyor olarak düşünebilirim. “
    Beni anlamayacaksın değil mi?.
    - “Mümtaz gözünü seveyim saçmalama ya! Şaka yapıyorsan da, yeterli bu kadarı...”
    ( Sen salak mısın Mümtaz? Senin dışındaki herkesi yazar kontrol ediyor belli ki… )
    Aman iyi be kardeşim, şaka yapamayacağız yani sana…

    ***** *****

    - “Yap kardeşimde ne biliyim, neyse… velhasıl kelam Mümtazcım, senaryodan ibaret senin düşüncen anladın mı?.”
    Tamam, bu bir film olabilir Ensar ama sende şunu unutma… Bu da bir kitap ve kitaplar, en büyüğü de dahil en küçüğü de, hiçbiri göründüğü kadar küçük de değil, büyükte anlatabildim mi?..

    ***** *****

    - “Anladım kardeşim.”
    ( Örneğin şu an hissettiğim kadarıyla… Yazar beni yazmayı bir ara bıraktı. Sanırım şu an tekrar yazarken, beni izlediğini düşünüyorum. Sana bunu söyleyebilir miyim Ensar? Pardon… Size söyleyebilir miyim sayın yazar? Sanırım karakterlerinizi yani sizi ikna etmem gerekiyor öyle mi yoksa?… )
    - “İyi misin kardeşim, daldın?.”
    Bir sorum daha olacak ama kelimeleri toparlamaya çalışıyorum…
    - “Bekliyorum…”
    Sıkıldın mı?.
    - “Neyden?.”
    Ne biliyim işte yaşantından…
    - “Zaman zaman sıkılıyorum tabi her insan gibi ama hayat yine de yaşamaya değer kardeşim.”
    Sen karakterinden memnunsun yani?.
    - “Sen değil misin?.”
    Böyle bir karakter olacağımı düşünmemiştim…
    - “Nasıl yani?.”
    Rolümün bu olması garip geliyor…
    - “Mümtaz karakterini biz seviyoruz… O ne olacak peki?.”
    O da sizi seviyor, sevdiği için zaten anlatma ihtiyacı duyuyor…
    - “Eğer dediğin gibi bir yazar tarafından yazılıyorsak ve senin gibi bir karakterin yanındaysam, bu benim için gurur verici kardeşim…”
    ( Demek oluyor ki… Doğru yoldasın Mümtaz ayrıca teşekkür ederim size sayın yazar. ) Eyvallah kardeşim.
    - “Haydi! Çıkalım dışarı, biraz kafa dağıtalım…”
    Yok kardeşim… Uyku bastırdı feci ama bak sözüm olsun yarın yapalım.
    - “İyi ben kaçıyorum o halde ama yarın içiyoruz bak?.”
    Yarın söz kardeşim. Kendine iyi davran, görüşürüz.
    - “Eyvallah! Allaha emanet…”
    Cümle-miz öyle kardeşim…
    Gitti... Kaldık mı baş başa?. Bu arada… Hep ben mi konuşacağım böyle? Gerçi siz bilirsin iyisini doğrusunu. Siz yarattınız sonuçta ama benim uykum var, uyumak istiyorum izninizle… Eğer uyanmamı isterseniz, kaldırırsınız efendim, saygılar, sevgiler…

    ***** *****

    - Mümtaz yatağına uzandı ve çarşafını üstüne çekip, tavana anlamsızca bakmaya başladı. Ağır ağır kapanıyordu gözleri. Gözlerinin ışığı söndü, karanlık onu yok etmişti. Nerede olduğuna takılmadan, karanlıkta öylece bekliyordu rüya dediği alemi...
    Bir ışık belirdi, çok ilerde…
    Ona doğru yürümeye başladım, çok uzaktı…
    Koşmaya başladım…
    Yorulmuyordum ama hiç yaklaştığımı da düşünmüyordum, sanırım… Ben olduğum yerde öylece koşuyordum, vazgeçtim koşmaktan, uyandım sonra…
    - “Pardon, şunları tazeler misiniz?. Ee sonra?.
    Ensar sonra uyandım dedim ya…
    - “Hım… Garipmiş…”
    - Mümtaz çaktırmadan, Ensar’ın baktığı yere bakar. Birisi sarışın diğeri esmer, iki kadın oturmaktadır…
    - “Nasıl güzeller değil mi?.”
    Gerçek güzeldir kardeşim.
    - “Değil mi?.”
    - Mümtaz bir anda kalkar ve masalarına gider…
    Şey pardon… Düşünüyorum da sizi biri yazsaydı, bu güzelliği nasıl betimlerdi?. Milyonlarca kelime ordusu üreterek mi? Yoksa sadece bir kelime ile tüm orduları yok eden “Kadın” mı derdi sizlere?.
    - Mümtaz kendine geldiğinde, Ensar kaldığı yerden devam eder konuşmasına. “Değil mi?. Gerçek hissetmektir kardeşim.” Garson içkileri getirir. Ensar kadehini kaldırır. “Nazdorovia!.”
    Afiyet olsun… ( Doğru hissettiğin, doğru gerçektir ve yanlış hissettiğin, yanlış gerçektir. Yani doğru ve yanlışı, iyi hissetmek gerekir. )
    - Mümtaz içkisinden yudum aldıktan sonra az önce kurduğu hayali uygulamak için masalarına doğru giderken yön değiştirip tuvalete doğru gider. Yüzünü yıkar, gözlerinin içine bakar…
    Kimsin sen?.
    - Başka biri daha girer içeri, Mümtaz toparlanır. Hiçbir şey olmamış gibi davranır, Ensar’ın yanına gider.
    Kardeşim ben gidiyorum.
    - “Nereye?”
    Eve, uyku bastırdı çok fena.
    - “Dur birlikte kalkalım, ben bırakırım seni.”
    Yok kardeşim sen otur. Ben taksiyle giderim.
    - “İyi misin oğlum?.”
    Sorun yok kardeşim, merak etme, iyiyim. Haberleşiriz sonra…
    - “Tamam kardeşim, kendine dikkat et. Seviyorum seni…”
    Eyvallah görüşürüz.
    - Mümtaz bardan çıkar, kalabalığın arasına karışır…
    ( Neden ben?. Neden onlar değil de ben?. Seçilmiş olan bensem, neden mutsuzum?. Gerçeğe yönelmek mutsuzluk mudur?. Maske takıp, her şeyi unutup, oynamak mı gerekir?. Ben oyuncu değilim, ben gerçeğim, gerçek oynayabilir mi, oynamalı mıdır?. )

    2. Bölüm -
    Devamı gelir.
    yorum bırakmayı unutmayın :(
  • Geçmişin hatırına, akreple yelkovan geri döner mi?

    (Sahnede ki bankta oturan Aslı, cep telefonuyla oynayıp saçma sapan fotoğraflar çekmektedir. Sağ taraftan sahneye giren Alp, Aslıyı görür. Göz göze geldiklerinde fonda bir aşk şarkısı başlar, ardından ışık loş hale gelir. Sahne normale döndüğünde Alp tereddüt eder ama sonra Aslının yanına gider...)
    ALP – Merhaba, yanınız boş mu?
    ASLI – Pardon?
    ALP – Özür dilerim.
    ASLI – Pardon?
    ALP – Yabancı mısınız? (Kendi kendine.) Alp ne salaksın! Yabancıysa nasıl cevap verecek bu soruya, hiç kafan basmıyor hiç!
    ASLI – (Hafif gülümseyerek rolünü devam ettirir.) I am from England.
    ALP – Ben de severim İngiltere’yi (Yanına oturur.) Bir de İngilizce bilsem, tam süper olacaktı. Çok güzelsin ve çok tatlısın, kayısı reçeli gibi. Ne diyorum ben ya?
    ASLI – Do u speak English?
    ALP – English, evet severim. Yeah English! Şansıma bak ya, her neyse iyi günler hanımefendi. Sizinle konuşamamak beni delirtiyor.
    ASLI – Delirtiyor?
    ALP – Evet delirtiyor. Acayip hissediyorum, şey gibi… (Aslı tip tip bakar.) Şey değil ya şey gibi
    yani bir çiçeğin kokusunu koklamak isteyip de koklayamamak gibi.
    ASLI – Enteresan.
    ALP – Evet enteresan, yani böyle enteresan şeyler oluyor bana şu an. (Birden şok olur.)
    Pardon? Türkçe biliyor musunuz?
    ASLI – Ben Türk’üm zaten
    ALP – Siz öyle konuşunca, ben sizi yabancı zannettim.
    ASLI – Komik görünüyordunuz, ben de bozmak istemedim.
    ALP – Pot kırdım sanırım.
    ASLI – İsmin Alp mi?
    ALP – Evet.
    ASLI – Ben de Aslı, memnun oldum.
    ALP – Ben de. Burada mı yaşıyorsunuz?
    ASLI – Hayır, akrabaların yanına geldik, normalde İngiltere’de yaşıyorum.
    ALP – İngilizcenin nereden geldiği belli oluyor.
    ASLI – Evet.
    ALP – Peki neden orada yaşıyorsunuz?
    ASLI – Asıl sormak istediğin soru bu mu?
    ALP – Hayır, sadece zemin hazırlıyorum.
    ASLI – Bence direkt sorman gerekiyor.
    ALP – Emin misin? O zaman beni sapık sanabilirsin.
    ASLI – Saçmalama senden hoşlanmasam, seninle konuşmaya başlamazdım değil mi?
    ALP – Aslında evet, neden geveledim ki?
    ASLI – Sor.
    ALP – Tamam, benimle evlenir misin?
    ASLI – Saçmalıyorsun!
    ALP – Bu en son soru olacaktı, pardon. Tamam, sevgilin var mı?
    ASLI – Var. Ne oldu? Kıyamam kaldın öyle.
    ALP – Böyle bir cevap beklemiyordum açıkçası.
    ASLI – Biliyorum. Bir daha alalım mı?
    ALP – Tamam, sevgilin var mı?
    ASLI – Yok.
    ALP – Sizin kadar güzel bir bayanın yalnız olmasını anlayamıyorum doğrusu.
    ASLI – Bak ama saçmalıyorsun.
    ALP – Neden ki?
    ASLI – Var dediğimde üzülüp, büzülüyorsun. Yok dediğimde olmamasını anlayamıyorsun karar ver.
    ALP – Benim olmanı istiyorum!
    ASLI – Mal mıyım ben?
    ALP – Of, iyice bok ettim (Ağzını kapatır.) Yani iyice saçmaladım değil mi?
    ASLI – Evet.
    ALP – Peki… Yaşın kaç?
    ASLI – Mantıken aynı yaştayız ya da benden bir yaş büyüksün. Neden bu soruyu sordun ki?
    ALP – Tanımak için sanırım.
    ASLI – Başka bir soru bul.
    ALP – Çalışıyor musun?
    ASLI – Evet, bir barda striptizciyim.
    ALP – Anladım.
    ASLI – Neden garipsedin ki?
    ALP – (Gevelemeye çalışır.)
    ASLI – Doktorum.
    ALP – Süper.
    ASLI – Çok ilginç, doktor olunca süper, striptizci olunca yüzün değişti. Devam et bakalım.
    ALP – Bu benim suçum değil ki.
    ASLI – Benimde de değil. Her neyse, peki biz çıkarsak kuralların illâ ki olur değil mi?
    ALP – Evet, mesela eteğe karşıyım.
    ASLI – (Kahkaha atar.) O niye?
    ALP – Bir erkek senin bacaklarına bakarsa ben kendimi kötü hissederim, anlıyor musun? Hem niye etek giymek istiyorsun ki?
    ASLI – Ben sana kot giyme diyor muyum? Sen niye beni kısıtlıyorsun?
    ALP – Allah Allah ya, ne alakası var.
    ASLI – Tamam, tartışalım mı?
    ALP – Tamam olur.
    ASLI – Söyle bakalım, neden etek giymemi istemiyorsun?
    ALP – Dedim ya, erkeklerin bacaklarına bakmaları hoşuma gitmez. Şimdi diyelim sen etek giydin (Canlandırır.), karşıdan biri geliyor ve bacaklarına böyle öküz öküz bakıyor. Ne bakıyorsun hayvan! Hayır, yani ben de bakıyorum ama öyle öküz öküz değil. (Pot kırmıştır. Aslının bakışlarından sonra kırdığı potu düzeltmeye çalışır.) Ama bu öküz şimdi ilk defa görmüş gibi bakıyor.
    ASLI – Demek sen de bakıyorsun?
    ALP – Sevgilim varken bakmıyorum.
    ASLI – Ya siz ne biçim insanlarsınız?
    ALP – Neyimiz varmış?
    ASLI – Hem sana bakılmasından hoşlanmam diyorsun, hem de başkalarına bakarım diyorsun. Bu ne saçmalık?
    ALP – Ama sevgilim varken bakmıyorum dedim.
    ASLI – Dürüst olalım, bakıyorsundur.
    ALP – İyi de, göze hapis konulabilir mi?
    ASLI – Ne kadar yalancısınız.
    ALP – Allah Allah ya, sizin kadar profesyonel olamıyoruz maalesef.
    ASLI – Bir saniye bir saniye, sen bize yalancı mı diyorsun?
    ALP – Estağfurullah
    ASLI – Arapça’da estağfurullah aynen demekmiş.
    ALP – Aynen
    ASLI – Yani aynen mi diyorsun?
    ALP - Aynen
    ASLI – Bu taş çok ağır geldi.
    ALP – Sizinkiler de öyleydi hanımefendi.
