• TEPEDEKİ YILDIZ

    Akşam gökyüzünü kızıla boyayıp doğarken, küçük çocuk bahçelerindeki çiçeğin tomurcuklarını seyrediyordu. Dedesi masadan kahvesini alıp yudumladı, gözünün ucuyla da torununa şefkatle bakıverdi. Elinde bir kitap tutuyordu adam. Çocuk her seferinde o kitabı dedesine anlattırmayı çok seviyordu. Kitap gökyüzünden bahsediyordu. Çocuk dedesinin anlattığı hikayelerle uykuya daldığında bir çok kez kendini yıldızlarla konuşurken bile görmüştü. Hatta annesi ona kocaman gülümseyen yıldız vermişti bir keresinde. Çocuk çiçeğin başından kalkıp dedesinin yanına geldi. "Dede bu gece uyumak yok tamam mı?" dedi. Dedesi kitaptan gözünü ona çevirip "Ne yapacakmışız bakalım?" dedi cevabını bildiği halde. "Dede biliyorsun ya, bugün bana hikaye anlatacaksın yerimizde." dedi çocuk. Dedesi çocuğun başını sertçe okşayarak "Tamam be yavrum ne kızdın sanki! O zaman her zamanki yerimizde buluşuyoruz." dedi. Gülüşerek birlikte evlerine girdiler.

    Gece olmuştu artık. Çocuk üstüne giydiği montuyla kapıda bekliyordu. Dedesi geldi ve birlikte yola koyuldular. Gittikleri yer evlerinin üstlerinde kalan bir tepeydi. Adam çocuğu kendisiyle kalmaya başladığı gün getirmişti buraya. Yaşadıkları köyü çepeçevre gösteren bu tepe yeryüzündeki ışıklarla, gecenin ışıklarının birbirine dokunduğu en güzel yerdi. Ağaçların ve çevrili bahçelerin içindeki çiçeklerin kokusu gittikleri yolda onlara eşlik ediyordu. Çocuk ne zaman buraya gelse önce donup kalmış gibi köyü seyrediyor sonra da otların üzerine uzanıp parmağıyla yıldızları göstermeye başlıyordu. Yine aynısını yaptı. Dedesi de hemen yanına uzanıverdi.

    "Dede şimdi herkes uyuyacak mı?"

    "Çoğu kişi bu saatlerde yatar yavrum. Ama biliyor musun, dünyamızın başka bir yerinde şimdi güneş var."

    Çocuk gözlerini kocaman açarak " Nasıl yani güneş evine gitmedi mi?" dedi, "Ama sen hep öyle anlatmıştın bana."

    "Hayır yavrum güneş aslında bizim misafirimiz, önce bize uğruyor sonra tüm insanları ziyaret ediyor. Aynı bizim komşularımızı ziyaret ettiğimiz gibi ama o hiç bizi ihmal etmiyor, her gün bize bakıyor."

    "Şimdi anladım dede. O zaman bu yıldızlarda ve benim yıldızımda başkalarını ziyaret ediyor. Ama başkası da benim yıldızımı isterse!"

    "O zaman siz arkadaş olursunuz oğlum. Sen yıldızınla konuşuyorsun değil mi?"
    Çocuk evet anlamında kafa salladı.

    "İşte başka biri de onunla konuşursa aynı ikiniz konuşmuş gibi olursunuz hatta belki rüyanda sana yıldızın gülümsemesini bile o söylemiştir."
    Çocuk heyecanlanmıştı.

    "Dede annem... Annemin olduğu yere de gider mi yıldızlar?"

    "Tabiki yavrum annenle konuştuğun zaman ona söylemelisin senin yıldızına bakmasını. O zaman yıldızına söylediklerini annen duyacaktır."

    "Tamam dede, bunu yarın anneme kesinlikle söylemem lazım."

    "Ee o zaman bu gece sana ne anlatacağımı merak etmiyor musun?"

    "Ediyorum dede, hemde çok."

    "Bugün sana bir kralın hikayesini anlatacağım. Ama uyumak yok tamam mı?"

    "Tamam söz!"

