• Siteye girdim +100 bildirim yazıyor. Birisine bir şey mi yaptım yahu dedim içimden. Bir ankete öylesine yorum atmıştım. Oraya yorum yağmış. İnceleme veya alıntı yazınca 3-5 kişi beğenince insan böyle bildirimi görünce tedirgin oluyor. :)
  • Kitap ile mesleğim gereği haşır neşir oldum. Ülke gündemi her ne kadar ünlülerin aşk hayatıyla kaynıyor olsa da aşina olduğum bir konu ensest vakaları. Aşinalık derken bunu üzülerek söylediğimi belirtmeliyim çünkü aşina olduğumuz nice sosyal sorun arasında yitip normalleşmesini istemediğimiz bir durum. Öncelikle sağlam bir psikoloji ve emek gerektiren bu çalışmasından, ensest mağdurlarının sesi olmasından ötürü Büşra Sanay’ı kutluyorum. Ensestin sosyal, hukuki, dini, psikolojik boyutu detaylıca incelenmiş. Bu noktada eleştirim kitabın (belki de toplumun buna ihtiyacı vardır bilemiyorum) ensesti sıfırdan ele alması ve röportajlarda çok sayıda tekrara yer vermesiydi. Bir sosyal hizmet uzmanı olarak Hukuken ensestin yasal boyutundaki eksiklikten ziyade uygulamadaki eksiklik olmasının, meslek erbabına karar vericilikte çok kaygan ve geniş bir alanda rol verilmesinin doğru olmadığının, bildirim yükümlülüğü yaptırımlarının halk tarafından yeterince bilinmediğinin, çocuğun rızası ve istismarın nitelikli olup olmadığı tartışmalarının gereksizliğinin, çocuk izlem merkezi sayılarının yetersizliğinin, Personel ve aile eğitimlerinin içerik ve kapsamının dar oluşunun, yazılı ve görsel medyanın bu husustaki yetersizliğinin, çocuğa yönelik aile içi cinsel eğitimin gerekliliğinin altını çiziyorum. Özellikle konunun kilit noktasında annelerin bulunduğunu nerdeyse her vakada pasif anne modelinin vakayı gizleme eğilimine ivme kazandırdığını görüyoruz. Ensest Türkiye’nin ne yazık ki bir gerçeğidir. Bizler ensestin niteliğinden ziyade önlenmesi, çocukların ıslahı konularına ağırlık vermeliyiz diye düşünüyorum
  • Uygulamayı severek kullanıyorum. Daha da iyileştirilmesi için hakkında iki tane önerim olacaktı. Birincisi uygulama kapalıysa mesajlarda bildirim gelmiyor. Bu da karşı taraf ile iletişimimizi zayıflatıyor. Bu bildirim gelmesi imkansız bir şey değilse düzenlemenizi rica ediyorum. İkincisi ise burada okuduğumuz kitaplar aylık kategorilerde olsa daha hoş olabilir. Mesela ağustosta kaç kitap okuduğumuzu eylülde kaç kitap kitap okuduğumuzu daha rahat bir şekilde görsek keşke. Hedefleri sadece yıllık bazda değil de aylık bazda da yapsak ..
  • Bundan yaklaşık bir 2 saat önce şiir paylaşmıştım. Herhangi bir bildirim falan gelmedi. Ama gün içinde paylaşılmış "Boynunuz kaç? Benim: 1.70" gibi saçma sapan bir ileriye 30 beğeni + 40 yorum gelince, insan ister istemez 1000kitap'ın kitlesi ve beğenilerri konusunda şüpheye düşüyor.