    ASLI – Ben doğruları söyledim
    ALP – Ben de… Bir de sizin şu ayna manyaklığınıza ne demeli?
    ASLI – Ne varmış?
    ALP – Uzaylı olsam ayna sizi doğurdu zannederim.
    ASLI – O nerden çıktı?
    ALP – Hayatınız aynaya bakmakla geçiyor.
    ASLI – Kendimize bakmak suç mu yani?
    ALP – İyi de, sevgilinize o kadar çok bakmasınız be!
    ASLI – Tekrar genelleme yapıyorsun.
    ALP – Ne yani, sen de yapıyorsun.
    ASLI – Saçmalıyorsun şu an.
    ALP – O niye?
    ASLI – Siz de futbol bağımlısısınız, hiçbir maçı kaçırmazsınız.
    ALP – Gündemi takip ediyoruz.
    ASLI – Maç izlemek gündem mi?
    ALP – Evet, hem maç izlerken zevk alıyoruz.
    ASLI – Biz de aynaya bakarken aynı zevki alıyoruz
    ALP – Peki, siz kızların tuvalet sevdası ne olacak? Bir yere gidildiğinde hemcinsiniz olmasın… Bak sayısı fark etmez. Hemen kaş göz anlaşmasıyla “Tuvalet” sözü duyulduğu an aynı anda tuvalete gitmeyi nasıl başarabiliyorsunuz? Yani muhteşem bir anlaşma. Evden çıkmadan önce saatlerinizi ayarlamanız gerekiyor. Ayna anda tuvalete gidip… (Canlandırır.) -Ay seninde mi geldi canım. -Ay valla benim ki de geldi. -Haydi o zaman el ele tutuşup sıç(Aslı keser.)
    ASLI – Saçmalama, tabi ki aynı anda ihtiyaç gidermesi yapmıyoruz.
    ALP – Neden aynı anda tuvalete gidiyorsunuz o zaman?
    ASLI – Biz kızlar, sizin gibi rahat olamıyoruz da o yüzden. Ya konuşulması gereken özel bir şey vardır ya da transfer edebileceğimiz özel şeyler.
    ALP – Şey mi (Elleriyle kuş uçma hareketlerini yapar.)?
    ASLI – Evet ped. Zaten şu regl sizde olsaydı, o zaman neler yapardınız çok belli.
    ALP – Ne yapardık?
    ASLI – (Kız erkek rolüne bürünür.) -Senin ki geldi mi bilader? -Yok lan, tık yok. - Dengesiz bilader ondan. -Oğlum, sen dengesizsin de ondan…
    Aranızda ki ped transferi halka açık olur kesin, sigara ister gibi. (Devam ettirir rolü.) -Versene bir çift kanatlı. - Az kaldı oğlum. - Lan ver, ben alırım birazdan. Ya da kesin böyle abuk sabuk espriler üretirsiniz. (Devam ettirir rolü.) Ne biliyim senin ki kurşunlu mu, kurşunsuz mu?
    ALP – Ne kadar komik
    ASLI – Bence komik
    ALP – Peki pijama partisine ne diyeceksin?
    ASLI – Pijama partimizin nesi varmış? Sizin içmek için toplanmanız gibi bir şey. Hem erkekler pijama partisi yapsa o da komik olur. Yatağın üzerinde oturup sohbet eden, atletli ve kıllı erkekler…
    ALP – Yine genelleme yapıyorsun.
    ASLI – Tamam, kapatalım bu konuyu.
    ALP – Peki.
    ASLI – Ben kalkıyorum.
    ALP – Neden?
    ASLI – Gitmem gerekiyor.
    ALP – Peki ama neden?
    ASLI – Sapık mısın ya? Sebebini neden söylemek zorundayım ki sana? Kimsin sen?
    ALP – Neden yalan söylüyorsun ki? Rahatsız oldum demen yeterli. Sen otur, ben kalkarım.
    ASLI – Tamam kalk.
    ALP – Emin misin?
    ASLI – Evet
    ALP – Peki ben kalkarsam, ne yapacaksın burada tek başına?
    ASLI – Sen gelmeden önce ne yapıyorsam onu yapacağım.
    ALP – Ne yapıyordun ki?
    ASLI – Önümde oturan yaşlı çifti izliyordum.
    ALP – Ben de onları izlemek için geldim zaten.
    ASLI – Siz erkekler hiç yalan söyleyemiyorsunuz.
    ALP – Ne yani, yaşlı çiftleri sadece bayanlar mı izliyor?
    ASLI – Resmen benden hoşlandın, neden söylemekten çekiniyorsun ki?
    ALP – Allah Allah, o çifti izlemeye geldim. Of! Söylemek istemiyorum, çünkü… ( Aslı sözünü keser.)
    ASLI – Çünkü?
    ALP – Çünkü sözümü kestin. Her neyse gidiyorum.
    ASLI – Bir saniye, senin burcun neydi?
    ALP – İkizler
    ASLI – Belli.
    ALP – Belli olan ne?
    ASLI – Bir dakikada unutursun, testler öyle söyler.
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Hemen aldatırsın, hiç düşünmeden.
    ALP – Allah Allah, babanın burcu ne?
    ASLI – İkizler ne var bunda?
    ALP – O zaman annene söyle, baban anneni aldatıyor. Ne oldu sustun?
    ASLI – Biz neden tartışmaya başladık ki?
    ALP – Bilmem.
    ASLI – Ben konuyu değiştireyim o zaman. Sen gelmeden önce bir haber okumuştum, dur sana da okuyayım (Yanında ki gazeteyi alıp haberi okumaya başlar.) Türkiye´de bir ilk oldu ve Avrupa Birliği Hibe Fonu´yla AB standartlarına uygun tuvalet yaptırıldı. Gaziantep´in Türktepe Mahallesi´nde, tarihi Kültür Yolu üzerine yaptırılan ve 80 bin euroya mal olan tuvalet oldukça konforlu. Alafranga olarak yapılan tuvalette; müzik sistemi, sensörlü çeşmeler, çocuk bezi değiştirme bölümü ve klima bulunuyor.
    ALP – Güzelmiş. Ben oraya sıçmaya kıyamam… Peki, bunun bir süresi var mı?
    ASLI – Ne gibi?
    ALP – Yani zaman tutuyorlar mıdır?
    ASLI – Sanmam.
    ALP – O zaman kötü. Ben oranın müşterisi olsam, çıkmam tuvaletten. Düşünsene sıcaktan bayılıyorsun dışarıda içeriye giriyorsun serin serin çıkar mısın? Çıkmazsın tabi bir de başlamışsın tam olaya… Tam bitmiş çıkacaksın en sevdiğin parça nedir?
    ASLI – Grup Gündoğarken’den; ”Seni gördüğüme sevindim.” Bayılırım.
    ALP – Ciddi olamazsın, ben de bayılırım. Her neyse, işte düşün, en sevdiğin parça çalıyor. Uzatırsın, o bitene kadar orada böyle beklersin. (Aslı güler.) Ama öyle değil mi?
    ASLI – Çok tatlısın
    ALP – (Ufak bir çocuk gibi) Geyçekten mi?
    ASLI – Evet
    ALP – Sen de öylesin.
    ASLI – Ben söyledim diye söylemene gerek yok.
    ALP – Gerçekten öylesin.
    ASLI – Bence kibarlık olsun diye söylüyorsun.
    ALP – Of! Neden takılıyorsun buna?
    ASLI – İçten söylediğinden emin olmak istiyorum, takılırım tabi ki.
    ALP – İçten olmasa niye söyleyeyim ki?
    ASLI – İşte, ben söyledim diye.
    ALP – Yine mi tartışıyoruz?
    ASLI – Arkadaşım Birben’e çok benziyorsun.
    ALP – Birben mi? O ne biçim isim ya?
    ASLI – Nesi varmış?
    ALP – Enteresan. İlk defa duyuyorum. Şiir gibi… Bir ben vardı, benden uzakta… Oysa ki benlerim çok yakında.
    ASLI – Komik
    ALP – Teşekkür ederim. Ne zaman gideceksin İngiltere’ye?
    ASLI – Hiçbir zaman
    ALP – Kesin dönüş mü yaptın?
    ASLI – Hayır, ben burada yaşıyorum.
    ALP – İngiltere’de yaşıyorum demiştin.
    ASLI – Yalan söyledim.
    ALP – Neden ki? Sapık mı sandın beni?
    ASLI – Saçmalama lütfen aşkım ya.
    ALP – Tamam aşkım.
    ASLI – Yarın ne yapıyoruz?
    ALP – Deniz kıyısında çay içeriz birtanem.
    ASLI – Deniz kıyısına bayılırım, bilirsin.
    ALP – Bilmem mi? Ben de sana bayılıyorum.
    ASLI – (Çocuklaşır.) Yaaa, bak kızaracak yanaklarım yine.
    ALP – Kızarsın o elma yanakların senin, yerim onları ben, yerim!
    ASLI – Aşkım burada tanışmıştık, hatırlıyor musun?
    ALP – Unutur muyum birtanem? Biraz gürültülü bir şekilde olmuştu ama... Ne yapalım, hem boşuna dememişler;”İlk aşklar kavgayla başlar” diye.
    ASLI – Kesinlikle katılıyorum, sevgilim benim.
    ALP – Gözlerini kapatır mısın?
    ASLI – Neden?
    ALP – Sadece iki saniye için. Aç deyince aç.
    ASLI – Tamam.
    ALP - (Ayağa kalkıp toparlanır. Bir iki deneme yapar. Aslının önüne diz çöküp, cebinden söz yüzüklerini çıkartır. İşaret verir. Grup Gündoğarken – Seni gördüğüme sevindim şarkısı çalmaya başlar.) Açabilirsin şimdi.
    ASLI - (Aslı gözlerini açar ve yüzükleri görür, şok geçirir.) İnanmıyorum, evlenme teklifi mi bu?
    ALP – Yok hayatım, söz yüzüklerimiz. Yani yüz de ellisi diyelim.
    ASLI – Şoktayım şu an. Bizim parçamız bu da, inanmıyorum ya!
    ALP – Sevgilim, aşkım, birtanem, hayatımın anlamı, güzellik abidem... Sen hayatıma girdin gireli bu hayat hiç olmadığı kadar güzel olmaya başladı. Sen, seni, seninle yaşamama izin verir misin? Beni benden daha çok seven sen, benimle evlenmeye, bir yuva kurup ölünceye dek benimle birlikte olmaya, iyi günde, kötü günde her daim yanımda olmaya, aşkımızı ölümsüzleştirmeye söz verir misin?
    ASLI – (Duygulu ve titrek sesiyle) Tabi ki sevgilim (Yüzükler parmaklara geçer. Deli gibi sarılırlar. Birden Aslı şiddetle Alp’i itmeye, Alp ise tekrar sarılmak için onu çekmeye başlar.
    Aslı ağlamaklı, vurmaya çalışır. Alp geri kaçar.)
    ALP – Yemin ederim sandığın gibi değil, yemin ederim.
    ASLI – Nasıl ya? Ben bunu hak edecek ne yaptım? Söyler misin, ne yaptım Alp!?
    ALP – Nasıl inanırsın aşkım? Ben seni bu kadar severken, böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün? Sevgilim alkollüydüm gerçekten, yemin ederim. Ne yaptığımı bilmiyordum.
    ASLI – Sen ne biçim bir insansın ya! Nasıl ne yaptığını bilmiyordun? Fotoğraf bile çekilmişsin!
    Ne yüzle? Her şeyi geçtim, benim arkadaşımla, Birbenle nasıl yaparsın
    ALP – Hayatım, aşkım, her şeyim inan bana. Durum bildiğin gibi değil. Birben’in tuzağı bu, yüzleştir bizi istersen.
    ASLI – Bana verdiğin sözü tutmadın Alp! Sen benim kahramanımdın. Sen benim en sevdiğimdin. (Yüzüğü çıkartıp suratına atar. Alp yüzüğü alır cebine koyar.) Artık gözümde bir hiçsin! Hiç! (Tam gidecekken geri döner. Mutlu ve sevinçli bir şekilde sarılır Alp’e.) Aşkım çok
    özür dilerim. Gerçekten çok özür dilerim, beni affedebilecek misin?
    ALP – Tabi ki sevgilim, (Yüzüğü tekrar takar.) seni çok seviyorum. Nasıl öğrendin peki?
    ASLI – Birben her şeyi anlattı. Zaten hiçbir şey olmamış.
    ALP – Hatırlamıyorum demiştim.
    ASLI – Biliyorum birtanem, biliyorum. Sana nasıl güvenemedim, neden dinlemedim bilmiyorum. Beni affet aşkım.
    ALP – Çoktan unuttum birtanem. Bak atalarımız boşuna dememişler.
    ASLI – Ne demişler?
    ALP – Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır diye.
    ASLI – Bu durumda Tilki ben mi oluyorum yani?
    ALP – (Gayet mutlu normal) Evet
    ASLI – (Ciddi) Ben mi oluyorum Tilki Alp?
    ALP – Evet tatlım
    ASLI – (Sert bir şekilde) Bu durumda Tilki ben mi oluyorum ALP!
    ALP – Yok kıyamam yok canım. Tilki de benim kürkçü dükkanı da sen değilsin canım benim.
    ASLI – (Gülümser) Ya ben seni çok seviyorum.