    "O zaman başlıyorum. Çok önceden ben bile dünyada yokken yaşayan bir kral varmış. Bu kralın yaşadığı ülkede hiç gündüz olmazmış. Sürekli kocaman yıldızların gökyüzünde doğduğu yerde yaşarlarmış. Kral gökyüzüne bakmayı çok severmiş. Gündüzün ne olduğunu başka ülkelerden gelenler sürekli anlatırlarmış. Ama o hiç merak etmezmiş. Çünkü biliyormuş ki hiçbir şey onun ülkesindeki yıldızlar kadar güzel olamazmış. Her zaman tüm çocuklarını ve halkı meydanda toplayıp gökyüzünü seyretmelerini emredermiş. Herkes gökyüzünde yıldızları seyredip evlerine dönermiş. Ama içten içe de hepsi güneşi, mavi gökyüzünü, bembeyaz bulutları merak edermiş.
    Bir gün halkın ileri gelenleri toplanıp ülkelerinin en uzak köşesinde yaşayan bilge keşişi ziyaret etmeye karar vermişler. Dağ yollarında bir sürü zorlu engeli geçip bilgenin yaşadığı mağaraya varmışlar. Bilgeyi ellerinde değişik taşlarla bir şeyler yapıyorken bulmuşlar. Aralarındaki en büyüğü konuşmaya başlamış. " Efendi Bilgemiz biz senden bir dilekte bulunmaya geldik." demiş. Bilge ağır ağır onlara dönerek " Gece parlayan yıldızları bir kere görmek istemezseniz onlarda bir daha size parlaklıklarını asla göstermeyecektir. Yinede dileğinizi benden istiyor musunuz?" demiş. Hepsi birden "İstiyoruz Efendi Bilge!" demişler. Büyük bir heyecanla ülkelerine güneşin doğacağı anı bekliyorlarmış. Bilge "O vakit çıkın yola. Ülkenize varmadan güneşin doğuşunu göreceksiniz." demiş. Halk sanki emir verilmiş gibi meydanda toplanıyormuş. Güneş yükselip aydınlık her tarafı kapladıkça hayret içinde herkes olduğu yerde öylece gökyüzünü seyrediyormuş. Güneş tepeye gelip ülkeleri ışıktan parlayınca gözleri kamaşmış herkesin. Kaçacak yer aramışlar. Karanlık yerler bulup kendilerini kapatmışlar. Aradan birkaç kişi cesaretle kafalarını gökyüzüne çevirip bakmış. Gördükleri masmavi gökyüzü, beyaz bulutlar karşısında büyülenmişler. Kral hayretle sarayının balkonundan gökyüzüne bakmış. Geceye olan sevgisi bir anda güneşi görünce yok olmuş. Güneşe aşık olmuş. Gözleri kıpkırmızı olup yaşlar akana kadar güneşe bakmaya çalışıyormuş. Bu işten kralın oğlu çok mutsuz olmuş. Yıldızları göremeyecek olması onu çok üzmüş. Zaman böylece akıp gitmiş ülkede. Ve bir gün Bilge ölmüş. O ölünce de büyüsü bozulmuş ve ülke kapkaranlık hale dönmüş. Artık yıldızlarda yokmuş. Herkes ellerinde mumlarla yollarını bulmaya çalışıyormuş. Kralın oğlu şimdi daha da üzgünmüş. Ülkesinde artık ne güneş varmış ne de yıldızlar.
    Bir gün bu ülkeyi başka biri ziyaret etmiş. Ülkenin halini görüp onlara acımış. Kralın oğlu her gün yıldızıyla konuştuğu tepeye çıkmaya devam ediyormuş ve oraya her gittiğinde kapkaranlık geceye bakıp ağlayarak dönüyormuş. Ziyaretçi onu tepede ağlarken görmüş. Yanına gidip neden ağladığını öğrenmiş. Kralın oğlu yıldızını çok özlediğini ama insanlarında güneşi çok sevdiğini anlatmış. Ziyaretçi cebinden değişik taşlar çıkarmış ve bazı şeyler okumaya başlamış. Kralın oğlunun gözyaşları taşlara düşüyormuş. Ziyaretçi " Haydi artık ağlama. Evine git ve uyu. Yarın güzel şeyler olur belki." demiş. Kralın oğlu ertesi gün uyandığında her tarafı aydınlık görmüş. Bundan hiç mutlu olmamış. Vakit ilerledikçe güneş gidiyormuş. Karanlık olmaya başlamış. Kralın oğlu tepedeyken gözlerinin ona oyun oynadığını sanmış ama yıldızlar doğuyorlarmış. Kendi yıldızını görünce yine ağlamaya başlamış. Bu kez çok mutluymuş. İçinden " Bir daha hiç seninle konuşamayacağımı sanmıştım." demiş yıldızına. Yıldızı da o sırada göz kırpar gibi parlamış. Dünkü adam yine gelmiş ve elini kralın oğlunun omzuna koyarak " Senin ve yıldızının dostluğu bu ülke için aydınlık olacak. Bundan sonra aynı gün hem güneşi hem de yıldızları göreceksiniz. Güneş gidecek yıldızlar gelecek, yıldızlar gidecek güneş gelecek. Bir daha hiç karanlık olmayacak." demiş. Ülke bundan böyle aynı bizim gibi gece ve gündüz olarak yaşayıp gitmişler."