    Ha istenen "Günaydınnnnnnnn" , "Çok sıkılıyorummmmmmm" , "Sevdiğiniz kişinin adı soyadı baş harfleri neler????" gibi şeyler paylaşıp günü geçirmek mi? Sanırım cevabı evet bu sorunun. O yüzden ben de artık buraya ek bir şey paylaşmamaya karar verdim. Okuduklarımın bir sanal listesinden öteye gidemez gitmeyecek bu mecra. Kutlarım "İyi akşamlaaaaaar"cılar. Site artık sizindir.
  • Özettir
    Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün
    KİTAP:
    Kur’an kendinden ‘kitab’ olarak bahsettiğinde, henüz vahye ve tenzile konu olmamış sözlü (kavli) bir formu söz konusu etmektedir. Kitab ilahi bilgiyi ifade etmekte, bu bilginin peygambere bildirimi ise vahiy ve tenzil olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda kitap, Allah’ın ilmini ve hükmünü (ilahi otorite) temsil eden mecâzi bir kullanıma sahiptir. Allah’ın ilmi ve kitap arasındaki ilişkiyi açık bir şekilde şu ayette görmek mümkündür:

    “Bilmez misin ki kuşkusuz Allah gökte ve yerde ne varsa hepsini bilir. Şüphesiz bunların hepsi kitaptadır. …”.

    Kitab, olmuş-bitmiş bir müstakil eseri değil, bu bilgisel kaynakla bağlantılı olarak bir iletişim sürecini sembolize eder. Bu süreçte sebeb-i nüzul denen olaylara bağlı olarak ayetlerin indirilmesi söz konusudur (tenzil). Tenzil yine olgunun gerektirdiği durumlarda inmektedir. Aktüel yaşama peygamber vasıtasıyla yapılan bu müdahale yazılı değil, sözlüdür (kavli). Bu sözlü olma ve bir sürece yayılma durumu, toplumu ıslah etme ve değiştirme yöntemi açısından bakıldığında, en işlevsel iletişim ve ikna metodu olarak görünmektedir.

    TENZİL:
    Tenzil, n-z-l kökünün türevi olarak “nezzele, enzele” formlarında kullanılan fiil, mekânsal bir ifadeyle ‘iniş, yahut aşağıya inme’yi ifade etmektedir. Tenzil Kur’an’ın Allah katından geldiğini, iletişimin sözel formunun yukarıdan aşağıya doğru olduğunu göstermek ve vahyin peygamberin kendi uydurması olmadığına vurgu olmak üzere kullanılmaktadır.

    Kur’anın tenzili sözeldir. Bunu ifade etmek üzere Kur’an-ı Kerim kendisi için kur’an (okuma) ve kavl (söz) isimlerini kullanmaktadır. İnsanların (müşriklerin ve ehl-i kitabın) kendilerine yazılı formda bir kitap gönderilmesi gerektiği yönündeki talepleri ise reddedilmektedir:

    “Eğer sana kağıda yazılı bir kitap indirseydik, onlar da elleriyle ona dokunsalardı, inkar edenler yine “Bu açık büyüden başka bir şey değildir” derlerdi”.[En'am:7]

    “Hatta onlardan her biri kendisine [içinde Allah'tan gelmiş kitap bulunan] açılmış sahifeler verilmesini ister.” [Mukatil-Tefsir-i Kebir-Müddesir:52]

    "İnsanlardan bazıları: "Ey Muhammed, eğer sana uymamızı istiyorsan falan ve filanlara, sana uymamızı emreden özel bir kitap getir." dediler. [Taberi – Camiû'l Beyan – Müddesir:52]

    “Ehl-i Kitab (yani, yahudiler) senden kendilerine semadan bir kitab indirmeni istiyorlar. Musa'ya bundan daha büyüğünü teklif etmişlerdi, "Allah'ı bize cehreten {yani, gözlerimizle görecek şekilde (mu'ayeneten)} göster" demişlerdi.”[Mukatil - Tefsir-i Kebir -Nisa:153]

    Bu gibi ayetler kur'an'ın, insanların tahayyül ettikleri şekilde somut bir varlık tarzında melek tarafından indirilmediğini de ifadelendirilmektedir.