    ALP – Ben de hayatım, içimde sana karşı o kadar büyük bir sevgi var ki. Seni sevgimle boğmaktan korkuyorum. Görüşmeden geçen 1 haftada öyle özledim ki. Her anımı seni
    sevmekle geçiriyorum…
    ASLI – Beni affetmen için Allah’a o kadar yalvardım ki.
    ALP – Cumaya mı gittin tatlım?
    ASLI – Alp!
    ALP – Özür dilerim canım.
    ASLI - Bugün beni görmek istemeyeceğinden korktum.
    ALP – Kıyamam sana.
    ASLI - O kadar çok korkuyordum ki, beni bırakıp gitmenden. Ben sana doyamıyorum aşkım, asla da doyamam. Biliyor musun, kokunu hissetmediğim o bir hafta, nefessiz kaldım.
    ALP – Doğaldır aşkım parfüme bayıldığım parayı biliyorsun.
    ASLI – Alp!
    ALP – Pardon aşkım özür dilerim devam et sen.
    ASLI - Seninle cennete benzeyen odam, sensiz soğuk ve karanlıktı.
    ALP – Elektrikler mi gitti evde?
    ASLI – Alp ağlayacağım şimdi ama!
    ALP – Özür dilerim sevgilim benim.
    ASLI - Sensiz çok yalnızdım, sensiz çok çaresiz… Sen yokken yatağım bile o kadar büyük geldi ki, boğulacağım sandım.
    ALP – Hayatım bak karışmayım karışmayayım diyorum. Sen tek kişilik yatakta yatmıyor musun? Nasıl büyük gelebilir ki ya?
    ASLI – Alp burada moda girdim! Sen neden girmiyorsun moda! Söyler misin Alp sen neden girmiyorsun!
    ALP – (Aslının birden çıkışıyla ufalmıştır resmen.) Şu andan itibaren giriyorum sevgilim. Bak girdim ağlıyorum hatta ühühü
    ASLI – Kıyamam sana. İyi ki beni affettin sevgilim. Seni gerçekten çok ama çok seviyorum.
    (Sarılırlar.)
    ALP – Hoş geldin hayatım.
    ASLI – Hoş bulduk. Saçımı beğendin mi?
    ALP – Evet, her zamanki gibi
    ASLI – Nasıl her zaman ki gibi?
    ALP – Her zaman ki gibi güzel işte aşkım.
    ASLI – Hayatım kuaförden geliyorum.
    ALP – Of! Birinci çinko.
    ASLI – Demek kuaföre gitmeme gerek yok? Her zaman çirkinim, öyle mi?
    ALP – Ya saçmalama, ben seni her halinle seviyorum.
    ASLI – Ne yani, çirkin olduğumu kabul mü ediyorsun?
    ALP – Of! İkinci çinko.
    ASLI – Tamam Alp, iltifatların için teşekkür ederim. Ben senin için güzelleşeyim, sen bana bu şekilde davran. Çok mu çirkinim? Söyler misin, çok mu çirkinim?
    ALP – Estağfurullah
    ASLI – Alp! Estağfurullah Arapçada aynen demekti.
    ALP – Tombala… Ne alakası var hayatım ya, Arabistan’da değil, Türkiye’deyiz. Lütfen, beni hep yanlış anlıyorsun. Ben, saçını yaptırmasan da çok güzelsin, her halini beğeniyorum demek istemiştim. Sen benim meleğimsin, seni ilk gördüğümde dedim ki: ”Ulan, bu melek cennetten nasıl düştü buraya. Hayır düştü de bir yeri nasıl acımadı” dedim sonra “Ulan dedim bakıyorum. Melek mi Paris Hilton mu o olsaydı çok güzel olurdu (Aslının bakışından sonra.)
    ama ondan bile daha güzel.” Dedim yani Meleğim diye boşuna demiyorum.
    ASLI –(Çocuklaşır.) Geyçekten mi?
    ALP – Gerçekten bebeğim, çok güzelsin. Makyajın çok güzel.
    ASLI – Onu biliyorum geç.
    ALP – Saçların güzel
    ASLI – Onu da biliyorum geç.
    ALP – Kıyafetin güzel, küpeler falan her şeyin süper ohh…
    ASLI – Bir ses duydun mu?
    ALP – (Bozuntuya vermemeye, çalışır bir yandan da poposunu yeller.) Yo, duymadım. Ne sesi?
    ASLI – Senin olduğun yerden geldi. Telefonunu falan mı düşürdün yere? (Aslı Alp’in yanına doğru gelirken)
    ALP – Yo, yo, yo bu taraf sağlam, bu taraf sağlam gelmene gerek yok bu tarafa.
    ASLI – Bu koku da ne? İğrenç! Ne kadar iğrenç bir koku bu ya
    ALP – Abartma öyle kokmaz o.
    ASLI – İnanmıyorum sana. Of! Alp bunu yaptığına gerçekten inanmıyorum.
    ALP – Ne yapayım? Tuttum, sıktım popomu sıkabildiğim kadar, her zaman geri kaçardı bu sefer kaçmadı. Pof dedi çıktı. Ne yapabilirim, insani bir ihtiyaç nihayetinde.
    ASLI – Of iğrençsin Alp . Sevgilim yanımda osurdu, şaka gibi.
    ALP – Allah Allah! Gören de adam öldürdüm sanacak. Osurduk be! Amma abarttın.
    ASLI – Ben senin yanında burnumu karıştırıyor muyum? Balgam çıkartıyor muyum? Iyy,
    osuruyor muyum?
    ALP – Osur. Ben karışıyor muyum? Hem evde osurmadım, açık havada osurdum. Dağılır bu anlıyor musun?
    ASLI – Anlamıyorsun. Açık hava, kapalı hava söz konusu değil. Benim yanımda osurdun Alp.
    ALP – Tamam Aslı, sen de osur fitleşelim.
    ASLI – Kusura bakma, ben senin kadar pis olamam.
    ALP – Beni takdir edeceğine ne yapıyorsun.
    ASLI – Neyini takdir edeceğim?
    ALP – Ne kadar güzel, maske takmıyorum tamamen doğalım.
    ASLI – Kusura bakma ama bu hayvanlık, doğallık değil.
    ALP – Hayvanları seviyorsun ama.
    ASLI – Tamam Alp, kapatalım şu konuyu.
    ALP – Ben açmadım zaten bu konuyu, açan tarafım da ayda yılda bir konuşuyor.
    ASLI – Of iğrençleşme.
    ALP – Tamam.
    ASLI – Annem diyor ki: ”Artık istemeye, gelmeyecek mi seni?”
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – 8 yıl oldu deyo, ne zaman resmiyete dökeceksiniz deyo, daha ne kadar daha böyle sürecek merak ediyorum deyo.
    ALP – Baban ne deyo?
    ASLI – Bir şey demiyor, bir şey demedi yani. Ne alakası var?
    ALP – Baban bir şey demiyorsa, annen diyorsa 1-1 beraberlik var ama. Şimdi anneyi dinlersek baba kırılır bize. Üzülür yani.
    ASLI – Ne yani, beni istemeyecek misin?
    ALP – Ne alakası var? Ben sadece 8 yıl lafına taktım, ne olmuş 8 yıl olmuşsa? Dün böyle bir şey demiyordu?
    ASLI – Uzun olduğunu anlatmaya çalışıyor aşkım, anladın mı?
    ALP – Ne yani 7 yıl 12 ay 29 gün uzun değil de, 8 yıl mı uzun gelmiş? Bir günde vahi mi inmiş kadına?
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun anladım. Ne yani bitti mi, içinde ki sevgi?
    ALP – Ya ne alakası var? Sadece evlilik beni korkutuyor, büyük bir sorumluluk bence. Emin olmadan böyle bir riske girmek istemiyorum sadece.
    ASLI – Evlenmeden nasıl bilebiliriz ki?
    ALP – Nasıl olacak peki?
    ASLI – Üstesinden geliriz.
    ALP – Ben evlendikten sonra, maddi problemler yüzünden aşkımızın bitmesinden korkuyorum.
    ASLI – Üstesinden geliriz sevgilim. Yeter ki aşkımız bitmesin, yeter ki her daim birbirimizi sevelim. Hem bak ben de çalışırım, birlikte üstesinden geliriz.
    ALP – Ne dedin sen?
    ASLI – Üstesinden geliriz dedim?
    ALP – Ondan sonra
    ASLI – Bende çalışırım dedim.
    ALP – (Sert) Ne!
    ASLI – Bende -
    ALP – Ne!
    ASLI – Be-
    ALP – Ne! (Delirmiştir.) Ulan Alp’in karısı çalışıyor dedirtir miyim lan ben? Yok öyle şey. Bunu duymamış olayım Aslı!
    ASLI – Ya hayatım saçmalama. Elim ayağım tutuyor. Evde oturmak için evlenmiyorum. Seni seviyorum ve seninle mutlu bir yuva kurmak, çocuklarının annesi olmak, birlikte yaşlanmak için evleniyorum.
    ALP – Aslında mantıklı düşününce, çalışmamak benimde işime gelir. Doğru diyorsun. (Birden değişir.) Ya sen ne akıllı bir kadınsın. Seni seviyorum ben ya. (Sarılırlar. Loş ışık verilir.)
    ASLI – Saat geç oldu aşkım, zar zor çıktım evden. Ne oldu? Çok merak ettim.
    ALP – Öyle önemli bir şey yok canım. Sadece seninle paylaşmak istediğim ve içimi kemiren bir şey var.
    ASLI – Nedir o birtanem?
    ALP – İstersen otur Aslı.
    ASLI – Neden bu kadar soğuk konuşuyorsun Alp, bir şey mi oldu?
    ALP – Aslı hiç uzatmayacağım. Ben tekrardan aşık oldum.
    ASLI – Nasıl yani?
    ALP – Seni bugüne kadar aldatmadım, aldatmayı da hiçbir zaman istemem. Ben tekrardan aşık oldum.
    ASLI – Kime?
    ALP – Dünyalar güzeli birine. Gözleri o kadar güzel ki, görsen hak verirsin belki. O da beni çok seviyor. Hem de dünyalar kadar. Onunla evlenmeyi bile düşünüyorum. O da aynı şeyi düşünüyor sanırım. Biliyorum senin için üzücü ama sana hiçbir zaman yalan söylemedim. Her zaman dürüst oldum, bugün de böyle olmak istiyorum. Onunla evleneceğim. Hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
    ASLI – Gerçekten mi?
    ALP – Evet. Kıyamam sana (Başını okşar.) tamam senin için üzücü ama ne yapalım… Ben onunla evlenip hayallerimi onunla gerçekleştireceğim.
    ASLI – İnanmıyorum sana. Ya bana verdiğin söz ne olacak?
    ALP – Ben sözümü tutuyorum.
    ASLI – Nasıl tutuyorsun? (Söz yüzüğünü çıkartmaya çalışır.) Al bunu ona ver!
    ALP – Aslı onu çıkartma, bir saniye. Ben sözümü tutuyorum dedim sana. Aşık olduğum kişi sensin. Dünyalar güzeli kimim var senden başka? Bu dünyada, beni benden çok sevebilecek kim var? Seni seviyorum ben be!(Bora Öztoprak – Seni seviyorum parçası girer. Tam da nakarattan.) Benimle evlenir misin Aslı’m? (Cebinden yüzüğü çıkartır. Diz çöker yüzük kutusunu açar.)
    ASLI- (Aslı biraz bakar.) Hayır, evlenemem! (Müzik birden kesilir.)
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Çünkü, eğer sen çağırmasaydın yarın ben yanına gelecektim. Biraz önce, başka birine aşık olduğunu söylediğinde içten içe sevindim. Çünkü ben başka birine aşık oldum Alp.
    ALP – Kim lan o! Kim o. (Ağlar gibi.) Kim o, kim o, kim o?
    ASLI - (Alp’in yaptığı gibi oda saçlarını okşar) Tamam senin için üzücü ama az önce sana kızarak:”Ya bana verdiğin söz.” derken, içimden gülüyordum. Aslında onu tanısan sen de bana hak verirsin. Dünyalar tatlısı ve çok yakışıklı.
    ALP – Tabi tanışırız nerede oturuyor! Söyle nerede oturuyor!
    ASLI - Bu evlenme teklifini bu şekilde yaşamak istemezdim ama beni şok ettin. Tabi ki de seninle evlenirim ALP! (Alp cebinden telefonu çıkarır. Arama tuşuna basar. Aslının bu sözlerini duymaz. Aslının konuşması bittiğinde telefondakiyle konuşmaya başlar.)
    ALP – Alo Mahmut Abi nerdesin… Aslı başka biriyle evlenecek! Ahhh… Abi kap emanetleri basalım o çocuğun evini.
    ASLI – Alp. Tabi ki seninle evlenirim dedim.
    ALP – (Ağlamaklı) Ne?
    ASLI – Tabi ki seninle evlenirim dedim.
    ALP – Sende mi şaka yaptın yani?
    ASLI – Evet
    ALP – Alo Mahmut abi aradığın kişiye şu an ulaşılamıyor abi. (Telefonu kapatır.) Aşkım neden yapıyorsun.
    ASLI – Sen şaka yaparken iyi de ben yaparken mi kötü.
    ALP – Aşkım bir daha yapma tamam mı?
    ASLI – Sende yapma.
    ALP – Bokunu yiyim yapmam.
    ASLI – İğrençleşmeden şu evlenme teklifine dönsek ya aşkım?
    ALP – Ah doğru (Kendine çeki düzen verir. Alp mutlu bir şekilde diz çöker. Yüzüğü çıkartır.)
    Benimle evlenir misin Aslı?