    Adam torununa döndüğünde onu gözleri kapalı halde buldu. Uyuduğunu düşündü. Çocuğu kucağına almak için hareket ettiği sırada çocuk gözlerini açtı.
    "Hani uyumayacaktın." dedi adam.
    "Uyumadım dede. Hayal ettim kendimle yıldızımı. Ama o sırada annemi gördüm. Bahçedeki çiçeğin yanında oturuyordu. O yüzden gözümü açmak istemedim." dedi çocuk.
    Adam şaşırmıştı. Gülümsedi ama bir şey demedi. Birlikte evlerinin yolunu tuttular. Bahçeye girdiklerinde ayın altındaki çiçeğin açtığını gördüler. Adam gözyaşlarını tutmakta zorlanıyordu.
    "Sanırım yıldızın annene söylemiş arkadaş olduğunuzu ve o da artık yıldızınla arkadaş." dedi kızının mezarının üstündeki çiçeği okşarken.
    "Biliyordum dede annem yıldızımın yanında, beni duyuyor. Çiçeğe de annem su verdi biliyorum. Hadi gidip yatalım rüyamda annem yıldızımla bana gelecek biliyorum." dedi çocuk ve koşarak eve girdi. Yatağına yattığıyla uyuması bir oldu. Rüyasında gerçekten annesi elinde kocaman gülümseyen bir yıldızla ona doğru geliyordu.
  • Beni görmüş rüyasında...
    https://youtu.be/mHAbgUZYzs0
  • Beni görmüş rüyasında , rüyası batsın dünyasında...
  • 383 syf.
    ·Puan vermedi
    DİLEYİN, SİZE VERİLECEKTİR; ARAYIN, BULACAKSINIZ; KAPIYI ÇALIN SİZE AÇILACAKTIR (matta 7 : 7)