    Kur’an'ın aktif ve dinamik bir sürece eşlik ederek tamamlanma arzusu, onun baştan bitmiş bir kitap olarak düşünülmesini engeller. Tanrı’nın kelamını, kitabını, hükmünü, hitabını peygamber yoluyla alan insanlar, bunu bir hidayet (doğru yolu bulma) ilişkisi olarak kabul ederler. Kur’an’da yer yer kullanılan: “sana soruyorlar, … “onlara de ki” formu kitabın bitmiş olmasını değil, olmakta oluşunu gösterdiği kadar, vahiy sürecinin inter-aktifliğini de gözler önüne koymaktadır.

    VAHİY:
    Vahiy, kök anlamı olarak, “gizlilik içinde bir haber iletmeyi” ifade eder. Bu bildirim ilham, işaret, ima, yazı ve söz (kelam) ile bildirim gibi tarzları da kapsar. Cebrail, (Güvenilir Ruh / er-Ruh el-Emin) vahiy temsilcisidir ve vahyi peygamberlerin kalbine indirir. Kur'an'ın “Biz sana emrimizden ruh vahyettik/emrimizin ruhunu vahyettik” vb. ayetlerindeki “Emrimizden ruh, emrin ruhu, emrimiz olan ruh” gibi terkipleri, vahyin aşkın bir kaynaktan yani Allah’tan sadır olduğuna hiçbir şüphe bırakmamakta, böylece de vahyin dışsallığı tezi doğrulanmaktadır.

    Vahyi getiren ruh yahut ruhi temsilcidir. Bu ruh Kur’an’da melek ve Cebrail’le özdeşleştirilmektedir. Bir melek olarak Cebrail ayrı bir isimlendirmeye sahip olsa da Allah’tan bir unsurdur. Bu Allah’ın sıfatları gibi, Kelamcıların yaptığı çözümleme hatırlanırsa, Allah’ın ne aynısı ne de gayrısıdır. Ama Allah’tandır (Min emri rûhihi). Peygamberlere gönderilen melekler “Emr’in Ruhu’durlar”.

    Allah katında bütün ilahi kitapların kendinden neşet ettiği bir vahiy kaynağı vardır. Bu kaynak koruma altındadır (Buruc 85: 22), ana kitaptır (Ra’d 13, 39) ve saklı kitaptır (Hadid 57: 78). Bu mutlak ilahi kelamdır (logos) ve peygamberlere inen vahyin asıl nüshasıdır. O halde “Emr”, bunların toplamına işaret eden bir terimdir. Vahyin, Emr’in ruhu veya Emr’den ruh olarak anılması, gelmekte olan şeyin Emr değil Emr’in ruhu olduğu anlaşılır.

    Ruh, Emr (asıl söz/kelam)'in özünden doğar ve peygamberin diliyle muhataplara iletilir. Her peygamber evvelemirde kendi halkına gelse ve onlara kendi dillerinde hitap etse de (İbrahim 14: 4) bütün mesajların kaynağı bu evrensel ve aşkın değer olan logostur. Bu durumda peygamberler bütün varlık ve hayatın ana kaynağından doğan olağanüstü veya özel bir kuvveyi alıp aktüelleştirirler. Bu kuvve peygamberlerin kalbini bir güç/nur ile doldurur; bununla onlar olup-biteni, başkalarında mümkün olmayan bir şekilde görürler ve anlarlar. Bu anlamanın ardından hemen uygulamalar gelir ve muhatapların hayatı değişir. Her zaman yenilenen ve yenileştirici olan bu ruh, bütün varlık ve hayatın yenileşme kaynağından başka bir şey değildir. O, insan ne zaman kendi hatalarıyla ahlaki olandan saparsa, onları tekrar eski olağan iyi hallerine geri getirme ümidinin beslenmesine de sebep olan iyilik ve hikmet kaynağıdır.

    KAYNAK:
    Prof.Dr. Şaban Ali Düzgün - Kur'an'ın Oluşumu (Vahiy Süreci)
    KELAM ARAŞTIRMALARI 5:2 (2007), Sayfa: 1–14.