    ASLI – Evet! (Mutlu bir şekilde sarılırlar. Fonda müzik tekrardan girer ve yavaş yavaş kesilir.) İnanmıyorum ya, biz şimdi evleniyor muyuz?
    ALP – Evet dünyalar güzelim.
    ASLI – Hemen bunu anneme söylemem lazım.
    ALP – Benim de yedi ceddimi çağırmam lazım. Malum para gelsin aşkım.
    ASLI – Tamam aşkım, haberleşiriz.
    ALP – Tamam bebeğim benim. (İkisi ters tarafa doğru giderler. Birden tekrar dönerler.
    Yaklaşırlar.)
    ALP VE ASLI – Bomba bir haberim var.
    ALP VE ASLI – İlk sen,
    ALP – Lütfen, önce bayanlar.
    ASLI – İlk sen
    ALP – Tamam, sıkı dur… Bomba bir; işe girdim!
    ASLI – Süpeerrr. Sen de sıkı dur… Hamileyimmmm
    ALP – Süpeerrr… Ne!
    ASLI – Ne yani, beğenmedin mi?
    ALP - Saçmalama hayatım, çok ani oldu da.
    ASLI – Evet, kızımız olacak.
    ALP – Kız mı?
    ASLI – Sıkı dur, bir sürpriz daha…
    ALP – Evet?
    ASLI -- Bir de oğlumuz olacak!
    ALP – Nasıl yani?
    ASLI – Aşkım ikiz geliyor. (Alp tam kucaklayacak iken.) Dur bebeğim hamileyim.
    ALP – Muhteşem.
    ASLI – Hemen odalarını ayarlayalım. Evi de 3 odalı almamız süper oldu. Kızın odasını
    pembeye, erkeğin odasını da maviye boyarız.
    ALP – Boyarız aşkım boyarız. Sen nasıl istiyorsan dünyalar güzelim benim
    ASLI – Of! Elim ayağım titriyor.
    ALP – Hayatım sen niye ayaktasın? Benim ikizler yorulmuştur oturt onları da.
    ASLI – Onlar içerde hava da takılıyor.
    ALP – Annesi bu kadar havalıyken normal tabi
    ASLI – Of hayatım oturuyorum tamam…
    ALP – Bebeğim hatırlıyor musun 17 yaşındayken, ilk çıktığımızda. Hani ilk …
    ASLI – Hatırladım, hatırladım.
    ALP - Sen demiştin ya “Ay, başım dönüyor.” Filli boyada gecikmeler olmuştu. Çocuk geliyor
    zannetmiştik.
    ASLI – Of ölümdü o ya. (Birden o ana dönerler.) Aşkım başım dönüyor.
    ALP – Neden ki?
    ASLI – Bilmiyorum bu aralar başım dönüyor, mide bulantısı, bir de iki haftadır hasta olmuyorum. Annem de sorup duruyor.
    ALP – Yoksa?
    ASLI – Bilmiyorum.
    ALP – Nasıl ya, baba mı oluyorum bu yaşta?
    ASLI – Ne bileyim ben? Kürtaj mı yaptırsak?
    ALP – Saçmalama hayatım sen 17 yaşındasın, ben 18. Aile izni olması gerekiyor. Beni hapse atarlar.
    ASLI – Ne yapacağız?
    ALP – Ben seni merdivenlerden iteyim mi hayatım? Düşer belki.
    ASLI – Saçmalama!
    ALP – Karnına bir iki kere vurayım?
    ASLI – Aşkım!
    ALP – Peki, bak ne geldi aklıma, daha risksiz.
    ASLI – Neymiş o?
    ALP – Bol bol su içsen? Boğulur belki? Bebeğim, çocuk katili değilim ama bu yaşta kendime zor bakıyorum hayatım. Ailem bile beni kapı dışarı edecek utanmasa.
    ASLI – Sen bu çocuğun babasısın, bakmak zorundasın!
    ALP – Hadi ben ona baktım, bakabilirim yani. Sana kim bakacak? Ya bana? Belediye mi?
    ASLI – Keşke senle hiç tanışmasaydım.
    ALP – (Normale dönerler.) Gerçekten o gün onu isteyerek mi söyledin aşkım?
    ASLI – Ya saçmalama hayatım o an ki psikolojiyle söyledim.
    ALP – Her neyse o zamanlar çok eskide kaldı.
    ASLI – Evet, şimdi ikizlerimiz olacak ve önümüzde hiç sorun yok.
    ALP – Evet, ikiz babasıyım.
    ASLI – Doktor bana isim arşivi verdi. (Cebinden iki adet kitapçık çıkartır, birini Alp’e verir.)
    Hadi isimlerini düşünelim. (Bakınırlar.)
    ALP – Adsay olsun
    ASLI – Ne? Hayatı boyunca isim mi, sayacak çocuk. Hem mesleğini de direk belirlemiş oluruz Muhtar olur kesin. Yok, hayatım bunu geçelim.
    ALP – Peki.
    ASLI – Aa bak hayatım, Aleda nasıl?
    ALP – O ne be, elveda gibi.
    ASLI – Ben sana çamur attım diye böyle yapıyorsun demi?
    ALP – Yok hayatım uyumlu olsun diye. Hayatım bak Babür nasıl?
    ASLI – Bu isim hakkında hiç yorum yapmayacağım kapatalım.
    ALP – Peki.
    ASLI – Hayatım Arsu nasıl?
    ALP – Yok o arsız olur ismiyle özdeşir, allah korusun.
    ASLI – Peki.
    ALP – Hayatım, bak dünya diye isim varmış, erkeğe onu koyalım?
    ASLI – Oldu kızımıza da Venüs koyarız.
    ALP – Süper sonra bir tane daha yapar Güneş koyarız.
    ASLI – Oldu Alp çocuklarımızı alıp, okul okul gezip güneş sistemini tanıtırız.
    ALP – Tamam ya tamam Melis’e ne dersin?
    ASLI – Süper bence, Erhan’a?
    ALP – Süper Erhan oğlum muhteşem oldu bence.
    ASLI – Süper isimleri tamam
    ALP – (Aslının karnına sevgi gösterir.) Oğlum, oğluşum Erhan’ım… Bebeğim çiçeğim böceğim.
    ASLI – Bunlar kızımıza değil mi?
    ALP – Tabi Erhan’ıma çiçeğim mi diyeceğim? O benim aslanım yerim ben onu. Melis’im canım benim kucucuğum (Saçmalar.)
    ASLI – Aşkım hangi dili öğretiyorsun çocuklarımıza.
    ALP – Agucu dilini hayatım.
    ASLI – Tamam bebeğim baya başarılısın.
    ALP – Hadi alışverişe gidelim. (Giderlerken geri dönerler…)
    ASLI – Çok şey aldık hayatım
    ALP - Ot’u boku alırsan olacağı o sevgilim.
    ASLI – Ama lazım
    ALP – Aşkım biz çocuklar için alışverişe gitmedik mi?
    ASLI – Evet?
    ALP – Neden bir don aldık onlara?
    ASLI – İkisi kullansın diye
    ALP – İyide bir tanem sadece onlara alışveriş yapacaktık.
    ASLI – Ya daha doğmamış bebeğe ne alacağız ıh! Hem tamam ben anladım senin demek istediğini. Benim aldığım eşyalar sana batıyor! (Küser.)
    ALP – Saçmalama aşkım iyi ki almışız. Ben gerçekten onu demek istemedim. Zaten bayadır alışverişe gitmiyorduk iyi oldu bu birtanem.
    ASLI – Tamam o zaman
    ALP – Gel bir öpeyim aşkımı.
    ASLI – Ya yapma aşkım sonra çocuklarımız cinselliğe dönük olur. Bak Alp çocuklar duyuyor! Kötü örnek olma, babalarını erkenden tanımasınlar…
    ALP – İyi be sanki babaları sapık… (Aslının apış arasındaki akan su dikkatini çeker.) Aşkım?
    ASLI – Efendim?
    ALP – Altına mı işiyorsun?
    ASLI – Ne alaka?
    ALP – Bildiğin Niagara Şelalesi gibi ıslatıyorsun altını hayatım!
    ASLI – Dalga geçme Alp! (Bakar ve ağrıları başlar.)
    ALP – Biz osurduğumuzda olay çıkarıyorsun. Sen bildiğin işiyorsun tatlım.
    ASLI - Alp suyum geliyor! Alp! (Dram müzik.)
    ALP – Aşkım! (Telaşlanır.) Taksi yok mu? Taksi yok mu?
    ASLI – Alp bir şeyler yap!
    ALP – Sesimi duyan yok mu? Yardım edin lütfen! Yardım edin!
    ASLI – Alp
    ALP – Geliyorum aşkım, geliyorum. Bekle beni burada. Bekle! Geleceğim hemen!
    ASLI – (Ağlayarak… Yüksek bir şekilde.) Alp!
    ALP – (Geri döner.) Geleceğim hayatım geleceğim.

    (Işıklar söner.)
    2 PERDE

    (Işıklar açıldığında sahnede sadece Aslı … Duygusal bir şekildedir. Alp içeriye doğru girer.
    Elinde gazetesi vardır. İkisi de biraz yaşlanmıştır. )
    ALP – Hayatım?
    ASLI – Sende kimsin?
    ALP – Benim, sevgilin?
    ASLI – Benim sevgilim öldü!
    ALP – Buradayım.
    ASLI – Git buradan! Sen beni, bir kaldırım parçası üzerinde bıraktın! Kaldırıp attın beni
    geçmişinden. (Ağlamaklı.)
    ALP – Ben yapmadım.
    ASLI – Beni tek başıma bıraktın, o karanlığın içersinde. Ben senin kanatlarında yaşarken beni neden ittin, karanlığa? Neden yalnız bıraktın gecenin boşluğunda? Neden göz göre göre
    öldürdün çocuklarımızı! Neden!
    ALP – Erhan nerde?
    ASLI – (Birden değişir.) Öyle bir şey yazmıyor oyunda Alp.
    ALP – Bir tiyatro eksikti o da oldu, tam oldu yani. Hem ben dram oynamak istemiyorum.
    ASLI – Bizim içinde değişiklik oldu, sen demiyor muydun evde canım sıkıldı diye?
    ALP – İyi de aşkım adamın biri gelmiş camımıza yapıştırmış broşürü tiyatroya katılır mısınız diye? Sende onu sana özel yapıştırdılar sandın gittin. Hadi madem gidiyorsun beni niye arkandan çekiyorsun. Girer girmez anladım zaten iki çocuğumuz var ya hemen bize verdiler o rolü. Hem iki saatlik oyunda toplasan beş dakikalık dram var onu da bize verdiler. Erhan nerede? (Seyircilere dönüp) Erhan neredesin oğlum! Ah orada mısın? Oğlum bak dikkat et. Yeni sünnet oldun öyle fazla koşuşturma… Lan oğlum kapat gösterme ayıptır ayıp. Ya da göster aslanım benim… Kızım sen niye açıyorsun, kapatsana! Anaaa kapat! Ah aferin uslu uslu oynayın. (Sevinçli bir şekilde Alp oturur gazetesini okur.)
    ASLI – Erhan atma kum kardeşine! Melis yeme o kumu? Alp bir şey desene!
    ALP – Ne söyleyeyim canım? Daha yeni dedim. Erhan atmasana oğlum! Kızım sende yeme kumu, kedi işiyor, köpek sıçıyor. At onu at kaka o kaka. ( Okumaya devam eder.)
    ASLI – Çok güzel müdahale ettin teşekkürler. ( Çantasından dergiyi çıkartır ve okumaya başlar.)
    ALP – Rica ederim hayatım… Bak burada ne var?
    ASLI – Neymiş o?
    ALP – İstatistik kurumunun yaptığı ankete göre Türkiye de en popüler meslek neymiş biliyor musun?
    ASLI – Neymiş?
    ALP - Ne iş olsa yaparımmış.
    ASLI – Vallah hayatım, yorum yapmak isterdim ama ne olur, ne olmaz. Beni son görüşün olabilir.
    ALP – Komik kadın seni
    ASLI – (Dergiden okuduğunu sorar.) Sana bir soru.
    ALP – Sor bakalım.
    ASLI – Karınızı ne kadar seviyorsunuz testi.
    ALP – Güzel şıkları var mı?
    ASLI – Bu sadece başlığı daha… İlk soru, karınızın saç rengi nedir?
    ALP – (Aslı bileceğinden emin.)Sarı.
    ASLI – İnanmıyorum sana. (Alp ona bakar.)
    ALP – (Maç izlerken destekler gibi.)Sarı, lacivert! Sarı lacivert en büyük Fenerbahçe (Ani
    dönüş) Sen ne dedin hayatım?
    ASLI – İnanmıyorum sana Alp?
    ALP – Bugün Fenerbahçe maçı varmış ona gitti aklım gerçekten. Sor canım, valla soruyu duymadım.
    ASLI – Karınızın saç rengi nedir?
    ALP – Siyah.
    ASLI – (Çocuklaşır) Süper, beni sevdiğini biliyordum.
    ALP – Bitti mi sorular?
    ASLI – Yok ikinci soru, kendinizi en çok nerede huzurlu ve mutlu hissediyorsunuz?. A-) Sevgilinizin yanında (Sözünü keser.)
    ALP – Be (Aslı sinirli bir şekilde döner.)şiktaşla birlikte yapıyormuş maçı, onu okudum da
    hayatım, bir şey mi dedin?
    ASLI – Alp bilerek mi yapıyorsun?
    ALP – Şaka yapıyorum birtanem, şaka.