    Hayata bakış açımı değiştiren bir eser söylemem gerekseydi eğer bu kitap kuvvetle muhtemel ms 2150 olurdu. Makro felsefenin dibine dibine vurmuş thea Alexander. bu kitabı okumayan çok çok çok şey kaybeder.
    .
    .
    .
    .
    Yıllardır hep okumak istediğim ama daima araya başka kitaplar girdiği için bırak ertelediğim bir kitaptı 2150.  Kitabı okuyup bitirdikten sonra keşke bu kadar bekletmeseymişim diye çok yakındın açıkçası. Bugüne kadar okuduğum bilim kurgu kitapları arasında okuduğum en ilginç eserdi. Felsefe ile bilim kurgunun mükemmel bir şekilde harmanlanmasi ile birlikte yazarımız ortaya harikulade bir kitap çıkarmış. Baş karakter jon ve arkadaşı Karl psikoloji üzerine doktora yapmakta ve aynı evde yaşayan iki arkadaştır. 1976 yılında yaşamaktadırlar . Jon , bir gün uyuduğunda rüyasında kendini bulundukları yıldan tam 174 yıl sonrasında bulur yani 2150 yılında. Jon 1976 yılında uyandığında rüyasında görmüş olduğu bu dünyayı ve bu dünyada her uyanıp uyandığında yaşamış  olduğu olayları günlüğüne yazmaya başlar   Burda yani 2150 yılında hayat o kadar gelişmiştir ki hırsızlık, cinayet vs olmadığı için ne mahkemeler  var ne de avukata ihtiyaç var çünkü zaten toplumda güven ve düzen vardır. Hastalıklar da olmadığı için herkes sağlıklıdır bundan mütevellit doktora da ihtiyaç duyulmaz. Çocukların eğitimi günümüzde olduğu gibi ya da Jon'un geldiği 1976 yılında olduğu gibi dört duvar arasında sadece kuru bilgilerle değil tamamen uygulamaya yönelik, daha çok çocukların kendi yetenekleri doğrultusunda eğitim verilmektedir. 2150 yılında yaşayanlara göre onların bulunduğu dünya makro dünya iken yani en üst seviyeye gelmişken 1976 yılı mikro dünyadır. 2150 yılındaki bir diğer özelliklerden biri de kişiler telepati yolu ile anlaşabilmektedir. Yani kişiler konuşmadan dahi akıllarından neler geçtiğini anlayabilmektedir.   Ayrıca aileler istedikleri kadar çocuk da yapamıyorlar sadece çocuklarına gerçekten bakabilecek durumda olanlara çocuk yapma hakkı verilmekte çünkü onlara göre aileler çocukları yapar ama onlara değer verilmeden sevgi gösterilmeden çocuk büyütürse ilerde  ciddi psikolojik sorunların ortaya çıkabileceğini düşünmektedirler ki ben bu düşünceyi çok sevdim. Bu dünyada yaşamayı ister miydim  diye çok sordum kendime yanıtım hem evet hem hayır. Bazı yönlerden güzel olabilir hatta pek çok iyi yönü var ki bunlardan bazılarına yukarıda ana hatları ile olmasa da değindim. Hayır dememin sebebine de gelince yani avukatlara iş kalmaması mahkemelerin olmaması işimi biraz güçleştirebilir .  Şaka maka bizim yaşadığımız dünyadan kat be kat güzel olduğu kesin o yüzden evet, Bu dünyada yaşamayı isterdim. 1984 , cesur yeni dünya ve diğer tüm bilim kurgu eserlerine tabi ki saygı duyuyorum ama bu kitabın da kesinlikle onlardan aşağı kalır yanı yok. Mutlaka ama mutlaka okuyun zira en başta da dediğim gibi hayatınızı değiştirebilecek hayata bakış açınızı genişletebilecek bir eser. Kitabın arka kapağında da yazdığı üzere " bu okuyup birr kenara koyabileceginiz bir roman değil, yaşamınıza uygulayabielceginiz bir makro felsefedir. Iyi ki bu kitaba denk gelmişim, iyi ki 2150 yılında jon ile birlikte seyahat etmişim,  iyi ki thea Alexander bu kitabı yazmış ,iyi ki okumuşum, iyi ki... zaten kitabın sonunda meydana gelen olaylar beni benden aldı. İsmail abinin deyişiyle olaylar olaylar . Benim tek diyebileceğim okumanız gerektiği. Karar sizindir. Huzurlu okumalar
  • Gözüpek, yürekli, ele avuca sığmaz, güçlü ve nazik bir genç olarak yetişti ve Vezirin yaşça ona denk oğullarının dostluğunu kazandı ve genç emirler içinde yaşıtı olanlarla o derece yakınlık kurdu ki, bir gece ıssız bir yerde toplanıp tatlı tatlı söyleşmek üzere yaygıları altlarına serdiler ve birbirleriyle sözlerini hiç sakınmadan, senli benli konuşup güler ve aralarındaki sır perdelerini kaldırırken onlara şöyle dedi, "Ninem, usta bir kahin ve falcıydı; bir gece rüyasında bir şey görmüş; bunu, oğullarından veya torunlarından birinin bir gün büyük topraklar fethedeceği, geniş insan yığınlarına hükmedeceği ve Yıldızların ve o devrin Krallarının Efendisi olacağı şeklinde yorumlardı. İşte o adam benim ve o devir de bu devir; haydi bakalım; şimdi benim arkam, elim, kolum, sırtım, böğrüm olmaya ve beni asla yaya bırakmamaya ant için"
    Justin Marozzi
    Sayfa 52 - Arabşah