Ey vahdet! Bahr-i bîpâyan! Sensin mevce-zen Kesret-i emvâc içinde rûnüma sensin yine Bin isim, yüz bin çeşit vermişsen de kendine Her ne dense, asuman, eflâk, ervâh, beden
Yalnız sensin, sen!
Dikkat ve imanla baksa çeşm-i insan âleme Asumana, kubbe-yi minâya, mihr-i envere Âlem-i bâlâya, arşa, bir de bu esfel yere Dûrbîn-i marifetle baksa vech-i âdeme
Yalnız sensin, sen!
Sünbül ü reyhanda da, şevke ve gîlânda da Dilhıraş feryadı arslanın, nevâsı bülbülün Gonçe-yi şevkbahşı, bûy-i ruhnüvâzı bir gülün Zerre-yi câmidde de en ufak hayvanda da
Yalnız sensin, sen!
Cümle havâssımda, kalpte, akl u vicdânımda Sevk-i aşkla mest ü bîhûş kaldığım demlerde Hasret ü firkatle sûzan bîkarâr cânımda
Yalnız sensin, sen!
Âğûş-ı vuslatımda mehlika lerzân iken
Câvidanî bir hayatı sığdırırken âna
Bîhuş nigerân olurken kar gibi gerdâna
Havl-i ulviyyette ruhum vâlih-ü hayran iken
Yalnız sensin, sen!
***
Ey birlik! Engin deniz! Sensin dalgalanan
Dalgaların yoğunluğu içinde yüzünü gösteren sensin, sen
Bin isim, yüz bin çeşit vermişsen de kendine Her ne dense, asuman, eflak, ruhlar, beden
Yalnız sensin, sen!
Dikkat ve imanla baksa insan gözü âleme
Gökyüzüne, mine renkli kubbeye, parlak güneşe
Yüce âleme, arşa, bir de bu en aşağıdaki yere
Marifet dürbünüyle baksa insanın yüzüne
Yalnız sensin, sen!