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
    ALP – Daha neler? Ya saçmalama hayatım testlere mi inanıyorsun yoksa kalbime mi?
    ASLI – Seviyor musun?
    ALP – Sevmesem seni, sever miyim seni?
    ASLI – Yerim seni.
    ALP – Bende seni küçük suratlı aşkım benim.
    ASLI – Nerem küçük, çok kilo aldım resmen.
    ALP – Nedir bu kilo takıntısı hayatım?
    ASLI – Görmüyor musun? Godzilla gibiyim.
    ALP – Daha neler.
    ASLI – Soru sormaca oynayalım mı?
    ALP – Hey Allah’ım neydi günahım! (Aslının bakışlarından sonra) Oynayalım aşkım oynayalım.
    ASLI – İlk sen mi soracaksın, ben mi sorayım?
    ALP – Ben sorayım.
    ASLI – Tamam.
    ALP – Benim en çok sevdiğim çorba? (Hızlı.)
    ASLI – Mercimek
    ALP – Nefret ettiğim -
    ASLI – Kereviz yemeği, sarma ama yeşilini seviyorsun.
    ALP – İlk evlenme teklifini saat kaçta –
    ASLI – Saat ikiyi on gece yirmi yedinci saniyede.
    ALP – Küçükken mahalle arkadaşlarıyla yaptığımız –
    ASLI – Zillere basıp kaçma.
    ALP – Köpek –
    ASLI – Popondan ısırmıştı.
    ALP – Üç dört?
    ASLI – Yedi
    ALP – Yedi den üç çıktı
    ASLI – Dört
    ALP – Gerçekten bir şey diyemiyorum sana.
    ASLI – Peki sıra bende mi?
    ALP – Hayatım zaten biliyorum senin hakkında her şeyi. Artık kanıt mı gerekiyor lütfen ama lütfen.
    ASLI – Bravo Alp, bir şey diyemiyorum. Sen beni tanımıyorsun bitti artık.
    ALP – Ne yani? Biz burada iki yabancı gibi sanki tanımıyormuş gibi soru mu soracağız birbirimize. Oldu o zaman ismim ne hadi?
    ASLI – Alp!
    ALP – Tamam o zaman hadi sor.
    ASLI – En sevdiğim renk? Burcum, doğum tarihim, tanıştığımız gün, sevdiğim arkadaş, sevmediğim arkadaş.
    ALP – Çüş!
    ASLI – Bu daha ilk sorum
    ALP – Hayatım tane tane gidelim.
    ASLI – Peki o zaman en sevdiğim renk?
    ALP – Ezan mı okunuyor? Yoksa telefon mu çaldı.
    ASLI – Yok aşkım çalmadı. Alp konu mu değiştirmeye çalışıyorsun. Yok, artık en sevdiğim rengi bilmiyor olamazsın değil mi?
    ALP – Yok artık tabi ki de en sevdiğin rengi bilmiyorum.
    ASLI – (Belli bir süre sonra.) Bilmiyorum dedin?
    ALP – Sana öyle mi geldi?
    ASLI – Alp!
    ALP – Si-si- si (Aslı sinirli bir şekilde) Kır-kır- kır (Aslı aynı şekilde.) Yeş-yeş- yeş(Aslı evet
    gibisinden) Yeşil tabi ki de.
    ASLI – Beni sevdiğini biliyordum. Alp beni ne zaman sevdiğini anladın?
    ALP – Yuh artık oha artık çüş artık! Ulan bir kere sorduğun sorularda o yoktu ya! (Aslı çok sinirlenir ve daha da abartılı ağlamaya başlar.) Hayatım şimdi niye ağlıyorsun? Yoksa! Aman Allah’ım bugün ayın 15 mi? (Kendi kendine) Alp! Regli! Adette! Sakin ol! Ne istiyorsa onu ver! Tatlı getir. O bizim kıymetlimiz! Ha ilaç tatlı! (Aslıya) Hayatım tatlı yer miyiz?
    ASLI – Sen bana kilo mu aldırmaya çalışıyorsun Alp! Ne yani sen beni beğenmiyor musun, zayıf olduğumu mu düşünüyorsun? Ya da bunları yediğimde sivilcem çıktığında mutlu olacaksın? Ya da beni aldatıyorsun gönlümü mü çalmaya çalışıyorsun.
    ALP – Tebrik ediyorum Aslı. Yani muhabbet nerden, nereye, nasıl geldi helal olsun vallah. Yani bunu giriş gelişme sonuç şeklinde filme çeksek oscar’a adaydık. And the Oscar goes to ASLI! Oscar goes to Aslı yani! (Aslı daha da sinirlenir.) Tamam, hayatım sakin ol. Sinirlenme canım. Benim canım tatlı çekti de birlikte yer miyiz diye dedim… Hani... Sen bana hep düşüncesizsin dersin ya. O yüzden yani. (Alp kendi kendine) Abi bugün ne yapıp, ne edip bu tatlıyı yedirmeliyiz! Yoksa, ayvayı yeriz.
    ASLI – Tatlı matlı istemiyorum of. (Radyoyu çıkartır kulaklıklarını takar.)
    ALP – Abi ben bu kadınları anlamıyorum ya. Regliydi, doğumdu, menapozdu, ulan hayat bitti.
    ASLI – (Kulaklığı çıkartıp) Bir şey mi diyorsun Alp?
    ALP – Yok hayatım Erhanla konuşuyordum.
    ASLI – Ne diyordun?
    ALP – Sen, sen ol hep sev oğlum diyordum. Erhan oğlum sen bir tur daha at. Melis’e de sahip çık! Biz daha buradayız belli ki. Annenin regli dönemi 15 gün kamptayız aslanlarım.
    ASLI – Canım?
    ALP – Efendim.
    ASLI – (Kulaklığı uzatır.) Bu sıradaki bizim parçamız olsun hadi.
    ALP – Kaçıncı parça olacak acaba. Arşiv yaptık en hit parçalarımız diye. (Aslının bakışının ardından) Olsun canım olsun. (Kulaklığı takar. Saatine bakar. Cebinden kendi kulaklığını çıkarıp takar. Kendi Kendine.) Gerizekalı herif kaçar mı lan o? Vur lan, vur lan. Tüh Allah belanı! (Aslı Alp’e dönüp)
    ASLI – Nasıl buldun aşkım?
    ALP – Ne?
    ASLI – Parçayı diyorum.
    ALP – Güzel
    ASLI – Nasıl yani?
    ALP – Allah’ı var güzel işte aşkım, söyleyen hakkını vermiş. Bizi anlatmış resmen parça. Tam parça yani
    ASLI – Nasıl bizi anlatmış Alp. Söyleyen resmen, aldatılmayı işlemiş.
    ALP – Hayde... Bebeğim aldatıldık ya, kader bizi aldattı ya. Hele o söze bittim.
    ASLI – Neye?
    ALP – Bittikten sonrasını hatırlamıyorum. Acayip güzeldi ama bebeğim.
    ASLI – Tebrik ediyorum Alp, sen dön bakiyim bu tarafa.
    ALP – Ne tarafa doğru? Kıbleye doğru mu?
    ASLI – Alp uzatma! Dön bakiyim. Bu kulaklık da neyin nesi?
    ALP – Canım annem arar diye parçayı dinlerken rahatsız olmayalım sesten diye taktım?
    ASLI – Ver bakiyim şu kulaklığı. (Alıp takar.) Annen ne zamandır maç spikerliği yapıyor hayatım. (Kadın geçiyormuş gibi Aslı onu tarar resmen.)
    ALP – Zamanlama süper! (Kadın geçmiştir. Arkasından bakmaktadır Aslı. Düşüncelidir yaramaz gibisinden.) Hayatım niye öyle değişti suratın?
    ASLI – Kadına bakıyorum.
    ALP – Hayatım nedir sizin bu kadın takıntınız? Bir erkekten daha çok tarama yapıyorsunuz.
    ASLI – Görmüyor musun Alp? Dip boyası gelmiş, kaşı bıyığı çıkmış. Onun kalçası benden daha büyük.
    ALP – Evet bende fark ettim. (Aslının tip tip bakmasıyla) Yani şeyi fark ettim sen bakınca, bende bakma gereği duydum kıskandım aşkım seni.
    ASLI – Ha öyle mi aman da aman kıskanırmış sevgilisini de. Bak bu arada sana jöle aldım?
    ALP – Nerde? (Aslı bankın arkasından beyazlatıcı saç spreyini çıkartır. Alp’in saçlarına sıkar spreyi.)
    ASLI – Güzel oldu.
    ALP – Dur sana da sıkalım. (Sıktıktan sonra bankın arkasına koyar. Saçlarına bakar. Yaşlanmışlardır.)
    ASLI – Var mı?
    ALP – Burada bir tane var siyah (Üzülür.) Neden üzülüyorsun hayatım?
    ASLI – İyice yaşlandık.
    ALP – Saçmalama, daha çok uzun yıllar var önümüzde hem bak çok şanslıyız biz.
    ASLI – Nasıl?
    ALP – Erhan evlendi 11 tane çocuk yaptı aşiret kurdu resmen. Melis evlendi tık yok onlarda tüp bebek yapıyoruz dediler falan bakalım yani parada yolluyorlar. Hepsinin sağlığı iyi, hepsinin hayatı iyi daha ne göreceğiz hanım?
    ASLI – Doğru diyorsun, bak ben sana ne aldım? (Bankın arkasından kasket, ceket ve hediyeleri çıkartır.)
    ALP – Ne aldın? Bana mı aldın, çok güzel bunlar.
    ASLI – Giy bakalım.
    ALP – Bende sana aldım bak burada. (Alp bankın arkasından ona aldıklarını çıkartır.)
    ASLI – Ben aldım diye aldın demi?
    ALP – Başa mı dönüyoruz?
    ASLI – Şaka yaptım.
    ALP – Giy bakalım.
    ASLI – Çok güzel oldular. (Aslının telefonu çalar.)
    ALP – Kim o?
    ASLI – Erhan arıyor.
    ALP – Beni niye aramıyor? (Alp’in telefonu çalar.)
    ASLI – Kim o?
    ALP – Melis
    ASLI – O beni niye aramıyor?
    ALP – Çocuklaşma Aslı aç bende açıyorum.
    ASLI VE ALP – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
    ASLI – Ne yapıyorsunuz oğlum? Nasıl. Eh oğlum zor olmuyor o kadar çocuğa bakması? (Aslı konuşur gibi devam eder.)
    ALP – Nasılsın Melis’im… Eh çocuk ne yapıyor? Tüpe benziyor mu çocuk? İyiyiz iyiyiz canım dur vereyim. Al seni istiyor.
    ASLI – Tamam veriyorum oğlum.
    ALP VE ASLI – Efendim? (Alp konuşur gibi devam eder.)
    ASLI – Ne yapıyorsun kızım? Tüp bebek mi hiç aklım almıyor yani Melis. Nasıl bari iyi mi? Ateşle yaklaşmayın bari o çocuğa maazallah ne olur ne olmaz kızım. Şükür çok iyiyiz para sıkıntımız yok.
    ALP – Çekmiyor oğlum ha çekti. Ne yapıyorsun oğlum? Ne diyeceğim kaç oldu? 11 ha maşallah. Milli takım kadrosunu kurmuşsunuz oğlum. Bari takım ayarlayın da 11 – 11 maç yapın karşılıklı. Erhan bana bak çaktırma biz annenle çok kötüyüz oğlum. Durumlar çok kötü bildiğin gibi değil. Bize şöyle para yolla… 3 bin olur oğlum olur. Tamam, aslanım annene söyleme kızar yoksa söylediğime. Tamam, aslanım görüşürüz öpüyorum.
    ASLI – Öptüm kızım görüşürüz. (Kapatırlar telefonları.)
    ALP – İyi parayı da yollar. Güzel oldu bu.
    ASLI – Ne dedin Alp?
    ALP – Selamı var?
    ASLI – Aleyküm Selam… Biliyor musun Alp?
    ALP – Neyi hanım?.
    ASLI – Biz çok şanslıyız.
    ALP – Biliyorum.
    ASLI – Şu önümüzde ki gençleri görüyor musun?
    ALP – Hangilerini? (Bir kız görmüştür onun tepkisini verir.) Gördüm (Aslı dürter.)
    ASLI – Onu değil şunları.
    ALP – Gördüm.
    ASLI – Bize çok benziyorlar?
    ALP – O çocuğun vah haline.
    ASLI – Sen beni sevmiyorsun.
    ALP – Saçmalama gel buraya. (Sarılırlar.) Ben seni çok ama çok seviyorum.
    ASLI – Ben seni daha çok seviyorum. (Aslı Alp’in omzuna başını koyar ve huzurlu bir şekilde donarlar tek spot üzerlerindedir. Işıklar söner. Işıklar açıldığında sahnede sedye, sedyenin içerisine başka biri yatmaktadır. Ama seyirci yüzünü görmediği için Alp sanmalıdır. Aslı sedyenin yanında oturmaktadır. Fonda Alp’in kalp atışları duyulmaktadır.)
    ASLI – (Fonda dram bir müzik çalmaya başlar.) Nereden nereye geldik Alp... Ne yaptık ki biz hayata? Neden cezalandırdı ki bizi... Yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçti gitti... Ne kadar da dolu dolu yaşamışız hayatı... Hayat bu kadar kısa mı? Hani kimi aşklar ölümsüzleştirirdi hayatı... Bir şans daha verir mi hayat bize? Geçmişin hatırına, yelkovanla akrep geri döner mi? Bak çocuklar dışarı da, hadi Alp çocuklaşma da kalk hadi... Hani söz vermiştin onlara, hani bana söz vermiştin... Yarı yolda bırakmam diye... Hadi Alp çocuklaşma da kalk... Hadi! Alp! (Sahne donar. Sahnenin bir köşesinde tek spot yanar. Beyazlar içersinde Alp gözükür.)
    ALP – Derler ki bakmak gerek kimi zaman... Oysa ki bilmezler bakmanın kimi zaman zor olduğunu. Tarifsiz duyguların bir anda son bulduğunu… Dünyanın en tatlı sesini duymanın, hiç bir şeye değişilmeyeceğini… Derler ki kalp yarası ölümün son sahnesi... Son perde geldi mi? Peki bu son perde tamir edilir mi? İki kişilik bir oyunda tek kişi çıkabilir mi? Çıksa bile bu oyun güzel olabilir mi? Derler ki hayat bir sahne. Bu sahne çok ağır değil mi?. (Tek spot aniden kapanır ve Alp’in kalp atışları durmuştur ve bunun sesi yüksek bir şekilde duyulmaktadır. Aslının feryadı ile oyun biter.)
    SON
  • Metin sefanın asker arkadaşıydı aynı durakta taksi şoförlüğü yapıyordular duraklarının karşısında bayan kuaförü vardı ve sevgi burada çalışan kızlardan biriydi
    Metin sevgiye tutulmuştu daha ilk gördüğü günden itibaren aşık olmuştu fakat bu aşkı kendinden başka kimseye söyleyemedi
    Günler birbirini kovalarken sefa metine aksam konuşalım kardeşim işten sonra hem yemek yeriz hem bir konuşmam gerek seninle
    Metin tabiki akşam görüşürüz kardeşim deyip müşteriye gitti
    Akşam buluştu iki arkadaş
    Metin sordu kardeşine
    -evet kardeşim anlat bakalım
    Sefa söze nasıl başlayacağını bilemedi önce sonra sevgi var ya dedi kuaförde çalışan
    - ee ne olmuş sevgiye
    - abi ben o kıza çok fena aşık oldum
    Metin ne diyeceğini bilemedi donakaldı çünkü en sevdiği arkadaşı ile aynı kıza aşık olmuştu ama artık çok geçti zaten söyleyememişti artık hiç söyleyemezdi de
    - biz iki gündür konuşuyoruz sanırım aradığım kadını yani eşim olacak kadını buldum
    Sevginin kimi kimsesi yoktu sefa ile ortak yanları ikisi de yetimhanede büyümüşler yaşları dolunca ayrılıp kendi hayatlarını itam ediyorlardı zaten birbirlerine de böyle yaklaşmış kaderdaş olmuşlardı birbirlerinden başka kimseleri yoktu
    Metin belli etmeden çok sevindim kardeşim Mevla’m hayırlı etsin inşallah dedi ve muhabbeti böylelikle noktalamış oldu yani araya girmeyi bırak metin tamamen teslim olmuştu bu duruma nasip dedi ve konuyu kendi içinde kapattı
    Bir kaç gün sonra son model bir araba kuaförün önüne park etti içinden iri yarı bir adam ve çirkin suratlı bir adam çıkıp kuaföre daldı
    Çirkin suratlı adamın işlettiği barın gözde konsomatristi içlerdeydi ve zorla çıkarmaya çalışıyordu
    Sevgi duruma müdahale etmek istedi çirkin suratlı bu mendebur adama bağırdı çirkin dışarı polis çağıracağım yoksa
    Çirkin suratlı adam kadını adamına doğru itip tut şunu dendikten sonra sevgiye yaklaştı
    Sende fena değilsin haaa istersen sende gel benimle çok para kazanırsın ne dersin
    Bu iğrenç teklif sonrasında sevgi çığlık attı metin sefa ve iki taksici daha kuaföre daldı ne oluyor diye
    Çirkin suratlı adam tehditkâr bir şekilde sevgiye seninle görüşeceğiz ufaklık dedi
    Sefa atıldı kimsin lan sen ne görüşeceksin diye arbede başladı kavgayı diğer dükkândan gelenler ayırdı
    Çirkin suratlı adam kapıdan çıkarken görürsün seni alacağım diye bağırdı
    Sefa ve metini zapt etmek hayli zordu ama çirkin suratlı adam istediğini almak için mutlaka geri gelecekti adamlarından birine emri verdi bu kızı takibe alın
    - tamam abi
    Bir kaç gün sonra bir müşteriyi bırakıyordu barın birinin önüne burası oldukça lüks biriydi tam adam inerken çirkin suratlı adamı gördü on metre ilerisinde arabadan indi o kadında onun yanındaydı kapıdakiler saygı hürmet gösterip içeri aldılar
    Metin arabadan inip kapıdaki adamlara yaklaştı
    -pardon bir şey sorabilir miyim? Bu içeri giren adam kimdi
    Ne yapacaksın yok geçen benim taksiye bindi buranın adresini verdi is teklif etti bu yanında ki ablayı sanırım evden alıp buraya buradan alıp eve götürmek için bu yüzden gelirsen yardımcı olurum sana dedi bende kimden yardım istiyorum kime çalışacağım bilmek istedim yoksa benim ne işim olabilir ki
    Kapıdaki yalaka iri yarı çam yarması gibi adam başladı anlatmaya bu bölgenin abisidir yani mafya bu adama yanlış yapmak demek ölmek demektir eğer işe baslarsan sen sen ol sakın hata etme
    Kapıdaki adamı hem böbürlene böbürlene abisini anlatıyor hem anlattıkça kabarıyordu
    metin anlayacağını anlamıştı oradan ayrılıp mahalleye geldi direk sevginin evinin önünden geçerken siyah bir araba fark etti içinde bir adam oturuyordu herhâlde öylesine biridir diye umursamadı açıkçası eve gidip yattı
    Sabah kalktığında hala araba ve adam oradaydı bunda bir iş var kesin diye içinden geçirdi haksız da değildi
    Durağa gitti sefa daha yeni geliyordu bir şey söylemedi birazdan sevgi gelip dükkanı açtı aynı araba şimdi gelip elli metre ileriye park etti metin durumu anladı bu adam o çirkin suratlının adamıydı
    Sefaya belli etmedi ama durumu anlatmak zorundaydı kardeşim hadi biraz konuşalım çay içelim ne dersin sefa olur dedi kalktılar bir çay bahçesine gidip oturdular metin durumu olduğu gibi anlattı ve tek çare sizin buradan kaçmanız dedi son olarak
    Sefa şaşkındı ama mecburdu da sevgiye bir şey olmasından korkuyordu bu yüzden kabul etti
    Hemen sevgiye telefon edip kıza durumu olduğu gibi anlattı kız kaçmayı mecburen kabul etti
    Metin adamı oyalayacak sefa kızı alıp kaçacaktı
    Birazdan durağa geçtiler plan hazırdı
    Metin adamın yanına gitti
    - selamün aleyküm kardeş araba kaç model satılık mi jantlar yenimi soru yağmuruna tuttu adam birine cevap verse üçüne vermiyordu gözü sevginin dükkanındaydı
    Metin arabanın yanında dolaşıyor sorularına devam ediyordu
    O ara kız dükkandan hızlıca çıktı sefanın arabasına atladı adam hamle yaptı ama metin adamın üstüne atlayıp boğuşmaya başladı
    - ulan size kız kaptırır mıyım diye bağıra bağıra boğuşuyordu kısa süre içinde sefa ve sevgi gözden kayboldu
    Metini ve adamı komşular gelip birbirinden ayırdı
    Adam arabaya bindi neye bulaştığını bilmiyorsun bittin sen diye tehdit savurup gaza bastı
    Metin gece iş bitiminde eve girerken kafasında bir ağırlık hissetti olduğu yere yığıldı.



    Metin gözlerini açtığında karanlık bir odanın içindeydi ölüm sessizliği sarmıştı her yanını elleri oturduğu sandalyenin arkasına bağlıydı ayakları sandalyenin bacaklarına ağzı kapalıydı kan dolu burnundan zorla nefes alabiliyordu ayakları buz kesmişti ayak parmaklarını hissetmiyordu bedeni çıplaktı belki sadece mahremini örtecek kadar kapalıydı nefesi titriyor ve içinden imdat çığlıkları sessiz birer nida gibi göğüs kafesinde yankılanıyordu bir çok uzvunun hissini yitirse de şuuru bilinci açıktı
    Buraya nasıl geldim Allahlım yardım et diye içinden dualar ediyordu
    Kaç saattir burada olduğunu bilmiyordu annesi Züleyha hanımı babası Rüstem beyi ve küçük kardeşi nazlıyı merak ediyordu acaba onlara da ulaştı mı bu deyyuslar diye öfkeyle mırıldandı
    Kurtulmak için sandalyesini sendeletse de başaramadı ve hareket ettikçe plastik kelepçenin kenarları bileklerini daha çok incitiyordu boğulan bir adamın feryadı gibi soluk bir bağırtı yankılandı boş odanın yada deponun buz kesmiş duvarlarında
    Kısa süreli bir sinir krizi geçirdi gücünün kurtulmaya yetmemesi bu lanet yerden kurtulamama kaygısı bütün sinirlerini alt üst etmeye yetmişti daha fazla göz yaşlarını tutumayıp özgür bıraktı
    Kendini ve ruhunu dinlendirmesi gerekiyordu bunun için güzel anıları hatırlamak en güzel çıkış kapısıydı
    Vücudunun bir çok yerinde ağrıları vardı bu ağrıların bazıları öyle şiddetliydi ki dayanılmaz acılar içinde metini kıvrandırıyordu bunlardan kurtulmam gerek en azından biraz olsun unuturum niyetiyle eski günleri güzel günleri anımsamaya başladı
    Henüz çocukken izinsiz girdiği bahçeleri hatırladı önce bahçe sahibinin onları nasıl kovaladığı kaçarken düştüğü fosseptik çukurunda nasıl debelendiğini hatırlayınca acı acı kahkaha attı kendine
    Sonra okulda arkadaşları ile aldıkları bir paket sigarayı saklayacak yer bulamayınca damakları hissizleşinceye kadar içip bitirdiklerini hatırladı
    Sonra ilk aşkını aslında bu acı vericiydi ve kapanan yaralarının yeniden kanaması gibiydi bunun çocukça ve saçma bir fikir olduğunu kabullenip bu kısmı atlıyor
    Sonra askere giderken alkış tutan en büyük asker bizim asker sloganlarına karışmış kendini hatırladı güzel heyecanlı bir gündü bu ufak bir kaza olmuştu konvoyda aracın biri otoyolda raks edercesine giderken başka bir araca toslamış olsa da o gün güzeldi
    Askerliğini hatırladı ilk günden son güne kadar çıktığı görevleri aldığı cezaları karıştığı bir kavgadan dolayı her yanı simsiyah olana kadar sırtında taşıdığı kömürleri hatırladı
    Sonra dönüşünü annesine babasına heyecanla hasretle sarıldığı günü o askerdeyken doğan küçük nazlıyı hatırladı
    O ara demir kapının gıcırdamasını duydu pür dikkat kesilip sesleri dinlemeye başladı yankılanan ayak sesleri adım adım yaklaşıyordu heyecanı hat Safhadaydı çıkmış tutsak olmanın acı vahameti karşısında çaresizce bekliyordu
    Karanlığın içinden tok bir ses yükseldi açın ağzını
    Arkadaşın olacak o piç nerede sevgiyi nereye sakladınız
    Metin nefesini toplamaya çalışıyordu saatlerdir ağzındaki bezin düğümü ağzını uyuşturmuştu güçlükle konuşuyordu
    -arkadaşım kimsesiz olabilir ama piç değil burada bir piç varsa oda muhtemel ki sen ve adamlardan başkası değil
    Suratına inen bir yumrukla sandalyeyle beraber sağ tarafa doğru savrulup düştü yumruğun ve düşünce başını beton zemine çarpmasına dayalı kısa süreli bir bilinç kaybına uğradı dev gibi iki el tutup kaldırdı yerden metin kendine gelmeye çalışıyordu
    Yüreği ve bütün varlığı çirkinliğin en dibine vurmuş bu namert ses tekrar ediyordu
    -Neredeler söyle yoksa buradan çıkman muhtemel bile değil seni öyle
    -bilmiyorum bilsem de o masum çocukları sana nasıl teslim edeceğimi düşünüyorsun ahmak herif
    Devam edemeden bir yumruk daha patlıyor metinin suratına ve yine kan revan yerde
    - ben biliyorum seni nasıl konuşturacağımı piç oğlu piç. Alın şu mendeburun babasını içeriye açın gözlerini
    Emri uygulayan devasa boyuttaki haydut kılıklı herif metinin gözlerini açtı
    Uzun zamandır kapalı olan gözleri hiçbir şey görmüyordu bir kaç dakika sonra metinin babası Rüstem beyin sesi duyuldu
    -iyiminsin oğlum ağlayan inleyen bir babanın feryadıydı bu
    -- iyiyim baba şükürler olsun iyiyim
    -evladım ne oluyor burada kim bu adamlar bizi niye getirdiler buraya kötü bir şey mi yaptın sen
    -hayır baba müsterih ol senin başını önüne eğecek hiçbir şey yapmadım
    -evladım niye buradayız öyleyse kim bu kılıksız adamlar
    Çirkin suratlı çirkin yürekli adam o pis sesiyle gürledi
    -oğlun olacak bu hergele ile arkadaşı piç sefa bir kız kaçırdı sefa ve kız ortalarda yok eğer oğlun konuşmazsa ilk seni öldüreceğim hadi söyle yavrucuğuna da seni kurtarsın
    Metine dönüp pis pis sırıtarak metin babanı kurtarmayacak mısın hadi söyle nerede olduklarını babanı anneni ve nazlıyı al git buradan söz bir şey yapmayacağım
    Bu kelimeleri sıralarken kıllı çirkin suratı hain gülümsemelerle metine bakıyordu
    -evladım biliyorsan söyle de gidelim buradan hadi oğlum annen ve kardeşin diğer odada yaşlı babanı anneni kardeşini düşün
    -metin ağlamaya başlamıştı babacığına acı acı bakıyordu
    Yemin ediyorum ki bilmiyorum baba bırak babamı aşağılık herif bırak bırak diye. metin inliyordu dev gibi adam Rüstem beye öyle bir yumruk indirdi ki Rüstem bey muhtemelen yere fırladığını bile anlayamadan bayılmıştı
    Metin öyle feryat etti ki baba diye bütün odanın duvarları metinin sesine eşlik edip baba diye haykırıyordu.
    Çirkin adam emri verdi kaldır şu yaşlı bunağı
    - konuş lan şerefsiz konuş babanı hiç mi sevmiyorsun adamın senin yüzünden düştüğü hale bak sen nasıl bir evlatsın hayırsız piç
    Metin çırpınıyordu ama nafile kurtaramıyordu ellerini ayaklarını
    - ..... çocuğu ..... çocuğuuu diye metin ciğerlerini yırtarcasına kadar bağırıyordu
    Çirkin surat belindeki tabancayı çekip Rüstem beye üç el ateş etti
    Rüstem bey bir dakika kadar çırpınarak ruhunu teslim ederken gözleri oğlu metine bakıyordu
    Metin şoka girmiş neye uğradığını şaşırmış öylece baka kaldı nefesi tutuldu sesi kısıldı yok oldu resmen
    Çirkin surat yeni bir emir verdi
    - kaldırın şu vadesi buraya kadar olan mendeburu annesini getirin
    Metin ne yapacağını ne diyeceğini bilmiyordu babasının ayaklarından iki kişi tutup odanın karanlık köşesine çektiler sürükleyerek
    Metin karanlıkta babası kaybolana kadar izledi hala kendinde değildi babası dünyası her şeyi yıkıldı aklı bulanıktı bildiği ne varsa unutmuştu kolları ayakları başı her yeri uyuşmuş gücünü tamamen yitirmişti
    Az sonra annesini içeriye aldılar annesi Züleyha hanımı kollarından sürükleyerek getirip sandalyeye az önce babasının oturduğu yere oturttular
    Annesi metinim diye feryat etti oğlunu görünce ama omuzlarında ki iki büyük el yüzünden kalkamadı kadıncağız.
    Metin annem özür dilerim annem seni kurtaracak kadar bir şey bilmiyorum vallahi bilmiyorum yalvarıyorum bırakın annemi Allah rızası için annemi bırakın bilmiyorum bilmiyorum diye inliyordu
    Çirkin suratlı adam Züleyha hanımın kulağına doğru eğilip
    - sen nasıl bir annesin şu yetiştirdiğin çocuğa bak az önce babasının ölümüne sebep oldu şimdi senin ölümüne sebep olacak ama merak etme ben cezasını vereceğim sen sakin ol ben çok bir şey istemiyorum
    Sesini güreştirerek şu yavşak oğluna söyle kızın yerini söylesin diye bağırdı.
    Züleyha hanım korkarak evladım ne diyor bir adam baban nerede sen mi öldürdün babanı ne diyor bu adam
    Metinin dünyası kararmış kısık sesiyle hayır anne babamı sadakatim ve dürüstlüğüm öldürdü bu adam öldürdü anne babamı öldürdü derken hüngür hüngür ağlıyordu
    Şimdi Züleyha hanımda ağlamaya başlamıştı
    - evladım söyle değer miydi bunca şeye ne olur söyle kurtar bizi anacığı yalvarıyordu resmen oğluna
    Metin yemin ediyordu vallahi bilmiyorum anne bilsem söylemez miyim babam öldü sen buradasın kardeşim burada bilsem söylemem mi
    Çirkin surat atıldı lafa
    Bak oğlum söyle nerde olduklarını yoksa annenin de sonu baban gibi olacak inat etme lan yemişim dostluğunu arkadaşlığını annenden babandan daha mı kıymetli o piç söyle kurtulun hadi
    Metin yalvarıyor yeminler ediyordu kafayı kıza takmış çirkin surat tatmin olmuyor daha çok baskı uyguluyordu metinden bir şey çıkamayınca tek el ateş sesi odayı hüzne boğmuştu
    Züleyha hanım sandalyeden yere yuvarlanıp oracıkta kaldı
    Metin anne diye feryat etti ki artık sesi çıkmıyordu bile bağırmaktan sesi kısılmıştı kolu kanadı kırıldı daha fazla dayanamayıp bayıldı
    Çirkin surat emri verdi ayıltın şunu kaldırın su kadını yerden ulan bir inat uğruna iki kişiyi mort ettik iyimi bastı kahkahayı
    Metinin kafasına serpilen su ile kendine gelmişti
    - Allah belanı versin Allah seni kahretsin vicdansız köpek diye inliyor ve ekliyordu beni öldürseydin keşke onların ne günahı vardı zalim zulümkâr Allah belanı versin diye ağlıyordu
    Çirkin surat yeniden konuşmaya başladı ulan şerefsiz suçlu ben miyim ben öldürmedim senin zavallı anneni babanı sen öldürdün sen, senin inadın öldürdü
    Ama merak etme birazdan acılarına son vereceğim annene babana kavuşacaksın ha nazlıyı merak etme o artık benim benden aldığınızın karşılığında kardeşini senden alıyorum açıkçası bu alışverişi sevdim
    Metinin kanı donmuştu bu domuz herifin söyledikleri karşısında
    - vur ulan .... çocuğu vur bilsem de artık söylemem canın cehenneme senin diye küfürleri sıralarken çirkin surat tabancasında kalan 10 mermiyi metinin vücuduna rast gele boşalttı
    Zavallı metin vücudu delik-deşik bir hâlde sandalyenin üzerinde kalmıştı gözleri annesine doğru ışığını usulca kaybetti.
    Geber piç geber diye gürledikten sonra adamlarına emri verdi bunların leşini yakın bunlardan geriye toz bile kalmasın.
    Son emri verip çıktı nazlının yanına gidip yüzündeki vahşeti gizleyerek artık sen benimlesin sevgi dedi
    -hayır benim adım nazlı
    Çirkin surat anneni babanı ağabeyini kaybettik trafik kazası geçirdiler onlar artık yoklar anladın mı artık sen ve ben varız biz ikimiz hadi şimdi sana yeni elbiseler alalım bu kötü günü unutalım gitsin ne dersin
    Nazlı ağlıyordu annesine babasına ağabeyine kimsesi kalmamıştı nereye kime gideceğini bilmiyordu korkuyordu ve bu adamla gitmesi gerektiğini çocuk bile olsa idrak edebilmişti yaşlı gözlerini koluna sile sile çirkin suratlı bu adamın elini tuttu ve usulca yürüyüp gecenin karanlığında uzaklaştılar oradan....

    Semavi
  • Metin sefanın asker arkadaşıydı aynı durakta taksi şoförlüğü yapıyordular duraklarının karşısında bayan kuaförü vardı ve sevgi burada çalışan kızlardan biriydi
    Metin sevgiye tutulmuştu daha ilk gördüğü günden itibaren aşık olmuştu fakat bu aşkı kendinden başka kimseye söyleyemedi
    Günler birbirini kovalarken sefa metine aksam konuşalım kardeşim işten sonra hem yemek yeriz hem bir konuşmam gerek seninle
    Metin tabiki akşam görüşürüz kardeşim deyip müşteriye gitti
    Akşam buluştu iki arkadaş
    Metin sordu kardeşine
    -evet kardeşim anlat bakalım
    Sefa söze nasıl başlayacağını bilemedi önce sonra sevgi var ya dedi kuaförde çalışan
    - ee ne olmuş sevgiye
    - abi ben o kıza çok fena aşık oldum
    Metin ne diyeceğini bilemedi donakaldı çünkü en sevdiği arkadaşı ile aynı kıza aşık olmuştu ama artık çok geçti zaten söyleyememişti artık hiç söyleyemezdi de
    - biz iki gündür konuşuyoruz sanırım aradığım kadını yani eşim olacak kadını buldum
    Sevginin kimi kimsesi yoktu sefa ile ortak yanları ikisi de yetimhanede büyümüşler yaşları dolunca ayrılıp kendi hayatlarını itam ediyorlardı zaten birbirlerine de böyle yaklaşmış kaderdaş olmuşlardı birbirlerinden başka kimseleri yoktu
    Metin belli etmeden çok sevindim kardeşim Mevla’m hayırlı etsin inşallah dedi ve muhabbeti böylelikle noktalamış oldu yani araya girmeyi bırak metin tamamen teslim olmuştu bu duruma nasip dedi ve konuyu kendi içinde kapattı
    Bir kaç gün sonra son model bir araba kuaförün önüne park etti içinden iri yarı bir adam ve çirkin suratlı bir adam çıkıp kuaföre daldı
    Çirkin suratlı adamın işlettiği barın gözde konsomatristi içlerdeydi ve zorla çıkarmaya çalışıyordu
    Sevgi duruma müdahale etmek istedi çirkin suratlı bu mendebur adama bağırdı çirkin dışarı polis çağıracağım yoksa
    Çirkin suratlı adam kadını adamına doğru itip tut şunu dendikten sonra sevgiye yaklaştı
    Sende fena değilsin haaa istersen sende gel benimle çok para kazanırsın ne dersin
    Bu iğrenç teklif sonrasında sevgi çığlık attı metin sefa ve iki taksici daha kuaföre daldı ne oluyor diye
    Çirkin suratlı adam tehditkâr bir şekilde sevgiye seninle görüşeceğiz ufaklık dedi
    Sefa atıldı kimsin lan sen ne görüşeceksin diye arbede başladı kavgayı diğer dükkândan gelenler ayırdı
    Çirkin suratlı adam kapıdan çıkarken görürsün seni alacağım diye bağırdı
    Sefa ve metini zapt etmek hayli zordu ama çirkin suratlı adam istediğini almak için mutlaka geri gelecekti adamlarından birine emri verdi bu kızı takibe alın
    - tamam abi
    Bir kaç gün sonra bir müşteriyi bırakıyordu barın birinin önüne burası oldukça lüks biriydi tam adam inerken çirkin suratlı adamı gördü on metre ilerisinde arabadan indi o kadında onun yanındaydı kapıdakiler saygı hürmet gösterip içeri aldılar
    Metin arabadan inip kapıdaki adamlara yaklaştı
    -pardon bir şey sorabilir miyim? Bu içeri giren adam kimdi
    Ne yapacaksın yok geçen benim taksiye bindi buranın adresini verdi is teklif etti bu yanında ki ablayı sanırım evden alıp buraya buradan alıp eve götürmek için bu yüzden gelirsen yardımcı olurum sana dedi bende kimden yardım istiyorum kime çalışacağım bilmek istedim yoksa benim ne işim olabilir ki
    Kapıdaki yalaka iri yarı çam yarması gibi adam başladı anlatmaya bu bölgenin abisidir yani mafya bu adama yanlış yapmak demek ölmek demektir eğer işe baslarsan sen sen ol sakın hata etme
    Kapıdaki adamı hem böbürlene böbürlene abisini anlatıyor hem anlattıkça kabarıyordu
    metin anlayacağını anlamıştı oradan ayrılıp mahalleye geldi direk sevginin evinin önünden geçerken siyah bir araba fark etti içinde bir adam oturuyordu herhâlde öylesine biridir diye umursamadı açıkçası eve gidip yattı
    Sabah kalktığında hala araba ve adam oradaydı bunda bir iş var kesin diye içinden geçirdi haksız da değildi
    Durağa gitti sefa daha yeni geliyordu bir şey söylemedi birazdan sevgi gelip dükkanı açtı aynı araba şimdi gelip elli metre ileriye park etti metin durumu anladı bu adam o çirkin suratlının adamıydı
    Sefaya belli etmedi ama durumu anlatmak zorundaydı kardeşim hadi biraz konuşalım çay içelim ne dersin sefa olur dedi kalktılar bir çay bahçesine gidip oturdular metin durumu olduğu gibi anlattı ve tek çare sizin buradan kaçmanız dedi son olarak
    Sefa şaşkındı ama mecburdu da sevgiye bir şey olmasından korkuyordu bu yüzden kabul etti
    Hemen sevgiye telefon edip kıza durumu olduğu gibi anlattı kız kaçmayı mecburen kabul etti
    Metin adamı oyalayacak sefa kızı alıp kaçacaktı
    Birazdan durağa geçtiler plan hazırdı
    Metin adamın yanına gitti
    - selamün aleyküm kardeş araba kaç model satılık mi jantlar yenimi soru yağmuruna tuttu adam birine cevap verse üçüne vermiyordu gözü sevginin dükkanındaydı
    Metin arabanın yanında dolaşıyor sorularına devam ediyordu
    O ara kız dükkandan hızlıca çıktı sefanın arabasına atladı adam hamle yaptı ama metin adamın üstüne atlayıp boğuşmaya başladı
    - ulan size kız kaptırır mıyım diye bağıra bağıra boğuşuyordu kısa süre içinde sefa ve sevgi gözden kayboldu
    Metini ve adamı komşular gelip birbirinden ayırdı
    Adam arabaya bindi neye bulaştığını bilmiyorsun bittin sen diye tehdit savurup gaza bastı
    Metin gece iş bitiminde eve girerken kafasında bir ağırlık hissetti olduğu yere yığıldı.



    Metin gözlerini açtığında karanlık bir odanın içindeydi ölüm sessizliği sarmıştı her yanını elleri oturduğu sandalyenin arkasına bağlıydı ayakları sandalyenin bacaklarına ağzı kapalıydı kan dolu burnundan zorla nefes alabiliyordu ayakları buz kesmişti ayak parmaklarını hissetmiyordu bedeni çıplaktı belki sadece mahremini örtecek kadar kapalıydı nefesi titriyor ve içinden imdat çığlıkları sessiz birer nida gibi göğüs kafesinde yankılanıyordu bir çok uzvunun hissini yitirse de şuuru bilinci açıktı
    Buraya nasıl geldim Allahlım yardım et diye içinden dualar ediyordu
    Kaç saattir burada olduğunu bilmiyordu annesi Züleyha hanımı babası Rüstem beyi ve küçük kardeşi nazlıyı merak ediyordu acaba onlara da ulaştı mı bu deyyuslar diye öfkeyle mırıldandı
    Kurtulmak için sandalyesini sendeletse de başaramadı ve hareket ettikçe plastik kelepçenin kenarları bileklerini daha çok incitiyordu boğulan bir adamın feryadı gibi soluk bir bağırtı yankılandı boş odanın yada deponun buz kesmiş duvarlarında
    Kısa süreli bir sinir krizi geçirdi gücünün kurtulmaya yetmemesi bu lanet yerden kurtulamama kaygısı bütün sinirlerini alt üst etmeye yetmişti daha fazla göz yaşlarını tutumayıp özgür bıraktı
    Kendini ve ruhunu dinlendirmesi gerekiyordu bunun için güzel anıları hatırlamak en güzel çıkış kapısıydı
    Vücudunun bir çok yerinde ağrıları vardı bu ağrıların bazıları öyle şiddetliydi ki dayanılmaz acılar içinde metini kıvrandırıyordu bunlardan kurtulmam gerek en azından biraz olsun unuturum niyetiyle eski günleri güzel günleri anımsamaya başladı
    Henüz çocukken izinsiz girdiği bahçeleri hatırladı önce bahçe sahibinin onları nasıl kovaladığı kaçarken düştüğü fosseptik çukurunda nasıl debelendiğini hatırlayınca acı acı kahkaha attı kendine
    Sonra okulda arkadaşları ile aldıkları bir paket sigarayı saklayacak yer bulamayınca damakları hissizleşinceye kadar içip bitirdiklerini hatırladı
    Sonra ilk aşkını aslında bu acı vericiydi ve kapanan yaralarının yeniden kanaması gibiydi bunun çocukça ve saçma bir fikir olduğunu kabullenip bu kısmı atlıyor
    Sonra askere giderken alkış tutan en büyük asker bizim asker sloganlarına karışmış kendini hatırladı güzel heyecanlı bir gündü bu ufak bir kaza olmuştu konvoyda aracın biri otoyolda raks edercesine giderken başka bir araca toslamış olsa da o gün güzeldi
    Askerliğini hatırladı ilk günden son güne kadar çıktığı görevleri aldığı cezaları karıştığı bir kavgadan dolayı her yanı simsiyah olana kadar sırtında taşıdığı kömürleri hatırladı
    Sonra dönüşünü annesine babasına heyecanla hasretle sarıldığı günü o askerdeyken doğan küçük nazlıyı hatırladı
    O ara demir kapının gıcırdamasını duydu pür dikkat kesilip sesleri dinlemeye başladı yankılanan ayak sesleri adım adım yaklaşıyordu heyecanı hat Safhadaydı çıkmış tutsak olmanın acı vahameti karşısında çaresizce bekliyordu
    Karanlığın içinden tok bir ses yükseldi açın ağzını
    Arkadaşın olacak o piç nerede sevgiyi nereye sakladınız
    Metin nefesini toplamaya çalışıyordu saatlerdir ağzındaki bezin düğümü ağzını uyuşturmuştu güçlükle konuşuyordu
    -arkadaşım kimsesiz olabilir ama piç değil burada bir piç varsa oda muhtemel ki sen ve adamlardan başkası değil
    Suratına inen bir yumrukla sandalyeyle beraber sağ tarafa doğru savrulup düştü yumruğun ve düşünce başını beton zemine çarpmasına dayalı kısa süreli bir bilinç kaybına uğradı dev gibi iki el tutup kaldırdı yerden metin kendine gelmeye çalışıyordu
    Yüreği ve bütün varlığı çirkinliğin en dibine vurmuş bu namert ses tekrar ediyordu
    -Neredeler söyle yoksa buradan çıkman muhtemel bile değil seni öyle
    -bilmiyorum bilsem de o masum çocukları sana nasıl teslim edeceğimi düşünüyorsun ahmak herif
    Devam edemeden bir yumruk daha patlıyor metinin suratına ve yine kan revan yerde
    - ben biliyorum seni nasıl konuşturacağımı piç oğlu piç. Alın şu mendeburun babasını içeriye açın gözlerini
    Emri uygulayan devasa boyuttaki haydut kılıklı herif metinin gözlerini açtı
    Uzun zamandır kapalı olan gözleri hiçbir şey görmüyordu bir kaç dakika sonra metinin babası Rüstem beyin sesi duyuldu
    -iyiminsin oğlum ağlayan inleyen bir babanın feryadıydı bu
    -- iyiyim baba şükürler olsun iyiyim
    -evladım ne oluyor burada kim bu adamlar bizi niye getirdiler buraya kötü bir şey mi yaptın sen
    -hayır baba müsterih ol senin başını önüne eğecek hiçbir şey yapmadım
    -evladım niye buradayız öyleyse kim bu kılıksız adamlar
    Çirkin suratlı çirkin yürekli adam o pis sesiyle gürledi
    -oğlun olacak bu hergele ile arkadaşı piç sefa bir kız kaçırdı sefa ve kız ortalarda yok eğer oğlun konuşmazsa ilk seni öldüreceğim hadi söyle yavrucuğuna da seni kurtarsın
    Metine dönüp pis pis sırıtarak metin babanı kurtarmayacak mısın hadi söyle nerede olduklarını babanı anneni ve nazlıyı al git buradan söz bir şey yapmayacağım
    Bu kelimeleri sıralarken kıllı çirkin suratı hain gülümsemelerle metine bakıyordu
    -evladım biliyorsan söyle de gidelim buradan hadi oğlum annen ve kardeşin diğer odada yaşlı babanı anneni kardeşini düşün
    -metin ağlamaya başlamıştı babacığına acı acı bakıyordu
    Yemin ediyorum ki bilmiyorum baba bırak babamı aşağılık herif bırak bırak diye. metin inliyordu dev gibi adam Rüstem beye öyle bir yumruk indirdi ki Rüstem bey muhtemelen yere fırladığını bile anlayamadan bayılmıştı
    Metin öyle feryat etti ki baba diye bütün odanın duvarları metinin sesine eşlik edip baba diye haykırıyordu.
    Çirkin adam emri verdi kaldır şu yaşlı bunağı
    - konuş lan şerefsiz konuş babanı hiç mi sevmiyorsun adamın senin yüzünden düştüğü hale bak sen nasıl bir evlatsın hayırsız piç
    Metin çırpınıyordu ama nafile kurtaramıyordu ellerini ayaklarını
    - ..... çocuğu ..... çocuğuuu diye metin ciğerlerini yırtarcasına kadar bağırıyordu
    Çirkin surat belindeki tabancayı çekip Rüstem beye üç el ateş etti
    Rüstem bey bir dakika kadar çırpınarak ruhunu teslim ederken gözleri oğlu metine bakıyordu
    Metin şoka girmiş neye uğradığını şaşırmış öylece baka kaldı nefesi tutuldu sesi kısıldı yok oldu resmen
    Çirkin surat yeni bir emir verdi
    - kaldırın şu vadesi buraya kadar olan mendeburu annesini getirin
    Metin ne yapacağını ne diyeceğini bilmiyordu babasının ayaklarından iki kişi tutup odanın karanlık köşesine çektiler sürükleyerek
    Metin karanlıkta babası kaybolana kadar izledi hala kendinde değildi babası dünyası her şeyi yıkıldı aklı bulanıktı bildiği ne varsa unutmuştu kolları ayakları başı her yeri uyuşmuş gücünü tamamen yitirmişti
    Az sonra annesini içeriye aldılar annesi Züleyha hanımı kollarından sürükleyerek getirip sandalyeye az önce babasının oturduğu yere oturttular
    Annesi metinim diye feryat etti oğlunu görünce ama omuzlarında ki iki büyük el yüzünden kalkamadı kadıncağız.
    Metin annem özür dilerim annem seni kurtaracak kadar bir şey bilmiyorum vallahi bilmiyorum yalvarıyorum bırakın annemi Allah rızası için annemi bırakın bilmiyorum bilmiyorum diye inliyordu
    Çirkin suratlı adam Züleyha hanımın kulağına doğru eğilip
    - sen nasıl bir annesin şu yetiştirdiğin çocuğa bak az önce babasının ölümüne sebep oldu şimdi senin ölümüne sebep olacak ama merak etme ben cezasını vereceğim sen sakin ol ben çok bir şey istemiyorum
    Sesini güreştirerek şu yavşak oğluna söyle kızın yerini söylesin diye bağırdı.
    Züleyha hanım korkarak evladım ne diyor bir adam baban nerede sen mi öldürdün babanı ne diyor bu adam
    Metinin dünyası kararmış kısık sesiyle hayır anne babamı sadakatim ve dürüstlüğüm öldürdü bu adam öldürdü anne babamı öldürdü derken hüngür hüngür ağlıyordu
    Şimdi Züleyha hanımda ağlamaya başlamıştı
    - evladım söyle değer miydi bunca şeye ne olur söyle kurtar bizi anacığı yalvarıyordu resmen oğluna
    Metin yemin ediyordu vallahi bilmiyorum anne bilsem söylemez miyim babam öldü sen buradasın kardeşim burada bilsem söylemem mi
    Çirkin surat atıldı lafa
    Bak oğlum söyle nerde olduklarını yoksa annenin de sonu baban gibi olacak inat etme lan yemişim dostluğunu arkadaşlığını annenden babandan daha mı kıymetli o piç söyle kurtulun hadi
    Metin yalvarıyor yeminler ediyordu kafayı kıza takmış çirkin surat tatmin olmuyor daha çok baskı uyguluyordu metinden bir şey çıkamayınca tek el ateş sesi odayı hüzne boğmuştu
    Züleyha hanım sandalyeden yere yuvarlanıp oracıkta kaldı
    Metin anne diye feryat etti ki artık sesi çıkmıyordu bile bağırmaktan sesi kısılmıştı kolu kanadı kırıldı daha fazla dayanamayıp bayıldı
    Çirkin surat emri verdi ayıltın şunu kaldırın su kadını yerden ulan bir inat uğruna iki kişiyi mort ettik iyimi bastı kahkahayı
    Metinin kafasına serpilen su ile kendine gelmişti
    - Allah belanı versin Allah seni kahretsin vicdansız köpek diye inliyor ve ekliyordu beni öldürseydin keşke onların ne günahı vardı zalim zulümkâr Allah belanı versin diye ağlıyordu
    Çirkin surat yeniden konuşmaya başladı ulan şerefsiz suçlu ben miyim ben öldürmedim senin zavallı anneni babanı sen öldürdün sen, senin inadın öldürdü
    Ama merak etme birazdan acılarına son vereceğim annene babana kavuşacaksın ha nazlıyı merak etme o artık benim benden aldığınızın karşılığında kardeşini senden alıyorum açıkçası bu alışverişi sevdim
    Metinin kanı donmuştu bu domuz herifin söyledikleri karşısında
    - vur ulan .... çocuğu vur bilsem de artık söylemem canın cehenneme senin diye küfürleri sıralarken çirkin surat tabancasında kalan 10 mermiyi metinin vücuduna rast gele boşalttı
    Zavallı metin vücudu delik-deşik bir hâlde sandalyenin üzerinde kalmıştı gözleri annesine doğru ışığını usulca kaybetti.
    Geber piç geber diye gürledikten sonra adamlarına emri verdi bunların leşini yakın bunlardan geriye toz bile kalmasın.
    Son emri verip çıktı nazlının yanına gidip yüzündeki vahşeti gizleyerek artık sen benimlesin sevgi dedi
    -hayır benim adım nazlı
    Çirkin surat anneni babanı ağabeyini kaybettik trafik kazası geçirdiler onlar artık yoklar anladın mı artık sen ve ben varız biz ikimiz hadi şimdi sana yeni elbiseler alalım bu kötü günü unutalım gitsin ne dersin
    Nazlı ağlıyordu annesine babasına ağabeyine kimsesi kalmamıştı nereye kime gideceğini bilmiyordu korkuyordu ve bu adamla gitmesi gerektiğini çocuk bile olsa idrak edebilmişti yaşlı gözlerini koluna sile sile çirkin suratlı bu adamın elini tuttu ve usulca yürüyüp gecenin karanlığında uzaklaştılar oradan....

    Semavi